2018 Yılında En Çok Okunan İçtihatlar

Yılın son gününde, 2018 yılı içinde en çok okunan kararları kategorilere göre ayırarak derledik.

En çok okunan kararları belirlerken, 2018 yılında veritabanımıza eklediklerimiz arasından seçim yaptık:

AİLE HUKUKU

DÜĞÜNDE TAKILAN TAKILARININ EVLİLİK BİRLİĞİ İÇERİSİNDE BOZDURULMASI – DAMADA TAKILSA DA ZİYNET EŞYALARININ KADINA AİT OLDUĞU – DAVALININ İADEYLE YÜKÜMLÜ OLDUĞU
Özet: Davalı savunmasında ve özellikle temyize cevap dilekçesinde; düğünde kendi ailesi ve akrabaları tarafından takılan 15-20 adet küçük altının bozdurulduğunu beyan etmiştir. Davalının bu beyanı kendisini bağlar. Dairemizin yerleşik içtihatları da dikkate alındığında, düğünde damada takılan ziynet eşyalarının da davacı kadına ait olduğu açık olduğu gibi, davalı kocanın, evlilik birliği içinde bozdurularak harcanan ziynetlerin, rızayla ve iade şartı olmaksızın kendisine verildiğini ispatlayamadığı, bu nedenle bozdurulduğunun kabulünde olan ziynetleri iadeyle mükellef olduğu hususu tartışmasızdır.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASININ ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINA ÇEVRİLMESİ – TEMYİZ DİLEKÇESİ İLE İRADE BEYANINDAN DÖNÜLMESİ
Özet: Tarafların sundukları anlaşmalı boşanma protokolü ve aynı tarihli celsedeki beyanlarıyla çekişmeli boşanma davası anlaşmalı boşanma davasına çevrilmiş, mahkemece de taraflarca hazırlanan protokol hükümleri doğrultusunda boşanmalarına karar verilmiş ise de; davalı erkek sunduğu temyiz dilekçesiyle anlaşmalı boşanmaya ilişkin irade beyanından dönmüştür. Gerçekleşen bu durum karşısında, taraflar arasında görülen davanın, Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi uyarınca çekişmeli boşanma davası olarak tekrardan ele alınması gereği hasıl olmuştur. O halde, mahkemece mevcut dosya kapsamı dikkate alınarak Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi çerçevesinde yargılamaya devamla delillerin bu çerçevede değerlendirilip bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

BOŞANMA VE ZİYNET ALACAĞI DAVALARININ AYRI BİRER DAVA OLDUĞUNDAN DOLAYI FERAGAT BAKIMINDAN AYRI AYRI HÜKÜM KURULMASI GEREKTİĞİ -VELAYETİN ANNE VEYA BABAYA VERİLMESİNDE ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARININ GÖZETİLMESİ GEREKTİĞİ – ÇOCUĞUN VELAYETİNİN VERİLMESİNDE EKSİK İNCELEME YAPILDIĞI
Özet: Dava, boşanma ve ziynet alacağına ilişkin olup, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesi bakımından kararın onanmasına fakat dosyanın incelenmesinde; davalı-karşı davacı kadının feragatinin sadece boşanma davasına yönelik olduğu anlaşılmış, bu durumda davalı-karşı davacı kadının ziynet alacağı talebi ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmaması ve de ortak çocuklar olan 2002 doğumlu Betül ve 2008 doğumlu Meryem’in velayetleri babaya verilmesinde idrak çağında olan her iki çocuğun da mahkeme huzurunda dinlendikten sonra, diğer delillerle birlikte değerlendirilip, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla velayet yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunup, bozmayı gerektirmiştir.

AVUKATLIK HUKUKU

AVUKAT VE MÜVEKKİLİ ARASINDA YAZILI ÜCRET SÖZLEŞMESİNİN BULUNMAMASI HALİNDE DAHİ VEKALET ÜCRETİNİN ALINABİLECEĞİ – %10 VE %20 ARASINDA ORAN BELİRLENİRKEN HANGİ ÖLÇÜNÜN ESAS ALINDIĞININ DA GEREKÇELENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ
Özet: Vekalet ücreti alacağına yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında, mahkemece itirazın iptaline karar verilmiştir. Her ne kadar taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmasa da davalı … tarafından davacı avukata vekaletname verildiği ve davacının davalıyı davalı vekili olarak … 6. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/975 Esas, 2011/789 Karar sayılı dosyasında temsil ettiği sabit olup, taraflar arasında artık sözleşme ilişkisi kurulduğunun ve davalının vekalet ücretinden sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Ancak davanın ve takibin parayla değerlendirilmesi halinde %10 ile %20 arasında oran belirlenirken hangi ölçünün esas alındığının da gerekçeli olması gerektiğinden mahkemece avukatlık ücret alacağına ilişkin %15 uygulanmasının somut yasal dayanakları gösterilerek hüküm tesis edilmesi gerekirken yazılı şekilde soyut ifadelerle hüküm tesisi bozmayı gerektirir.

HAKSIZ AZİL DURUMUNDA DAVALARIN SONUÇLANIP SONUÇLANMADIĞINA BAKILMAKSIZIN AVUKATIN VEKALET ÜCRETİNE HAK KAZANACAĞI – BORÇLAR KANUNU VE AVUKATLIK KANUNU GEREĞİNCE VEKİLİN GÖREVİNİ SADAKAT VE ÖZEN YÜKÜMLÜLÜKLERİNE UYGUN İFA EDİP ETMEDİĞİNİN; AZİLİN HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI VE DÜRÜSTLÜK KURALLARINA AYKIRI OLUP OLMADIĞININ ARAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ 
Özet: Dava konusu avukatlık sözleşmesi kapsamında açılması gereken bir kısım davaların açılıp takip edildiği, bir kısmının sonuçlandığı, bir kısmının halen derdest olduğu, sözleşme süresinin bitmesinden iki yıl sonra davacının ‘görülen lüzum üzerine’ azledildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Mahkemece, davacının vekalet görevini yerine getirirken Borçlar Kanunu’nun 390. ve Avukatlık Kanunu’nun 34. maddeleri gereğince vekalet görevini sadakat ve özenle ifa edip etmediği, davaların 2 yıl içinde tamamlanamamasına, kendi kusur ve ihmalkar davranışlarıyla sebebiyet verip vermediği, davalının duruşmalara bizzat katılıp katılmadığı, katılmış ise duruşma oturumlarına tevkil edilen avukatların girmesine icazet vermiş sayılıp sayılmayacağı, davaların sonlandırılma aşamasına gelindiğinde ve karşı tarafla sulh görüşmelerinin başladığı bir dönemde bu hususun azil nedeni olarak ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması ve objektif dürüstlük kurallarına aykırılık olup olmadığı karar yerinde tartışılıp değerlendirilmemiştir. Özel Dairece bu hususlara değinen bozma ilamına direnilmiş ise de azlin haksız olması halinde vekil sözleşme konusu davaların sonuçlanıp sonuçlanmadığına bakılmaksızın ücrete hak kazanacağından uyuşmazlığın çözümünde azlin haklı olup olmadığı hususunun yöntemince araştırılarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

AVUKATLIK HİZMETLERİNİN HİÇBİR UNVAN ALTINDA MARKA TESCİLİNE KONU OLAMAYACAĞI – TARAFLARIN AVUKATLIK HİZMETİ VERMESİ VE TESCİL KAPSAMINDAKİ DİĞER HİZMETLERE YÖNELİK FAALİYETLERİNİN BULUNMAMASI – DAVALININ AVUKATLIK HİZMETLERİNE YÖNELİK KULLANIMININ DAVACI TARAFINDAN ENGELLENEMEYECEĞİ 
Özet: Uyuşmazlık; tecavüzün önlenmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının 45. sınıfta tescilli markasının bulunduğu, davalının aynı iş kolunda aynı ibareyi kullanmasının davacının tescilli markasına tecavüz niteliğinde olduğu gerekçesiyle davalı tarafından anılan ibarenin kullanılmasının önlenmesine karar verilmiştir. Ancak … Yönetmeliği’nin 6/son maddesinde “Avukatlık Hizmetleri”nin hiçbir unvan altında marka tesciline konu olamayacağı düzenlenmiştir. Bu bakımdan, davacının markasının (45. sınıf hukuk hizmetleri “sınai ve fikri mülkiyet hakları konusunda danışmanlık hizmetleri dahil”) kapsadığı hizmetlerin içinde de avukatlık hizmetleri bulunmamaktadır. Tarafların avukatlık hizmeti verdiği, tescil kapsamında bulunan diğer hizmetlere yönelik bir faaliyetlerinin bulunmadığı ve buna ilişkin bir iddia da olmadığına göre davacının davalının avukatlık hizmetlerine yönelik kullanımını engelleyemeyeceği gözetilmeden davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.

BİLİŞİM HUKUKU

KREDİ KARTI İLE SATIN ALINAN MAL TESLİM EDİLMEZ İSE KREDİ KARTINI VEREN BANKANIN CHARGEBACK (TERS İBRAZ) KURALLARINI İŞLETEREK MÜŞTERİ TARAFINDAN ÖDENEN BEDELİ KREDİ KARTINA İADE ETMESİ GEREKTİĞİ 
Özet: Uyuşmazlık; sihirlikazan.com sitesinden davalı banka tarafından verilmiş kredi kartını kullanılarak yapılan toplam 11.900,48-TL tutarlı alışverişte, satın alınan ürünlerin teslim edilmemesi üzerine davacının davalı bankaya başvurarak chargeback kuralları gereğince ödediği bedelin kredi kartına iadesini talep etmesine rağmen davalı bankanın haksız yere talebi reddettiği iddiası ile 11.900,48-TL’nin yasal faiziyle iadesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Bankanın chargeback (ters ibraz) kuralını işletmesi gerekirken işletmeyerek kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 8.898,03-TL ve 2.996,49-TL tutarlı alışveriş bedellerinin taksit ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi hukuka uygun olduğundan kararın onanması gerekmiştir.

FETÖ/PDY’YE ÜYE OLMA SUÇU – BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİNİN KİŞİNİN ÖRGÜTLE BAĞLANTISINI GÖSTEREN BİR DELİL OLDUĞU – CGNAT KAYITLARININ ÖZET VERİ OLMASI NEDENİYLE TEK BAŞINA KİŞİNİN BYLOCK KULLANICISI OLDUĞUNU GÖSTERMEDİĞİ – ANCAK OPERATÖR KAYITLARI VE USER-ID EŞLEŞTİRMESİ DOĞRU YAPILABİLEN KİŞİLERİN GERÇEK BYLOCK KULLANICISI OLDUKLARININ KABULÜ GEREKTİĞİ
Özet: Kamu davası; silahlı terör örgütü FETÖ/PDY’ye üye olma suçuna ilişkindir. Ancak peratör kayıtları ve User-ID eşleştirmesi doğru yapılabilen kişilerin gerçek ByLock kullanıcısı olduklarının kabulü gerekeceğinden, kişinin örgütsel gizliliği sağlamak ve haberleşmek amacıyla ByLock sistemine girdiğinin ve bu sistemi kullandığının, User-ID, şifre ve grup elemanlarını içerir ByLock tespit değerlendirme tutanağı ve CGNAT kayıtlarını içeren belgeler ile kesin olarak kanıtlanması zorunludur. Somut olayda; KOM Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 09.01.2017 tarihli belgeye dayanılarak ByLock kullanıcısı olduğu kabul edilerek mahkumiyetine karar verilen sanığın kimlik bilgilerinin istinaf aşamasından sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Bylock uygulamasına yönlendirme yaptığı tespit edilen “morbeyin” listesinde yer aldığının bildirilmiş olması karşısında hukuki durumunun yeniden değerlendirilerek tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüştür.

ONLINE OYUN KARAKTERİNİN ÇALINMASI – EKONOMİK DEĞER TAŞISA DA VERİNİN TAŞINIR MAL HALİNE GELMEYECEĞİ – TCK 244/4 MADDESİNDE BELİRTİLEN SUÇUN OLUŞTUĞU
Özet: Verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilip, bundan da yarar sağlanmasının; ekonomik değer taşısa dahi veriyi taşınır mal haline getirmeyeceği, bu itibarla; suçun sübutu halinde eylemin, TCK’nın 244/4. maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

CEZA HUKUKU

BYLOCK HIS (CGNAT) SORGU SONUÇLARININ DURUŞMADA SANIK VE MÜDAFİİNE OKUNARAK DİYECEKLERİNİN SORULMASI GEREKTİĞİ – BYLOCK KİMLİĞİ VE YAZIŞMA İÇERİKLERİ İLE HTS KAYITLARININ KARŞILAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ – CEZANIN İNFAZINDAN SONRA DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİNİN UYGULANMASINA KARAR VERİLMEMESİ
Özet: Kamu davası; silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkindir. Sanığın ByLock kullanıcısı olduğunu bildiren ByLock HIS(CGNAT) sorgu sonuçlarının CMK 217 uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyeceklerinin sorulması, ByLock programı kullanıcı kimliği olan ID numarası ve varsa yazışma içeriklerinin tespiti için “Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” ile söz konusu GSM hattının ve cep telefonunun baz istasyonlarını gösterir HTS kaydı getirtilip karşılaştırılması ile tüm dosya kapsamının bir bütün halinde değerlendirilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken sanığın ByLock kullanıcısı olduğuna dair Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen eksik ve yetersiz olan yeni ByLock CBS sorgu sonucuna dayanılarak karar verilmesi ve hapis cezasına mahkumiyetine ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilen sanık hakkında TCK 58/9 uyarınca cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmemesi, bozmayı gerektirmiştir.

CEP TELEFONU İLE SOKAKTA YÜRÜYENLERİN KALÇA BÖLGESİNE ODAKLANARAK RESİMLERİNİ ÇEKME – KİŞİSEL VERİLERİN KAYDEDİLMESİ DEĞİL, ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ SUÇUNUN OLUŞTUĞU
Özet: Kamu davası; kişisel verilerin kaydedilmesi suçuna ilişkindir. Sanığın sokakta gezen şikayetçilerin arkasından yürüyerek cep telefonunun kamerası ile şikayetçilerin kalça bölgesine odaklanarak resimlerini çekme şeklinde sübutu kabul edilen eyleminin TCK 134/1’de düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu gözetilmeden delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek aynı Kanun 135/1’de düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

CEZA MUHAKEMESİNDE KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞI KARARI VERİLEMEYECEĞİ – YÖNTEMİNCE DÜZENLENMİŞ İDDİANAME KARŞISINDA YARGILAMA YAPILARAK HÜKÜM VERİLMESİ GEREKTİĞİ
Özet: Sanık … hakkında tehdit suçundan Çınar Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/396 soruşturma, 2017/152 esas, 2017/151 numaralı ve 19/04/2017 tarihli iddianamesinin yöntemince düzenlendiğinin anlaşılması karşısında, mahkeme tarafından yargılamaya yapılarak mevcut delillere göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle CMK’nın 223/1. maddesinde belirtilen ve davayı esastan çözümleyen hükümler arasında da sayılmayan karar verilmesine yer olmadığına dair karar kurulmasında isabet bulunmamaktadır.

GAYRİMENKUL HUKUKU

TAPU İPTALİ VE TESCİL – İPOTEĞİN FEKKİ – TAPU İPOTEĞİNİN İPTALİ – İPOTEK LEHTARININ DAVAYA DAHİL EDİLMEK SURETİYLE DİNLENEMEMESİ
Özet: Davada, ipoteğin fekki de talep edilmiş, ipotek alacaklısı banka, dahili davalı dilekçesi ile davalı olarak davaya katılması sağlanmak istenmiş ise de; ipotek lehtarının davaya dahil edilmek suretiyle dinlenebilmesi mümkün değildir. Bu durumda, mahkemece, ipoteğin tutarının dava konusu olan bağımsız bölümün payına isabet eden tutarı üzerinden harç hesaplanması gerekirken, ipotek bedelinin tamamı üzerinden harç yatırılmasının istenmesi de sonuca etkili olmayacaktır. Açıklanan nedenlerle, mahkeme kararının yukarıda yazılı gerekçelerle onanması gerekirken sehven bozulduğu bu kez yapılan incelemede anlaşıldığında karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmiştir.

ORTAKLIĞIN AYNEN TAKSİM YOLUYLA GİDERİLMESİ İSTEMİ – KAT MÜLKİYETİNE TABİ TAŞINMAZLARDA YALNIZCA BAĞIMSIZ BÖLÜMLERE İLİŞKİN ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ İSTENEBİLECEĞİ – İFRAZ VE TAPUYA TESCİL TALEBİ
Özet: tapu kayıtlarının incelenmesinden dava konusu taşınmazın kat mülkiyetine tabi olduğu 48 bağımsız bölüm ve 8 bloktan oluştuğu, davacının tüm bağımsız bölümlere ilişkin aynen taksim talebinde bulunduğu, kat mülkiyetine tabi taşınmazlarda yalnızca bağımsız bölümlere ilişkin olarak ortaklığın giderilmesinin istenebileceği, tüm bağımsız bölümlerin ortaklığının aynen taksim suretiyle giderilmesinin istenemeyeceği, davacı her ne kadar davayı A-B-C-D bloklarının ifraz edilerek ayrı ada ve parsel numarası ile tapuya tescilini talep etmiş ise de, davanın hukuki nitelendirilmesinin aynen taksim suretiyle ortaklığın giderilmesi olduğu, ifraz işlemlerinin ise kat mülkiyetine tabi taşınmazdaki bağımsız bölüm maliklerinin tümünün rızası alınmak suretiyle idari işlem ile yapılması gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş olup, usul ve yasaya uygun hükmün onanması gerekmiştir.

MUHDESATIN AİDİYETİNİN TESPİTİ İSTEMİ – TAŞINMAZA YÖNELİK ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ VEYA KAMULAŞTIRMA DAVASI BULUNMAMASI – HUKUKİ YARAR – KADASTRO TUTANAĞININ KESİNLEŞMİŞ OLMASI – ZAMANAŞIMI
Özet: Dava, kadastro öncesi hukuki nedene dayanılarak açılmış olduğuna göre davacının hukuki yararının bulunması için ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası açılmış olmasına gerek bulunmamaktadır. Ne var ki; dava konusu 109 ada 4 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağı 06.11.1986 tarihinde kesinleşmiş, dava 13.05.2014 tarihinde açılmıştır. Dolayısıyla Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi gereğince öngörülen on yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. Mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.

İCRA ve İFLAS HUKUKU

TAŞINMAZ ÜZERİNE KONULAN HACZE RAĞMEN SÜRESİ İÇİNDE SATIŞIN İSTENMEMESİ VE SATIŞ AVANSININ YATIRILMAMASI HALİNDE HACZİN DÜŞECEĞİ – AYNI TAŞINMAZ ÜZERİNE AYNI BORÇ NEDENİYLE YENİDEN HACİZ KONULAMAYACAĞI
Özet: Dava, alacaklı tarafından süresinde satış talep edilmemesi nedeniyle taşınmaz üzerindeki haczin düşmesi nedeniyle haczin kaldırılması talebinin reddine ilişkin icra müdürlüğü kararının iptali istemi için icra mahkemesine yapılan şikayetin reddine ilişkindir. İcra Müdürlüğü dosyasında, şikayete konu taşınmaz üzerine alacaklı tarafından 09.04.2010 tarihinde haciz konulduğu görülmektedir. Anılan taşınmazın 10.01.2011 tarihinde satışının istendiği ancak satış avansının yatırıldığına dair bir belgenin olmadığı, bu tarihten sonra alacaklı tarafından 06.07.2012 ve 04.01.2013 tarihlerinde de iki defa haciz yenileme taleplerinde bulunulduğu fakat yine satış istenilmediği, satış masrafının da yatırılmadığı, şikayete konu taşınmazın 04.10.2012 tarihinde hacizli olarak satıldığı ve mülkiyetinin şikayetçiye geçtiği görülmektedir. Şikayetçinin, anılan taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılmasını talep ettiği 19.03.2015 tarihine kadar satış talebinde bulunulmadığı ve haliyle haczin düştüğü, anılan tarih itibari ile de artık taşınmaz malikinin borçlu olmadığı anlaşılmış olup, aynı taşınmaz üzerine borçlunun borcundan dolayı yeniden haciz konulması mümkün olmadığından şikayetin kabulü gerekirken reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

MADDİ HATA İLE SENET ÜSTÜNE YANLIŞ YAZILAN TARİHİN TAHRİF EDİLEREK DÜZELTİLMESİNİN SENEDİN KAMBİYO VASFINI ETKİLEMEDİĞİ 
Özet: Uyuşmazlık, takibin iptali talebine ilişkindir. Bononun tahrifattan önceki 04.19.2014 şeklinde yazılan düzenlenme tarihinin gerçek bir tarihi yansıtmadığının ve yazılışının yanılgıdan kaynaklandığının, düzenlenme tarihinin ay ve gün hanesinde karışıklık yapılarak 19.04.2014 olan düzenlenme tarihinin 04.19.2014 olarak yazılmasının maddi hata sonucu olduğunun kabulü gerekir. Düzenlenme tarihinde yapılan bu maddi hata, senedin kambiyo vasfını etkilemeyeceği gibi bononun 19.04.2014 olarak anlaşılması gereken düzenlenme tarihinin vade tarihinden önce olması sebebiyle vade tarihinde yapılan tahrifatın da bononun kambiyo vasfına halel getirmeyeceği anlaşılmaktadır. Mahkemece istemin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

TEBLİGATIN YAPILDIĞI MERNİS ADRESİNİ ALACAKLININ TALEP TARİHİNDEN SONRA DEĞİŞTİREN BORÇLUNUN ADRES DEĞİŞİKLİĞİNDEN DOLAYI KENDİSİNİN SORUMLU OLDUĞU VE TEBLİGATIN USULÜNE UYGUN OLDUĞU
Özet: Borçlunun bilinen adresine yapılan 19.01.2015 tarihli tebligatın iade edilmesi üzerine, borçlunun adres kayıt sisteminde kayıtlı Mernis adresi olan “Yunus Emre Mah. Aktepe Babapınar Cad. Dışkapı No:5 İçkapı No:3 Alucra/Giresun” adresine tebligat yapılmış ve bu tebligat 21.05.2015 tarihinde iade edilmiştir. Tebligatın iade edilmesi üzerine alacaklı vekilinin 28.07.2015 tarihinde icra müdürlüğünden borçlunun aynı adresine TK’nın 21. maddesine göre tebligat yapılmasını talep ettiği, bu talep üzerine, borçlunun Mernis adresine tebliği çıkaran mercice, TK’nın 21/2 maddesine göre usulüne uygun şerh verilmek suretiyle 22.09.2015 tarihinde tebligat yapıldığı görülmüştür. Maltepe Nüfus Müdürlüğü’nün yazı cevabına göre borçlunun tebligatın yapıldığı Mernis adresini, alacaklının talep tarihinden sonra 24.08.2015 tarihinde değiştirdiği anlaşılmıştır. Alacaklının, icra müdürlüğünden talepte bulunduğu 28.07.2015 tarihi itibariyle, borçlunun adres kayıt sisteminde kayıtlı adresine TK’nın 21/2 maddesine göre tebligat çıkarılmasında usulsüzlük bulunmadığından bu yöndeki kararın bozulması gerekmiştir. 

İŞ ve SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

İŞ SÖZLEŞMESİNİN FESHİ – MAHKEMENİN TANIK DİNLENMESİNE GEREK OLMADIĞINA KARAR VERMESİ – TANIKLARIN OLAYI DOĞRULAMASI FESHİ GEÇERLİ KILACAĞINDAN TANIK DİNLENMESİ GEREKTİĞİ
Özet: Davalı feshe yönelik olarak tanık deliline dayanmış, Mahkemece tanık dinlenmesine gerek olmadığına karar verilmiştir. Tanıkların olayı doğrulaması durumunda işçinin, işverenin otoritesini tanımadığı anlamına gelecek davranışı işveren feshini geçerli kılacağından tanıkların dinlenmemesine yönelik ara kararı usule uygun olmadığından davalı tanıkları dinlenip olay tam olarak aydınlatılmadan eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

İŞÇİ İLE İŞVEREN ARASINDA İMZALANAN SULH PROTOKOLÜ GEREĞİNCE İŞE İADE BAŞVURUSU YAPMAYAN İŞÇİNİN İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATINA HAK KAZANAMAYACAĞI – KIDEM TAZMİNATI HESAPLANIRKEN KIDEM SÜRESİNİN YANLIŞ HESAPLANMASI
Özet: Somut uyuşmazlıkta; davacı davalı işyerinde çalışırken iş akdinin feshedilmesi üzerine feshin geçersizliği iddiası ile işe iade davası açmış, bu davayı kazanarak işe iadesi için işverene başvuruda bulunmuş, işverende davacıyı işe başlatmış ancak 2 ay 5 gün sonra davalı davacının iş akdini ikinci kez sonlandırmıştır. Davacı ikinci fesih yönünden de işe iade davası açmakla birlikte, eldeki alacak talepli bu davayı da açmıştır. İkinci işe iade davası da ilk derece mahkemesinde davacı lehine sonuçlanmış olup, bu dava temyiz aşamasındayken taraflar harici 28/05/2014 tarihli bir sulh protokolü imzalamışlardır. Protokol neticesinde davacıya 12.921,24 TL sulh bedeli ödenmiş, protokol gereğince davalı temyizden vazgeçmiştir.Davacı da kazanmış olduğu ikinci işe iade davasının sonuçlarından vazgeçmiştir.Yukarıda izah edildiği üzere,davacı ilk işe iade davasını kazandıktan sonra davalı işyerinde işe başlatılmıştır. İkinci işe iade davasını kazandıktan sonra ise aralarındaki sulh gereği işverene işe iade başvurusu yapmamıştır. İkinci fesihten sonra yeni bir işe iade davası açmış olan davacı, işverenin kendisini ilk işe başlatmasının samimi olmadığını söyleyemez. Bu durumda davacının şartları bulunmayan işe başlatmama tazminatı talebinin reddi gerekirken, kabulü hatalıdır.

İŞ AKDİNİN 667 SAYILI KHK GÖSTERİLEREK FESHİ – İŞE İADE İSTEMİ – MAHKEMENİN KHK’NIN HUKUKİ DENETİMİNİ YAPMA GÖREVİNİN BULUNMADIĞI – DOSYANIN OHAL İŞLEMLERİ İNCELEME KOMİSYONUNA GÖNDERİLMESİ GEREKTİĞİ
Özet: Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi ve … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi Kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve asıl dava yönünden davacı 6 aylık kıdem şartını doldurmadığından asıl davanın reddine, birleşen dava yönünden ise 685 ve 690 sayılı KHK hükümleri gözönüne alındığında Mahkemenin KHK’nin hukuki denetimini yapma görevi bulunmadığından davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve dosyanın Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na gönderilmesi yönünde karar vermek gerekmiştir.

KAT MÜLKİYETİ HUKUKU

DAVA KONUSU SİTENİN BİRDEN FAZLA PARSEL ÜZERİNE KURULU OLMASI – TOPLU YAPI YÖNETİMİNE GEÇİLMEMESİ – GÖREVLİ MAHKEMENİN TESPİTİ – KAT MÜLKİYETİ KANUNU
Özet: Dava konusu sitenin birden fazla parsel üzerinde kurulu olup, Kat Mülkiyeti Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 5711 sayılı Kanunun 22. maddesi ile Kat Mülkiyeti Kanununa eklenen 66. ve devamı maddelerinde düzenlenen toplu yapılara ilişkin özel hükümler uyarınca sitede henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin değil, genel hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Buna göre görev hususu da genel hükümler uyarınca belirlenmelidir. Hukukî uyuşmazlıklarda asliye hukuk mahkemelerinin görevi asıl, sulh hukuk mahkemesinin görevi ise istisnadır. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler asliye hukuk mahkemesinde görülür. Bu nedenle mahkemece; asliye hukuk mahkemesinde bakılmak üzere dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

OLAĞANÜSTÜ KAT MALİKLERİ TOPLANTISI İÇİN EN AZ 15 GÜN ÖNCEDEN TÜM KAT MALİKLERİNE ÇAĞRI YAPILMASI VE USULÜNE UYULMADAN YAPILAN TOPLANTI VE KARARLARIN İPTAL EDİLMESİ GEREKTİĞİ
Özet: Dava, kat malikleri kurulu toplantısının usulüne uygun yapılmadığını iddiası ile toplantının ve alınan kararların iptali istemine ilişkindir. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 29. maddesinin 2. fıkrasına göre, olağanüstü toplantı için en az 15 gün önce bütün kat maliklerine çağrı yapılması kuralı emredici nitelikte olup, yasanın emredici bu hükmüne uyulmadan yapılan toplantı ve alınan kararların diğer hususların incelenmesine gerek olmadan salt bu nedenle iptaline karar verilmesi gerekir. Ayrıca, Kanun’un 31. maddesine göre, bağımsız bölümün bir kısım hissedarların vekalet olmaksızın kullandığı oyun bağımsız bölüm hissedarlarının tamamını temsil etmediği gibi vekaletsiz oy kullanılması da davacının temsil ve oy hakkını ortadan kaldırmadığı açıktır. Davacının iptali istenen olağanüstü kat malikleri kurulu toplantısına usulünce çağrılmadığı ve kararların tebliğ edilmediği sabit olduğundan, davanın 33. maddeye göre altı aylık süre içerisinde açıldığı gözetilerek kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.  

KAT MALİKİNİN AİDAT BORCUNUN TAZMİNİ İSTEMİ – AİDAT BORCU ÖDENMEYEN BAĞIMSIZ BÖLÜMDEN SALT DAVALININ FAYDALANIP FAYDALANMADIĞININ ARAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ – KMK 20, 22 VE BK 100. MADDENİN GÖZETİLMESİ GEREKTİĞİ
Özet: Davaya konu aidat borcu ödenmeyen F bloktaki bağımsız bölümden salt davalının faydalanıp faydalanmadığının araştırılıp, site yönetiminde bulunan aidat alacağına ilişkin karar ve işletme defterleri, fatura ve makbuzlar ile diğer tüm kayıt ve belgeler getirtilip tüm hesapların uzman hesap bilirkişisine incelettirilip icra takibindeki vekalet ücreti, icra takip masrafları, faiz, davalı tarafından site hesabına yapılan ödemeler, ödemelerin tarihleri de dikkate alınarak davalının borcunun bulunup bulunmadığının tespit ettirilmesi, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile KMK’nın 20 ve 22. maddeleri ile TBK’nın 100/1 maddesi gözetilmeksizin icra takip talebindeki asıl alacak miktarı ve site hesabına yapılan ödemelere göre davalının tapu kaydındaki ½ payı itibariyle hüküm kurulması doğru değildir.

KİRA HUKUKU

ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİ HALİNDE TEMERRÜT NEDENİYLE TAHLİYE KARARI VERİLEBİLMESİ İÇİN İCRA TAKİBİNİN TÜM ORTAKLAR TARAFINDAN YAPILMASI VE DAVANIN BİRLİKTE AÇILMASI GEREKTİĞİ – DAVADAKİ EKSİKLİK SONRADAN GİDERİLEBİLİR NİTELİKTE OLMASINA RAĞMEN İHTARNAMEDEKİ EKSİKLİĞİN SONRADAN GİDERİLEMEYECEĞİ VE TEMERRÜT İHTARNAMESİ YERİNE GEÇEN İCRA TAKİBİNİN MİRASÇILARDAN BİRİ TARAFINDAN TEK BAŞINA YAPILDIĞI – MİRASÇILARIN DAVAYA MUVAFAKAT ETMELERİ İLE TAKİPTEKİ EKSİKLİĞİN GİDERİLMİŞ SAYILMAYACAĞI
Özet: Davacı alacaklı, başlangıç tarihi belli olmayan ve beş yıl süreli yazılı kira sözleşmesine dayanarak 04/12/2015 tarihinde başlattığı tahliye talepli icra takibi ile 2.529,01-TL kira ve işlemiş faiz alacağının tahsilini talep etmiş, davalı borçlu ödeme emrine itiraz etmeyerek takibin kesinleşmesine sebebiyet vermiştir. Taraflar arasında uyuşmazlık bulunmayan takip dayanağı kira sözleşmesinden kiraya verenin … olduğu, kiraya verenin 04/01/2015 tarihinde vefat ederek geriye mirasçı olarak davacı … ile dava dışı …. kaldığı anlaşılmaktadır. Mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti mevcuttur. Ancak elbirliği mülkiyeti halinde temerrüt nedeniyle tahliye kararı verilebilmesi için icra takibinin tüm ortaklar tarafından yapılması ve davanın da birlikte açılması zorunludur. Davadaki eksiklik sonradan giderilebilir ise de ihtarnamedeki eksikliğin sonradan giderilmesi mümkün değildir. Temerrüt ihtarnamesi yerine geçen, icra takibi mirasçılardan … tarafından tek başına yapılmış olup mirasçıların davaya muvafakat ettiklerini bildirmeleri ile takipteki eksiklik giderilmiş sayılmaz. Mahkemece  tahliye talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tahliye talebinin kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 

SÖZLEŞMEDE KARARLAŞTIRILAN KİRA ARTIŞ KOŞULUNUN BELİRLİ VE MUAYYEN OLMAMASI – KİRA BEDELİNİN İHTİLAFLI OLMASI – DAVACININ KİRA BEDELİNİN İSPAT ETMEKLE YÜKÜMLÜ OLMASI
Özet: Sözleşmede kararlaştırılan artış koşulu belirli ve muayyen olmadığından geçerli değildir. Bu durumda aylık kira bedeli ihtilaflı olduğuna göre davacı aylık kira bedelini ispat etmekle yükümlüdür. Ne var ki, aylık kira bedelini ispata yönelik dosyaya sunulmuş başkaca delil bulunmamaktadır. Bu nedenle Mahkemece sözleşmede yazılı miktar üzerinden düzenlenen 21.02.2014 havale tarihli bilirkişi raporu dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

KİRA ALACAĞI NEDENİYLE İCRA TAKİBİ – BORÇLUNUN KİRA İLİŞKİSİNE VE KİRA MİKTARINA İTİRAZ ETMEMESİ – KİRA SÖZLEŞMESİNDEKİ DAİRE NUMARASININ SONRADAN DEĞİŞTİRİLMİŞ OLMASI
Özet: Borçlu itirazında her ne kadar kira sözleşmesinin 5 nolu daire için yapıldığını belirtmiş ise de, 8 nolu daire için kira ilişkisine açıkça karşı çıkmamıştır. Borç ve talep olunan miktar yönünden takip kesinleşmiştir. Borçlunun ödeme iddiası da bulunmadığından icra mahkemesince itirazın kaldırılması ve tahliyeye karar verilmesi gerekirken işin yargılamayı gerektirdiği gerekçesi ile davanın reddi doğru görülmemiştir. 

MEDENİ USUL HUKUKU

DAVA DİLEKÇESİ DAVALILARA TEBLİĞ EDİLMEDEN GÖREVSİZLİK KARARI VERİLMESİNİN HMK 27’DE YER ALAN HUKUKİ DİNLENİLME HAKKINA AYKIRI OLDUĞU
Özet: 6100 sayılı HMK’nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan görev konusunda aynı Kanun’un 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebilir ise de ancak bunun için dava dilekçesinin davalılara tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekir. Dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesi HMK’nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturmaktadır. Mahkemece, davalılara dava dilekçesi ve tensip zaptı tebliğ edilmeden görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

HÜKÜMDE HATALI HESAPLANAN VEKALET ÜCRETİNİN TAVZİH YOLUYLA DÜZELTİLEMEYECEĞİ – EK KARARIN BOZULMASI GEREKTİĞİ
Özet: Hükmün tashihinin nasıl ve hangi durumlarda yapılacağı HMK’nın 304. maddesinde açıklanmıştır. Madde hükmüne aykırı olarak hükmün değiştirilmesi mümkün değildir. Bu itibarla mahkemece, belirtilen hükümler gözetilmeksizin tashih niteliğinde olmayan başvuru kabul edilerek hükmün vekalet ücretine ilişkin kısmının değiştirilmesi doğru değildir. Açıklanan bu nedenle davacı Hazine vekilinin ek karara yönelen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

ADLİ TATİLE RASTLAYAN SÜRELERİN, TATİLİN BİTİMİNDEN İTİBAREN BİR HAFTA UZAMIŞ SAYILACAĞI – ADLİ TATİLİN 31 AĞUSTOS’TA BİTMESİ NEDENİYLE SÜRENİN 7 EYLÜL’E KADAR UZAYACAĞI
Özet: HMK 104. maddede sürenin tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılacağı düzenlendiğinden bir hafta hesabının yeni adli yılın başladığı 1 Eylül tarihinden değil, adli yılın bittiği 31 Ağustos tarihinden itibaren yapılması gerekir. Bu durumda adli tatilin son günü 31 Ağustos olduğundan uzamış sürenin son günü de 7 Eylül tarihidir. 

SAĞLIK HUKUKU

MÜŞTEKİNİN RAHİM KISMINDA SPANÇIN UNUTULMASI ŞEKLİNDE GELİŞEN OLAYDA VAJİNAL YOLLA SERVİKSTEN ÇIKARILMAYA ÇALIŞILDIĞI ANCAK ÇIKARILAMAYINCA YENİDEN BATIN KISMI AÇILARAK ÇIKARILDIĞI – AMELİYATI YAPAN HEKİMİN VE HEMŞİRENİN KUSURLARININ BULUNDUĞU
Özet: Kamu davası; taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçuna ilişkindir. Şüphelilerden F. K.’nın bahse konu ameliyatı bizzat yaptığı, diğer şüpheli S. G. S.’nın şüpheli F. K.’nın yaptığı ilk ameliyatta hemşire olarak görevli olduğu, her iki şüphelinin katıldığı ameliyat sonrasında müştekinin rahim kısmında spançın unutulduğunun anlaşıldığı, spançın vajinal yolla serviksten çıkarılmaya çalışıldığı ancak bu şekilde çıkarılamayınca müştekinin yeniden batın kısmının açılarak spançın çıkarıldığı olayda, sanıkların kusurlarının bulunduğunun kabulü gerekirken oluşa uygun düşmeyen bilirkişi raporuna itibarla Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararına karşı yapılan itirazın kabulü yerine doğrudan reddine ilişkin Tarsus Sulh Ceza Hakimliği’nin kararında isabet görülmemiştir.

HATALI ENJEKSİYON NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ – TAM YARGI DAVALARIN IYUK GEREĞİNCE ISLAH KURUMU OLMAMASI – ISLAH OLANAĞI BULUNMADIĞI İÇİN TAZMİNAT İSTEMİNİ YÜKSEK TUTMAK ZORUNDA KALAN DAVACIYA TAZMİNAT MİKTARI ÜZERİNDEN 5.750-TL NİSPİ VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLMESİNİN HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ VE MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKINI İHLAL ETTİĞİ 
Özet: Uyuşmazlık; hatalı enjeksiyon nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah), tazminat davasının başındaki belirsizlik karşısında bir güvence oluşturabilecekse de davanın açıldığı tarihte 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda böyle bir kuruma yer verilmemiştir. Dolayısıyla, hak kaybına uğramak istemeyen davacılar için tazminat taleplerine ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçenek bulunmamaktadır. Davacı bu hukuki ve fiili bu şartlar altında açtığı davasında, 50.000-TL maddi, 50.000-TL manevi zararın tazminini istemiştir. Bilindiği üzere sağlık hizmetleri, bünyesinde risk taşıyan, tıbbi ve teknik bilgiyi gerektiren hizmetlerdendir. Sağlık hizmetinden yararlanan bir kişinin zarara uğraması halinde, zararın doğmasında idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı da ancak konusunda uzmanı olan kişi ya da kuruluşlarca yapılacak detaylı incelemeler sonucunda ortaya konabilecektir. Islah olanağı bulunmaması nedeniyle tazminat istemi yüksek tutulmak zorunda kalınan, gerçekte hak edilen tazminat miktarı kestirelemeyen, çözümü davanın her iki tarafı için de zor ve karmaşık olan böylesi bir dava sonucunda, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden 5.750-TL tutarında nispi vekalet ücretine hükmedilmesi, hak arama özgürlüğünü ve mahkemeye erişim hakkını kullanan davacının kullandığı hak nedeniyle olağan dışı ağırlıkta bir mali yük altına girmesi sonucunu doğurmuştur. Böyle bir sonucun, hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına, olağan dışı bir kısıtlama getirdiği ortadadır ve nispi vekalet ücreti yönünden kararın bozulması gerekmiştir.

YANLIŞ TEŞHİS VE TEDAVİ İLE HATALI AMELİYAT İDDİASI – TESPİT EDİLEN KC LEZYONUNUN ANCAK OPERASYONLA ALINABİLECEĞİ VE KANAMA İHTİMALİNİN HER ZAMAN İHTİMAL DAHİLİNDE BULUNDUĞU – SANIK DOKTORUN TANI, TEDAVİ VE TAKİP AŞAMALARINDAKİ UYGULAMALARININ TIP KURALLARINA UYGUN OLDUĞU
Özet: Görüntüleme Merkezi MR’ında çok sayıda yaygın kistik lezyonlar gözlendiği; ekinokok testinin negatif olduğu ve tekrarının yapıldığını ve pozitif olduğunu gösteren tetkik dosyada bulunmadığı, radyolojik metotlar ile konusunda ileri derecede tecrübeli radyoloji uzmanları kesin olmamakla birlikte kist hidatik teşhisi koyabilse de bu teşhisin laboratuvar tetkikleriyle teyid edilmesi sonrasında cerrahi seçeneğin yapılmasının daha uygun olacağı, kişide tesbit edilen KC’deki lezyonun operasyonla alınabileceği ve lezyonun niteliği itibariyle bu operasyonda da kanama ihtimalinin her zaman ihtimal dahilinde bulunduğu görüşlerine; Yüksek Sağlık Şurası raporunda ise; ameliyat öncesi hastaya gerekli tetkiklerin yapılmış olduğu, yapılan radyolojik tetkiklerin karaciğer kist hidatiği tanısını desteklediği, karaciğer kist hidatiği tanısıyla sanık doktorun verdiği ameliyat kararının doğru olduğu, ameliyatta durdurulamayan abondan kanama meydana gelmesi üzerine gaz ve kompreslerle packing yaparak kanama durumuna zamanında ve yerinde tıbbi müdahalede bulunduğu, ardından hastanın ileri tetkik ve tedavi amaçlı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Yoğun Bakıma ambulansla sevkini sağladığı, doktorun tanı, tedavi ve takip aşamalarındaki uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu cihetle kusur atfedilemeyeceği görüşlerine yer verildiği anlaşılmakla, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle beraata ilişkin hükmün onanması gerekmiştir.

SİGORTA HUKUKU

TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLANAN DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI – MESULİYET POLİÇESİ – ZMSS POLİÇESİ-KASKO SİGORTA POLİÇESİ – SİGORTA ŞİRKETİNİN SORUMLULUĞU
Özet: Kaza tarihinde ZMSS poliçe limiti 200.000,00-TL ve ihtiyari mali mesuliyet poliçesindeki limit ise 50.000,00-TL olup davalı … işbu dava açılmadan önce yukarıda açıklandığı üzere desteğin eşi ve çocuğuna her iki poliçenin limitleri toplamı kadar ödeme yapmış olduğuna göre davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kalmadığından davanın reddine hükmetmek gerekir iken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SEÇİM ARACININ ÇARPMASI NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ – ZARAR VE YARARIN DENKLEŞTİRİLMESİ İLKESİ – YARGILAMA SIRASINDA SİGORTA ŞİRKETİNCE YAPILAN ÖDEMENİN GÜNCELLENMEKSİZİN MAHSUBU GEREKTİĞİ
Özet: Zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, davacılara yapılan ödemenin, ödeme günü ile maddi tazminatının hesaplandığı güne kadar geçen süredeki işlemiş yasal faizinin de ödeme tutarı ile birlikte hesaplanan maddi tazminattan indirilmesi gerekir. Bu bağlamda, dava öncesi ibranameye istinaden ödemenin güncellenerek mahsup edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, davalı sigorta şirketi tarafından davacılara yargılama sırasında yapılan ödemenin asıl alacak kısmı güncellenerek hesaplanan maddi tazminattan mahsup edilmesi hatalı olup, güncellenmeksizin mahsubu gerekmektedir. O halde, aktüer raporunda hesaplanan tazminat tutarından sigorta ödemelerinden dava sonrası yapılan ödemenin güncellenmeksizin mahsubu için bilirkişiden usuli kazanılmış haklar da gözetilerek ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu husus gözetilmeden yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden kararın davacılar yararına bozulması gerekmiştir.

SİGORTALININ SİGORTACININ GÖSTERECEĞİ AVUKATA VEKALETNAME VERMESİ ZORUNLULUĞU – YASADAN KAYNAKLANIN SÖZLEŞME SERBESTİSİNİN DÜZENLEYİCİ İŞLEM OLAN TEBLİĞ İLE KALDIRILAMAYACAĞI
Özet: 16.04.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortasında Kurum Katkısına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Tebliğ’de (2010/1) Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğin 2. maddesi ile değiştirilen Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Malî sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.3.4. ”Sigortalıya Yardım” başlıklı maddesinde yer alan “Sigortalı, sigortacının göstereceği avukata gereken vekaletnameyi vermek zorundadır.” düzenlemesinin iptali istenilmektedir. Anayasa uyarınca sözleşme özgürlüğünün sınırlanabilmesinin ancak kanunla mümkün olabilmesi karşısında, anılan Tebliğ düzenlemesi ile sözleşme özgürlüğüne sınırlama getirilmesinin Anayasa’da güvence altına alınan sözleşme hürriyetine aykırı olduğu gibi, Yasa’dan kaynaklı bir hak olan bireyin avukatını serbestçe belirlemesi hakkının Tebliğ ile ortadan kaldırılması sonucunu doğuran düzenlemede hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan, sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe tutarı ile sınırlı olduğu, poliçe tutarını aşan kısım yönünden sigortalı ile sigortacının menfaatlerinin çatışabileceği, sigortalı ile sigorta şirketinin ileride hasım konumunda olmaları ihtimali göz önünde bulundurulduğunda, sigortalının, sigortacının göstereceği avukata vekâlet vermek zorunda bırakılması ve sadece bu durumda sigortalının avukatına ilişkin giderlerin ödeneceği yolundaki düzenlemeler hukuka aykırıdır.

TAZMİNAT HUKUKU

BANKA HESABINDAN BİLGİSİ DIŞINDA İNTERNET YOLUYLA PARA GÖNDERİLMESİ NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ – İŞLEMİN KULLANICININ ŞİFRESİYLE YAPILMIŞ OLMASININ, DAVACIYA KUSUR ATFETMEK İÇİN YETERLİ OLMAYACAĞI – KUSURUN BANKADA OLDUĞUNUN KABULÜ GEREKTİĞİ
Özet: Mahkemece, dava konusu havale işleminin, davacının internette bankacılık işlemlerini gerçekleştirmekte kullandığı şifre ile yapıldığı, bu şekilde gerçekleştirilen havalelerde bankanın ayrıca davacıdan teyit almasının gerekmediği, davalı bankanın bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davalı banka yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, davacıya ait mevduat, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaplardan çekilerek başka hesaplara havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka, davacıya vermiş olduğu şifre ve parolaların davacının kusuru ile üçüncü kişilerce ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır. Bu itibarla, somut olayda davacıya atfedilecek her hangi bir kusurun ispat edilememesi nedeniyle tüm kusurun davalı bankada olduğunun kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davalı banka yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

APARTMAN GİRİŞİNE KAMERA KONULMAK SURETİYLE İZİNSİZ GÖRÜNTÜLERİN KAYDA ALINMASI SEBEBİYLE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI – MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNİN REDDİ GEREKTİĞİ
Özet: Katılanın da katıldığı apartman yönetimin aldığı karar doğrultusunda apartmana takılan kameraların dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporuna göre sırf katılanın daire kapısına odaklanmadığı, apartmanın giriş kapısını ve bu kapıya yakın mesafede bulunan katılana ait dairenin kapısının bulunduğu aparatman girişini kayıt altına aldığının tespit edilmesi karşısında, yönetici ve denetçi olan sanıkların bina güvenliği için alınan karar doğrultusunda söz konusu kameraların takıldığına yönelik haklı savunmaları karşısında mahkumiyetlerine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması” gerekçesi ile ceza mahkemesi kararı bozulduğuna ve dosya kapsamına göre davalıların tazminatı gerektirir bir eylemleri bulunmadığına göre, davalıların eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

TRAFİK KAZASI SONUCU YARALANMA NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNATIN BELİRLENMESİNDE HAKİMİN TAKDİR YETKİSİ
Özet: Dava, trafik kazası sonucunda yaralanma nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi (TBK 56. md) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın fazla olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun şekilde manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

TİCARET HUKUKU

GENEL KURUL KARARININ İPTALİ DAVASI – OLUMSUZ OY KULLANILMASINA RAĞMEN MUHALEFET ŞERHİ DÜŞÜLMEMESİ – DAVA HAKKINI HAİZ OLUNMADIĞI – EMREDİCİ KURALLARA AYKIRI GENEL KURUL KARARI
Özet: Davacı tarafın, davalı şirketin genel kurul toplantılarında alınan kararların dürüstlük kurallarına, emredici hukuk kurallarına ve azlık haklarına aykırı olarak alındığı gerekçeleriyle yok hükmünde olduğunun tespitini istemesine rağmen kullandığı olumsuz oyun yanında muhalefet şerhi veya muhalefet ile ilgili dilekçe vermemesi sebebiyle temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

HAKSIZ REKABET NEDENİYLE CEZAİ ŞART İSTEMİ – ÇELİK RÜZGAR KULESİ ÜRETİMİ İÇİN SÖZLEŞME YAPILMASI – ŞİRKET ORTAĞININ AYNI KONUDA İŞ YAPAN BAŞKA BİR ŞİRKETLE İŞ ORTAKLIĞI KURMASI – GENEL KURUL KARARI İLE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNE İZİN VERİLMİŞ OLMASI
Özet: Davalılar cevap dilekçesinde, rekabet yasağı sözleşmesi imzalanmış olsa bile, tarafların birlikte kurduklar şirketinin genel kurul toplantılarında Yönetim Kurulu üyelerine TTK 335. maddesi uyarınca işlem yapabilmeleri için izin verildiğini ve bu sebeple rekabet yasağının ortadan kalktığını savunmuş olmalarına ve bu husustaki genel kurul karar örneklerini dosyaya sundukları halde mahkemece, alınan bu genel kurul kararının, tarafların şirket kurulmadan önce yaptıkları sözleşmedeki rekabet yasağı hükmüne etkisi değerlendirilip, tartışılmadan karar verilmesi yerinde görülmediğinden hükmün davalılar yararına bozulması gerekmiştir.

SAHTE FATURALAR İLE HAKSIZ OLARAK İNDİRİM KONUSU YAPILAN VERGİ VE CEZALAR NEDENİYLE KESİLEN ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI – LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN ŞİRKETİ ZARARA UĞRATTIĞI İDDİASI
Özet: Sorumluluk davasının açılabilmesi için, bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerekmekte olup bu husus dava şartıdır. Dava konusu olayda sorumluluk davası açılması için alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunmadığından dava açma koşulu oluşmamış ise de bu husus yargılama sırasında tamamlanabilir. Bu durumda mahkemece açıklanan usulü eksikliğin giderilmesi için davacı tarafa mehil ve gerektiğinde kesin mehil verildikten sonra sonucuna göre bir hüküm tesisi gerekirken bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın re’sen bozulması gerekmiştir.

TÜKETİCİ HUKUKU

TAKSİTLİ SATIŞLARDA KIYMETLİ EVRAK NİTELİĞİNDE DÜZENLENECEK SENETLERİN HER BİR TAKSİT İÇİN AYRI VE SADECE NAMA YAZILI OLARAK DÜZENLENMESİ GEREKTİĞİ – NAMA YAZILI OLMAYAN BONONUN HERKESE KARŞI GEÇERSİZ OLDUĞU 
Özet: Dava tarihinde yürürlükte bulunan 4822 Sayılı Yasa ile değişik 4077 Sayılı TKHK’nın 6/A maddesinde, taksitli satışlarda kıymetli evrak niteliğinde düzenlenecek senetlerin, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenleneceği, aksi halde kambiyo senedinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Eldeki davada düzenlenen bono nama yazılı olmaması nedeni ile tüketici yönünden herkese karşı geçersizdir. Bu anlamda cirantanın iyiniyetli yada kötüniyetli olmasının bir önemi yoktur. Hal böyle olunca, mahkemece, taksitli satış nedeniyle emre yazılı olarak düzenlenen senedin tüketici yönünden geçersiz olduğu gözetilerek davalı … yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

AYIPLI MAL – GİZLİ AYIP – ARAÇ SATIŞI – HAKKANİYET İLKESİ – BEDEL İNDİRİMİ – DEĞER KAYBININ BELİRLENMESİ
Özet: Aracın 2012 yılında satışının yapıldığı, dava tarihine kadar yaklaşık 1 yıl 5 ay boyunca kullanıldığı dikkate alındığında sözleşmenin feshi ve aracın bedeline hükmedilmesinin TMK 2. maddesindeki hakkaniyet ilkesine aykırı olacağı açıktır. Bu durumda araçta oluşacak zararı telafi etmek için bedel indiriminin değerlendirilmesi gerekir … Hal böyle olunca çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, işin esasının incelenerek, indirilecek miktar yönünden nispi metot uygulanmak suretiyle ek rapor alınarak bedel indirimi talebinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

NAKİT AVANS ÜCRETİ VE MASRAFIN İADESİ İSTEMİ – BANKALARIN KART KULLANICILARINA 24 SAAT KREDİ KULLANMA OLANAĞI SAĞLADIĞI – SÖZLEŞMEYİ FESHETMEYİP KULLANAN TÜKETİCİNİN, AHDE VEFA GEREĞİ SÖZLEŞMEYE UYMAK ZORUNDA OLDUĞU
Özet: Bankalar ticari kuruluşlar olup, amaçları kar elde etmektir. Bankalar tarafından tüketici kredilerinden herhangi bir zorunlu masraf ve gidere ilişkin bulunmayan kesintilerin iade edilmesi gerekmektedir. Ancak kredi kartı kullanmak suretiyle nakit avans çekilmesi halinde uygulanan nakit avans çekim komisyonu, bu nitelikte bir ücret değildir. Tüketici nakte ihtiyaç duyduğunda bankaya gidip tüketici kredisi imzalamadan, emek ve mesai harcamadan, herhangi bir merasime gerek kalmadan kolaylıkla bu krediye ulaşmaktadır. Banka, kart kullanıcısına ATM’lerden 24 saat kredi kullanma olanağı sağlamıştır. Bu hizmet, bankanın ATM cihazlarında her zaman belli tutarda bir nakit para bulundurması ve ne zaman kullanılacağını bilmediği bu meblağın faizinden yararlanmaktan vazgeçmesinin karşılığıdır. Tüketici, sözleşmeyi feshetmeyip kartı kullanmaya devam ettiğine göre “ahde vefa” ilkesi uyarınca sözleşmeye uymak zorundadır. Bu nedenle davacının ödediği nakit avans çekim komisyonunun iadesine ilişkin isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Emsal kararları takip edin

Emsal.co’nun içtihat takipleri için ücretsiz bir sürümü olduğunu biliyor muydunuz?

Haftanın öne çıkan içtihatları bülteni

Leave a Comment

Haftalık bültenimize kaydol!

Haftalık bültenimize kaydol!

Her Cuma sabahı, bizden haberler ve haftanın öne çıkan içtihat özetleri e-posta adresine gelsin.

Bültene kaydolduğun için teşekkürler :)