Hukuk Genel Kurulu

Hukuk Genel Kurulu

  • “ULTRA IRKÇI” NİTELEMESİNDE BULUNULMASININ BİR “DEĞER YARGISI” OLUP SALDIRI OLUŞTURMADIĞI

    Özet: Dosya arasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının yazmış olduğu mektup ve daha önce davalı ... ile ilgili yazıları göz önüne alındığında davalının açıklaması olgusal bir temele oturmaktadır. Davacı ...’ın birçok köşe yazısında davalı ...’u kasteder nitelikte yazılar yazdığı dosya kapsamı ile sabittir. AİHS'nin ilgili hükümleri ve AİHM içtihatları ile birlikte değerlendirildiğinde,  bu durumda, davalı ... tarafından canlı söylenen sözlerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığının kabulü gerekmektedir. 
  • TARIM BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ BAŞKA BİR SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞUNDA ÇALIŞMAYA BAŞLAMASI NEDENİYLE SONA ERDİĞİ – 2011 TARİHİNE KADARKİ SÜREDE YENİDEN TESCİL YA DA İRADİ PRİM ÖDEMESİ VEYA TEVFİKATININ BULUNMADIĞI 

    Özet: Davacının Tarım Bağ-Kur sigortalılığı başka bir sosyal güvenlik kuruluşunda (SSK) çalışmaya başlaması ile sona ermiştir. Diğer sosyal güvenlik kuruluşunda (SSK) geçen 381 günlük çalışma süresinin makul süreyi aşar nitelikte bulunması ve 29.04.2011 tarihine kadar ki sürede yeniden tescil ya da iradi prim ödemesi veya prim tevkifatının bulunmadığı anlaşılmakla, 18.05.1990 tarihinden itibaren Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğuna karar verilmesi isabetsiz olup, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 
  • YETİM AYLIKLARININ YERSİZ ÖDENDİĞİ İDDİASI – 5510 SAYILI KANUN M. 56/2 – ESKİ EŞ İLE DAVALININ EYLEMLİ OLARAK BİRLİKTE YAŞAMA OLGUSUNUN TÜM AÇIKLIĞI İLE ORTAYA KONULMASI GEREKTİĞİ

    Özet: 5510 sayılı Kanun m. 56/2'ye dayalı olarak açılan bu tür davalarda kanuni dayanağın bulunduğu ve davalı ile eski eşinin eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ortaya konulması gerekmektedir. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
  • ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİ – TAPU KAYITLARINDA DÜZELTİLMESİ GEREKEN DURUM VARSA BELİRLENMESİ İÇİN KEŞİF YAPILMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Uyuşmazlık, yerel mahkemece keşif yapılmasının gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bir taşınmazda paydaşlığın giderilebilmesi için öncelikle taşınmazın tapu kayıtlarının ve eğer varsa çaplarının getirtilip incelenmesi, bu kayıtların taşınmazla uyuşup uyuşmadığının araştırılması, tapu kayıtlarında düzeltilmesi gereken bir durum varsa belirlenmesi için taşınmaz üzerinde keşif yapılması, bundan sonra paydaşlığın giderilmesi istenen taşınmazın yürürlükteki kanun ve yönetmeliklere göre aynen bölüşme yoluyla paydaşlığının giderilmesine uygun olup olmadığı saptanarak karar verilmesi gerektiğinden direnme kararı bozulmalıdır.
  • ÖLÜM AYLIĞININ KESİLMESİNE DAİR KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ İSTEMİ 

    Özet: Davacı boşandığı eski eşi Recep Özdemir’in fiili birlikteliğine dair araştırma raporunda beyanda bulunan tanık ifadelerinin yazılı belgelerle aksinin ortaya konmadığı, imza inkârında bulunmayan tutanak tanıklarının araştırma raporunda verdikleri ifadeleri mahkeme huzurunda kabul etmeseler dahi resmî belge niteliğinde olan tutanağının içeriğinin aksinin kanıtlanmadığı ve fiili birlikteliğe dayalı söz konusu davalarda usulü kazanılmış hakkın oluşmasının mümkün olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, Kurum işleminin yerinde olduğu anlaşılmaktadır.
  • YAZILI CARİ HESAP SÖZLEŞMESİ BULUNMAMASI NEDENİYLE İLİŞKİNİN AÇIK HESAP İLİŞKİN OLARAK DEĞERLENDİRİLEBİLECEĞİ – SADECE TAKİP KONUSU FATURALAR VE ÖDEME SAVUNMASI BAKIMINDAN ARAŞTIRMA YAPILMASI GEREKTİĞİ 

    Özet:  Dava; faturadan doğan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Eldeki davada, ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu, yapılan ödeme savunmasının da yazılı delille ispatının gerektiği, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebileceği ve Özel Daire kararında belirtildiği gibi mahkemece sadece takip konusu faturalar ve ödeme savunması bakımından araştırma ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağı hususları açık olduğundan, mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru değildir. 
  • MADDİ TAZMİNAT DOSYASINDA KUSUR İNCELEMESİ YAPILMADAN KAÇINILMAZLIK OLGUSUNUN KABUL EDİLMESİNİN SGK BAŞKANLIĞI’NIN RÜCU İLİŞKİSİNİ ZEDELEYECEĞİ – UZMAN BİLİRKİŞİDEN RAPOR ALINIP KUSUR DEĞERLENDİRMESİNİN YAPILMASI GEREKTİĞİ

    Özet : Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacı sigortalıda meydana gelen meslek hastalığı nedeniyle artan maluliyete bağlı manevi tazminat davasında kabul edilen kaçınılmazlık olgusunun, maddi tazminat dosyasında kabul edilip edilmeyeceği, burada varılacak sonuca göre mahkemece meslek hastalığının meydana gelmesi yönünden kusur incelenmesi yapılmasına gerek olup olmadığı noktasında olup, her ne kadar manevi tazminat dosyasında kaçınılmazlık olgusu kabul edilmiş ve bu husus kesinleşmiş ise de maddi tazminat dosyasında kusur incelemesi yapılmadan kaçınılmazlık olgusunun kabul edilmesinin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının rücu ilişkisini zedeleyeceği ve Kurumun rücu hakkının korunmasının kamu düzenine ilişkin olduğu göz önünde bulundurulduğunda, mahkemece işçi sağlığı ve güvenliği konularında uzman bilirkişilerden İş Kanununun 77’inci maddesi ile ilgili yönetmelik hükümleri göz önünde tutularak yöntemince rapor alınması ve kusur değerlendirilmesi yapılması gerektiğinden direnme kararı bozulmalıdır.
  • YABANCI MAHKEME KARARININ TENFİZİ – DÜZELTME KARARININ TEBLİĞ EDİLİP ASIL KARARIN TEBLİĞ EDİLMEMESİ – DAVACI VEKİLİNİN, ASIL KARARIN TEBLİĞ EDİLDİĞİ İDDİASININ ÜZERİNDE DURULMAMASI – ASIL KARARIN LAHEY SÖZLEŞMESİ UYARINCA ADALET BAKANLIĞINCA TEBLİĞ EDİLMESİ

    Özet: Dosya kapsamından yabancı mahkemece verilen asıl kararın 16.12.2009 tarihli olduğu, 02.06.2010 tarihli düzeltme kararında ise asıl karar başlığında yer alan davalı şirket temsilcisinin soyadındaki maddi hatanın düzeltildiği anlaşıldığından davacı vekilinin iddiası üzerinde durularak, düzeltme kararı ile birlikte asıl kararın da 17.09.2010 tarihinde davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması; gerektiğinde düzeltme kararını tebliğ eden Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünden sorularak ya da kararı belgeyi veren yabancı mahkemeden istinabe suretiyle sorularak açıklığa kavuşturulması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
  • SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN MADEN RUHSATININ DEVRİ İSTEMİ – DAVA AÇILDIĞI SIRADA KESİNLEŞMEYEN İPTAL DAVASININ YARGILAMA SIRASINDA KESİNLEŞMESİ HALİNDE HÜKME ESAS ALINMAYACAĞI – DAVANIN KONUSUNUN DAVA VE CEVAP DİLEKÇESİNDEKİ VAKIALARLA SINIRLI OLDUĞU

    Özet: Davanın açıldığı tarihte dava konusu maden işletme ruhsatı dava dışı İ.M.C. Maden Araştırma Ltd.Şti.’nin kullanımında olup, davalılara devredilmediğinden dava tarihi itibariyle sözleşmenin 3-c maddesindeki koşul henüz gerçekleşmemiş, davalıların da davacıya maden işletme ruhsatını devir borcu doğmamıştır. Yerel mahkemenin her davanın açıldığı tarihteki duruma göre sonuçlandırılması gerektiği, hükmün uyuşmazlığın başladığı tarihten davanın açıldığı tarihe kadar gerçekleşmiş olayları kapsadığı, dava tarihi itibariyle sözleşmede belirtilen ruhsatın devrine ilişkin şartların henüz gerçekleşmediği, koşulları gerçekleşmeden sözleşme hükümlerine dayalı olarak dava açılamayacağı gerekçesiyle verdiği direnme kararı yerindedir. 
  • KURUM ZARARINA DAYALI MADDİ TAZMİNAT İSTEMİ – FATURALARIN TAHSİLİ VEYA FİRMANIN ENERJİSİNİN KESİLMESİ İÇİN GEREKLİ GİRİŞİMLERDE BULUNUP BULUNMADIKLARININ TESPİTİ

    Özet: Eldeki davanın konusu olan ve davalıların sorumlu olduğu iddia edilen kurum zararının, dava dışı Ege Metal Demir'in Mayıs 1997 ve Kasım 1999 dönemleri arasında ödemediği elektrik faturalarına ilişkin olduğu anlaşıldığına göre, kurum zararının doğup doğmadığı ve davalıların sorumluluklarının bulunup bulunmadığının tespiti açısından, belirtilen dönem içerisinde söz konusu faturaların 29.923.777,79 YTL’ye ulaşmasına kadar geçen sürede davalıların görevleri itibariyle üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmedikleri, faturaların tahsili için veya firmanın enerjisinin kesilmesi için gerekli girişimlerde bulunup bulunmadıkları hususlarının tespiti önem arz etmektedir. Ancak belirtilen hususlarda bilirkişi kurulu tarafından yapılmış bir inceleme veya tespit bulunmadığı, bu yönüyle bilirkişi raporunun yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Şu durumda, kurum zararının doğup doğmadığı ve davalıların sorumluluklarının bulunup bulunmadığı hususunda yeni bir bilirkişi kurulundan yukarıda açıklanan olguları yansıtacak biçimde, denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
  • AVALDE KEFALETE İLİŞKİN EŞ RIZASININ ARANMAYACAĞI – BONO ÜZERİNDEKİ “KEFİL” İBARESİNİN AVAL OLARAK NİTELENDİRİLDİĞİ – AVALİN KAMBİYO SENETLERİNE ÖZGÜ BİR TAAHHÜT OLDUĞU – SENET VEYA ALONJ ÜZERİNDE AVALİN BULUNMASININ GEÇERLİLİK ŞARTI OLDUĞU 

    Özet: Bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, bononun diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK 614). TTK 636 hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda Türk Ticaret Kanunu'nda özel hükümler olması nedeniyle kambiyo senetlerinde BK 584 ve 603 uygulanamaz. Aval; poliçe, çek ve bonoya özgü bir tür kambiyo taahhüdüdür. Kambiyo senetleri bakımından kendine özgü bir teminat türü olarak aval müessesesi kabul edildiğinden, bono üzerinde "kefil" yazıyor olması, bu taahhüdü kefalet haline dönüştürmez. Aval, TTK 700 ila 702 nci maddeler arasında düzenlenmiştir. Kanunda avalin tanımı yapılmamış; sadece aval ile poliçedeki bedelin ödenmesinin teminat altına alındığı belirtilmiştir (TTK 700). Aval senedin ödeneceğine dair güvence verilmek sureti ile kambiyo senetlerine tedavül kolaylığı sağlamaktır. Aval -bir geçerlik şartı olarak- senet (veya alonj) üzerinde bulunmalıdır. Avalde, eşin rızasına ilişkin kefalet hükümlerinin uygulanamayacağı kurul çoğunluğunca kabul edildiğinden direnme kararının bozulması gerekmektedir.
  • EL İLE İMZALANARAK TEBLİĞE ÇIKARILAN VE UYAP’TA E-İMZALI BULUNAN DİRENME KARARININ GEREKÇE BÖLÜMLERİNİN FARKLI OLDUĞU 

    Özet: Dava dosyasında ise fiziki olarak hazırlanıp, elle imzalanarak taraflara tebliğe çıkarılan direnme kararı ile UYAP ortamında elektronik imzalı olarak kayıtlı bulunan direnme kararının hüküm fıkraları aynı ise de gerekçe bölümleri birbirinden farklıdır. Bu durumda, yasal düzenlemelere uygun şekilde oluşturulmuş bir direnme kararının bulunduğundan söz edilemez. Salt bu usulü eksikliğe dayalı olarak direnme kararının bozulmasına, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. 
  • MÜTEVEFFANIN İPTAL EDİLEN BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ GEÇERLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA ARAŞTIRMA YAPILMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Mahkemece öncelikle 1479 sayılı Kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılığı iptal edilen müteveffa ...’in Kurum kayıtlarında yer alan Bağ-Kur şahsi sicil dosyası, 29.12.2010 tarih 30611/SRS/05 numaralı müfettiş raporu, ölüm aylıklarının iptaline dair Kurum işlemleri ile iptale konu Terme Şoförler Esnaf Oda kaydına ilişkin tüm bilgi ve belgeler getirtilerek, sosyal güvenliğin vazgeçilmez ve kaçınılamaz kamusal yapısı ve resen araştırma ilkesi de göz önünde bulundurularak, müteveffanın 25.12.1986 – 30.09.1998 tarihleri arasında Terme Şoförler Esnaf Oda kaydının var olup olmadığı, kendi adına bağımsız çalışmasının bulunup bulunmadığı, kısacası iptal edilen Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olup olmadığı hususu kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde tüm açıklığıyla ortaya konulmalıdır.
  • SANAYİ TARİFESİ VE TİCARETHANE TARİFESİ ARASINDAKİ FARKIN ENERJİ DESTEĞİ OLARAK BAKANLIK BÜTÇESİNDEN ÖDENECEĞİNİN KARARLAŞTIRILDIĞI – ENERJİ DESTEĞİ ÖDEMESİNİN 16/07/2009 TARİHİNDEN İTİBAREN KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞINCA YAPILACAĞI

    Özet: Uyuşmazlık; turizm teşvik belgeli işletmeye ait elektrik tüketim bedellerinin sanayi tarifesi yerine ticarethane tarifesi üzerinden tahakkuk ve tahsil edilmiş olması nedeniyle her iki tarife arasındaki fark bedellerinin istirdadı amacıyla açılan davada, 16/07/2009 tarihinden  sonraki fark bedelleri için talebin tahsilatı yapan elektrik dağıtım şirketine mi, yoksa Kültür ve Turizm Bakanlığına mı yöneltilmesi gerektiği noktasında toplanmakta olup, Bakanlar Kurulunun 2002/4100 sayılı Kararında turizm belgeli yatırım ve işletmelerin elektrik enerjisinin şantiye dönemi de dahil olmak üzere o bölgede uygulanan en düşük tarife üzerinden sağlanacağına karar verilmiş iken, 2010/478 sayılı Kararla bu işletmeler hakkındaki indirimli tarife uygulaması yürürlükten kaldırılmış ve her iki tarife arasındaki farkın enerji desteği olarak Bakanlık bütçesinden ödeneceği kararlaştırıldığından enerji desteği ödemesinin 16/07/2009 tarihinden itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılacağı ve ilgililerin banka hesaplarına aktarılacağı oldukça açık olup,mahkemece bu tarihten sonraki dönemde tarife farkından kaynaklanan alacaklar nedeniyle davalı şirketten bir talepte bulunulamayacağı, 16/07/2009 tarihinden sonraki dönem için Bakanlar Kurulunun 2010/478 sayılı Kararında gösterilen usul ve esaslar çerçevesinde Kültür ve Turizm Bakanlığından tarife farkı kadar elektrik enerjisi desteği talep edilebileceği gözetilerek bir karar verilmesi gerektiğinden direnme kararı bozulmalıdır.
  • ÖDEME EMRİNE İTİRAZ TARİHİNİN DİLEKÇENİN HAVALE ETTİRİLDİĞİ VE İCRA TUTANAĞINA GEÇİRİLDİĞİ TARİH OLARAK KABUL EDİLECEĞİ – ZİMMET DEFTERİNİN İCRA TUTANAĞININ AKSİNİ İSPATLAMAYA ELVERİŞLİ BİR BELGE OLMADIĞI

    Özet: Şikâyetçi-borçlu ... aleyhine icra takibi yapılmış ve ödeme emri borçluya 29.07.2013 günü tebliğ edilmiştir. Borçlu olmadığı kanısında bulunan belediye başkanlığının bu aşamada yapması gereken iş, yasal yedi günlük süre dolmadan, en geç 05.08.2013 günü akşamı mesai saati sonuna kadar itiraz dilekçesini icra dairesine havale ettirmek suretiyle teslim etmek ve dilekçenin dosyaya konulduğu hususunda icra tutanağının düzenlenmesini istemekten ibarettir. Oysa dosyanın incelenmesinde dilekçenin havale ettirildiği tarih ve icra tutanağına geçirildiği tarih, belirtilen sürenin geçmesinden sonraki bir tarih olan 06.08.2013 tarihidir. Anılan tarih yukarıda gösterilen yasal yedi günlük süreden sonradır. Bu hâliyle süresinde yapılmayan itiraz geçersiz olup, icra dairesince takibin kesinleştirilmesinde ve haciz işleminin yapılmasında yasaya aykırı yön bulunmamaktadır. Her ne kadar şikâyetçi yanca dilekçenin zimmet defteri adı verilen bir evrakla icra dairesine sunulduğu belirtilmiş ise de, bu belge icra tutanağının aksini ispata elverişli değildir. Açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnme kararı usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekir. 
  • YILLIK İZİN ALACAĞI İSTEMİ – YILIK ÇALIŞMASI 11 AYI AŞAN İŞÇİNİN MEVSİMLİK İŞÇİ STATÜSÜNÜN SONA ERDİĞİ – DİNLENME HAKKI

    Özet: 2001 yılında daimi kadroya geçen davacının 1999 yılına kadar çalışmalarının genellikle 300 günün altında kaldığı, 1999 yılında ise 11 aydan fazla çalışması bulunduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, çalışmaların geçtiği Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü işyerindeki işin niteliği ile işverenin ve iş yerinin faaliyetleri dikkate alındığında, mevsim koşullarına göre belli dönemlerde daha fazla işgücüne ihtiyaç duyulması ve dolayısıyla çoğunlukla arazide çalışması gereken davacı işçinin çalışmalarının, belli bir mevsimde yoğunlaşması kaçınılmazdır. Bu durumda, davacı işçi 1999 yılında 11 ayın üstünde çalışmış olmakla sözü edilen yıl bakımından çalışılan süre işçinin dinlenme hakkının varlığını gerektirip, mevsimlik statüde değerlendirilmesine imkân bulunmadığından, mahkemece 1999 yılı açısından yıllık izin alacağının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
  • FAZLA ÇALIŞMA YAPTIĞINI İDDİA EDEN İŞÇİNİN BU İDDİASINI HER TÜRLÜ DELİLLE İSPAT EDEBİLECEĞİ – TANIK BEYANLARI DOĞRULTUSUNDA DAVACININ İŞTEN ÇIKIŞ SAATİNİN 20.00 OLARAK KABUL EDİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmadığından, ispat yükü genel hükümlere tabi olup, fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak bu iddiasını ve fazla çalışma yaptığı gün ve saatleri ispat etmek zorundadır ve bunu her türlü delille ispat edebilir. Bu bağlamda tanık da dinletebileceğinden, yapılan işin niteliği ile davacı tanığı ...'ın işin bitiş saatini 20.00 veya 21.00 olarak bildirmesi ve özellikle davacı tanığı ...'ın kendisinin saat 19.30'da işten çıkarken davacının çalışmaya devam ettiğini beyan etmesi karşısında davacının işten çıkış saatinin 20.00 olarak kabul edilmesi gerekmekte olup, direnme kararı onanmalıdır.
  • ASIL DAVANIN FAYDALI MODEL BELGESİNDEN DOĞAN HAKLARA TECAVÜZÜN ÖNLENMESİ İLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ OLMASI – KARŞI DAVANIN FAYDALI MODEL BELGESİNİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ TALEBİ İLE AÇILMIŞ OLMASI – ASIL DAVA YÖNÜNDEN KARŞI DAVANIN BEKLETİCİ SORUN OLDUĞUNUN TESPİTİ

    Özet:  Uyuşmazlıkta, dava dışı Yiğitler Beton Kum Çakıl Hafriyat Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından işbu davanın davacı-karşı davalısı olan Sedesan Otom. Ve Yedek Parça İmal. İhr. San. ve Tic. A.Ş. aleyhine TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin yenilik unsurundan yoksun olduğu ileri sürülerek, dava konusu faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü talebiyle açılan davada ise Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 06/11/2012 tarihli 2011/116 E., 2012/168 K. sayılı ilâmıyla davanın kabulüne TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine ilişkin kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bu sebeple, yukarıda açıklanan ilkeler ve hükümler çerçevesinde, Yüksek Mahkeme konumunda olan Yargıtay’ın içtihat birliğini ve tutarlığını sağlama görevi ışığında asıl dava yönünden de yukarıda açık unvanı gösterilen dava dışı şirket ile davacı-karşı davalı arasında görülen faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü davasının sonucunun beklenerek bir karar verilmesi gerekir.
  • MUHATABIN ADRESTE BULUNMAMASI HALİNDE TEBLİĞ MEMURUNUN ARAŞTIRMA, KOMŞUDAN BİLGİ ALMA VE KOMŞUYA, YÖNETİCİYE YA DA KAPICIYA BİLGİ VERMEK ZORUNDA OLDUĞU – MUHATABIN BİLİNEN SON ADRESİNE TEBLİĞ ÇIKARTILMADAN MERNİS ADRESİNE TEBLİĞ ÇIKARTILAMAYACAĞI – İHALE TARİHİNDEN SONRA YAPILAN TEBLİGATLARIN ŞİKAYET SÜRESİNİ BAŞLATMAYACAĞI

    Özet: Muhatabın bilinen son adresine usulüne uygun bir tebligat çıkartılmadan MERNİS adres kayıt sistemine tebligat çıkartılması ve bunun geçerli sayılması doğru değildir. İİK 127’nin tebligat tarihinde yürürlükte bulunan önceki şeklinde de böyle bir tebligat usulü öngörülmemiş; MERNİS adres kayıt sistemine tebligat yapılabileceğine ilişkin düzenleme, ihalenin yapıldığı 21.11.2011 gününden çok sonra 02.07.2012 günlü değişiklikle Kanuna eklenmiştir.Yapılan açıklamalar ışığı altında satış ilanı tebliğinin şikâyetçi-borçluya usulüne uygun tebliğ edildiğinden söz edilemez. Bu hâliyle adı geçen bakımından ihalenin feshi talep etmek için yasanın aradığı şikâyet süresi de başlamamıştır ve yapılan şikâyetin hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle reddedilmesi doğru değildir. Her ne kadar mahkemece şikâyetçi-borçlunun vekille temsil edildiği ve tebligatların vekile yapıldığı yönünde bir direnme gerekçesi konulmuş ise de, Şikâyet konusu tebligatların yapıldığı tarihte adı geçen avukatın vekil olmadığı dosya içerisinden anlaşılabilmektedir. Şikâyetçi-borçlu ...’a başkaca tebligatlar yapılmış ise de, bunların tebliğ tarihleri de ihale tarihinden sonradır. Bu tebligatların şikâyete esas sürenin başlangıcı için “öğrenme” sayılmasına da yasal olanak bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece şikâyetin süresinde yapılmadığı kabul edilerek bir karar verilmek gerekir. 
  • İŞE İADE KARARI SONRASI KIDEM, İHBAR VE SENDİKAL TAZMİNAT İSTEMİ – BELİRSİZ ALACAK / KISMİ DAVA AYRIMI – DAVA DİLEKÇESİNDEKİ ÇELİŞKİYE İLİŞKİN DAVACI VEKİLİNİN TALEBİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: Davacı vekili, dilekçesinde, "Mahkemenizde açılmış olan davada dava konusu başlığında dava kısmi dava olarak nitelenmiş, ancak talep sonucunda belirsiz alacak ifadesi yer almıştır. Davanın hukuki vasfının tayini sayın Mahkemeye aittir. Ancak biz bu çelişik durumu davamızın kısmi dava olduğu yönüyle değerlendiriyoruz. Sunulan nedenle davamızın kısmi dava hükümlerine göre karara bağlanmasını saygılarımla arz ve talep ederim." şeklinde beyanda bulunmuş olup, davacı vekilinin bu talebi değerlendirilmeden Özel Dairece davanın belirsiz alacak davası olduğundan bahisle verilen bozma kararı yerinde değildir.