Ceza Genel Kurulu

Ceza Genel Kurulu

  • OTOBÜSÜN RUHSATA KAYITLI OLMAYAN EK DEPOSUNA ULUSAL MARKER İÇERMEYEN AKARYAKIT ALIMI – ALIMIN TİCARİ AMAÇLA OLDUĞUNUN KABULÜ GEREKTİĞİ – HÜKMÜN BOZULMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Sanığın ticari bir şirket adına kayıtlı olup fiilen sahibi olduğu ve işletmeciliğini yaptığı yolcu otobüsünü Van ilinde tamir ettirdikten sonra servise çıkmak için Muş iline geri götürdüğü sırada ismini vermekten kaçındığı yol kenarındaki bir akaryakıt istasyonundan otobüsün hem orijinal, hem de ruhsata kayıtlı bulunmayan ek bir deposunu dolduracak biçimde toplam 300 Litre faturasız ve ulusal marker içermeyen akaryakıt satın aldığı somut olayda; akaryakıtın servise çıkacak olan ticari faaliyete tahsisli yolcu otobüsü için alınması, miktarı, bir kısmının ruhsata aykırı biçimde sonradan yaptırılmış ek depoda ele geçirilmesi hususları birlikte gözetildiğinde sanığın marker seviyesinin geçersiz olduğunu bildiği motorini şahsi ihtiyacı için değil ticari amaçla satın aldığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün sanığın marker seviyesi içermediğini bildiği akaryakıtı ticari amaçla satın aldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
  • İKNA SURETİYLE İRTİKAP – MAHKEME YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜNÜN FAZLADAN MASRAF ALMASI – SİCİL AMİRİ KONUMUNDA OLAN HAKİMİN EYLEMLERDEN HABERDAR OLDUĞU – HAKİMİN AZMETTİREN OLARAK SORUMLU OLDUĞU

    Özet: Korkuteli Adliyesinde yazı işleri müdürü olarak görev yapan sanık ...’in, aynı adliyede hâkim olarak görev yapan sanık ...'ın talimatı doğrultunda Korkuteli Kadastro Mahkemesine dava açan şahıslardan dava harcı ve masrafı adı altında gereğinden fazla para alıp bu paranın bir kısmını sanık ...’a verdiği, kalanını ise dövize çevirip, bankadaki şahsi hesabına yatırarak bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere toplam 9.845 TL'yi mal edindiği hususunda bir uyuşmazlık bulunmayan olayda; sanık ...’ın irtikap suçu nedeniyle tutuklanan sanık ...’i itiraz üzerine Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi sıfatıyla serbest bırakması, resmi olarak harcanan masraflar dışında kalan miktarların hak sahiplerine iade edildiğine dair herhangi bir kaydın bulunmaması ve Korkuteli Adliyesinin iş hacmi birlikte değerlendirildiğinde; sanık ...’ın, sicil amiri olduğu sanık ...’in gerçekleştirdiği eylemlerden haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı cihetle sanık ...’in, görevi nedeniyle kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla kendisine ve sanık ...'a yarar sağlamak suretiyle irtikap suçunu işlediği, bilgisi ve talimatı doğrultunda gerçekleştirilen bu eylemler nedeniyle de sanık ...’ın, sanık ...’in eylemlerinden azmettiren olarak sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir.
  • KİMLİĞİ HAKKINDA YALAN BEYAN – HAKKINDA YAKALAMA OLDUĞU İÇİN POLİSE ABİSİNİN EHLİYETİNİ GÖSTERME – GERÇEĞE AYKIRI BEYAN EDİLEN İSME GÖRE DÜZENLENMİŞ BELGE OLMADIĞINDAN, SUÇUN OLUŞMAYACAĞI – KİMLİĞİ BİLDİRMEME KABAHATİ

    Özet: Sanığın, başkasına ait kimlik bilgilerini, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla değil, adına çıkarılan yakalama emrinin infazını engellemek amacıyla kullanması ve kimliği kullanılan kişi hakkında bir soruşturma ve kovuşturma yapılmamış olması hususları göz önüne alındığında, iftiranın özel bir şekli olan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun, kollukça yapılan araştırmada, sanığın gerçek kimliğinin tespit edilerek tutanağın bu kimlik bilgileri ile düzenlenmiş olması ve sanığın gerçeğe aykırı olarak beyan ettiği isme göre düzenlenmiş herhangi bir belgenin bulunmaması gözetildiğinde ise resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşmayacağı, sanığın eyleminin “kimliği bildirmeme” kabahatini oluşturacağı kabul edilmelidir.
  • SOKAK KÖPEKLERİNİ UZAKLAŞTIRMAK İÇİN HAVAYA ATEŞ AÇMA – GENEL GÜVENLİĞİN KASTEN TEHLİKEYE SOKULMASI – ZORUNLULUK HALİ

    Özet: İlçe dışında, nispeten yerleşimin az olduğu bir mahallede oturduğu anlaşılan sanığın geceleyin evinin önünde köpeğine saldırıp yaralayan sokak köpeklerini uzaklaştırmak için tüfekle havaya doğru 3 el ateş etmesinden ibaret eyleminde bir zorunluluk hali mevcut olup faile ceza verilmesi mümkün olmadığından, sanığın cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından bozulması isabetlidir.
  • EVİNE BIÇAKLA GİREN HIRSIZI YARALAMA – HIRSIZIN İÇ KANAMA SONUCU ÖLÜMÜ – EYLEMİN KASTEN ÖLDÜRME OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ

    Özet: Sanığın, gece bir sebeple evine giren ve olay sırasında kaçmaya çalışan daha önceden tanımadığı maktûlü bir bıçak darbesi ile kalçasından yaralaması, hayati tehlike oluşturan isabetin bir adetle sınırlı kalması, pencereden atladıktan sonra kaldırıma düşen maktûlün hastaneye kaldırılması için ambulans çağrılmak üzere komşularına haber vermesi karşısında, eylemini gerçekleştirirken öldürme kastıyla hareket etmediği kabul edilmelidir. Buna göre, maktûlün künt kafa travmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması ve kesici-delici alet yaralanmasına bağlı iç organ kesilmesinden gelişen iç kanama sonucu ölmesi ile sonuçlanan olayda, yaralama kastıyla gerçekleştirilen eylemle ölüm sonucu arasında nedensellik bağı bulunduğundan, sanık hakkında TCK’nun 87/4. maddesi uyarınca hüküm kurulması gerekmekte olup, suçun kasten öldürme olarak nitelendirilmesine ilişkin yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekir.
  • SİLAHLA TEHDİT – BOZMA SONRASI YAPILAN EYLEMLİ UYMA NETİCESİNDE YENİ HÜKÜM VERİLMESİ – İNCELEMENİN ÖZEL DAİREDE YAPILMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Özel Daire tarafından bozulan hüküm, yerel mahkemece tanık ifadesi ve iddialar konusunda şüphe oluştuğu, şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği, bu nedenle sanığın beraatına karar verildiği" şeklinde, bozma kararında tartışılması gereken hususlar değerlendirilerek ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulmuş olup, yerel mahkemenin son kararı direnme niteliğinde bulunmayıp, bozma ilamında tartışılması gerektiği belirtilen hususlar tartışıldıktan sonra "eylemli uyma neticesi verilen yeni bir hüküm" niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
  • CİNSEL SALDIRIDAN KURTULMAK İÇİN ÖLDÜRME – MEŞRU MÜDAFAA

    Özet: Evin içerisindeki cesedi gömleğin etekleri pantolonun dışına çıkmış vaziyette bulunan ve bu haliyle belinde silah olup olmadığı net olarak anlaşılamayan maktulün, olay sırasında gerçekten silahlı olup olmaması, sanığın içinde bulunduğu heyecan ve korku göz önünde bulundurulduğunda çok da önemli olmayıp, sanık, TCK'nın 27/2. maddesine uyan eylemi nedeniyle kusursuz sayılmalı ve kendisine ceza verilmemelidir.
  • SANIĞIN, KENDİSİNİ YUMRUKLAYAN VE YERE YATIRAN MAĞDURU BIÇAKLAMASI EYLEMİ – MEŞRU SAVUNMANIN MAZUR GÖRÜLEBİLECEK KORKU VE HEYECANLA AŞILDIĞI

    Özet: Mağdurun sanığı yere yatırdıktan sonra ona vurması, boğazını sıkmaya başlaması ve mağdurun kardeşinin sanığın mukavemet etmesini engelleyecek şekilde ayaklarından tutması karşısında, sanığın bu haksız saldırı nedeniyle kendisini savunma hakkı doğmuştur. Ancak sanığın cebinden çıkardığı çakı bıçağı ile, kendisine saldıran mağduru yaralamaya yönelik olarak hayati bölgeleri dışında, örneğin bacaklarına doğru vurarak saldırıyı defetmesi mümkün iken mağdurun göğüs bölgesine doğru rastgele çakı bıçağını sallaması sonucu mağduru göğüs boşluğuna nafiz ve akciğer yaralanması oluşturacak şekilde yaralaması eyleminde, “saldırı ile savunma arasında oran bulunması” şartı gerçekleşmediğinden, meşru savunmanın şartlarının oluştuğundan sözedilemez. Bununla birlikte meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur.
  • DOLU OLABİLECEĞİ UYARISINA RAĞMEN MAKTULÜN BACAĞINA ATEŞ ETME – OLASI KASTLA ÖLDÜRME

    Özet: Olay yerine gelmeden önce doldurduğunu unuttuğunu söylediği av tüfeğini, maktulün ve tanığın av tüfeğinin dolu olabileceği uyarılarına aldırmadan maktulün bacağına doğrultup ateş eden sanığın, saçma tanelerinin maktulün hedef alınan bacağına isabet edebileceğini ve atış mesafesine göre ölümcül bir etki meydana getirebileceğini, olay yerinin sağlık kuruluşlarına uzaklığı gözetildiğinde, hastaneye ulaşmanın zaman alabileceğini ve dolayısıyla ölümün mümkün ve muhtemel olduğunu bilmesine rağmen, ateş etmek suretiyle, öngördüğü muhtemel neticeyi istememekle birlikte göze alıp kabullendiği ve sonucunda maktulün ölümüne neden olduğu olayda, eyleminin "olası kastla öldürme" suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.
  • ÖNLEME ARAMASI SIRASINDA ESRAR YAKALANMASI – 330 GR ESRARIN KULLANIM SINIRLARI İÇİNDE KALDIĞI – KULLANMA AMACI DIŞINDA BİR AMAÇLA BULUNDURULDUĞUNA DAİR DELİL OLMADIĞI

    Özet: Sanıkların suç konusu esrarı aldıktan sonra tekrar ikamet ettikleri ilçeye döndükleri sırada yakalanmaları, ele geçirilen net 330,4 gram ağırlığındaki suç konusu esrarın miktar itibarıyla kullanma sınırları içinde kalması, söz konusu uyuşturucu maddenin tek parça hâlinde ele geçirilmesi, uyuşturucu madde kullandıklarını söyleyen sanıkların savunmalarının aksine, birlikte satın aldıkları suç konusu esrarı başkalarına satacaklarına, devredeceklerine veya vereceklerine ilişkin herhangi bir davranış içinde oldukları hususunda bir tespit bulunmadığı gibi kullanma dışında bir amaçla bulundurduklarına ilişkin delil de olmaması, sanık ...'ın, diğer sanık ...'ın suç konusu esrarı isteyenlere sattığı şeklindeki soyut ve suç atma niteliğinde kalabilecek kolluktaki beyanından dönmesi karşısında, sanıkların sabit olan eylemlerinin kullanmak için uyuşturucu madde satın alma suçunu oluşturduğu kabul edilerek Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin bozulması gerekmiştir.
  • ÇEVRENİN KASTEN KİRLETİLMESİ – ALEYHE BOZMAYA KARŞI SANIĞA DİYECEKLERİNİN SORULMAMASININ, MUTLAK BOZMA NEDENİ OLDUĞU

    Özet: Hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafinin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır. Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. CMUK'un 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması CMUK'nın 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararına konu hükmün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
  • KEMİK KIRIĞI OLUŞTURACAK DERECEDE YARALAMA – KIRIĞIN DERECESİNE GÖRE YAPILAN ARTTIRIMIN ORANTILILIK İLKESİNİ İHLAL ETTİĞİ

    Özet: Katılan ve yanındakilerin aldıkları alkolün tesiri ile istek şarkı çaldırma nedeniyle bar çalışanlarıyla tartışmaya başladıkları, tartışmanın kavgaya dönüşmesi ile kavgaya dâhil olan barın sahibi sanığın sopa ile katılanın sol koluna vurarak Adli Tıp Kurumu Kadıköy Şube Müdürlüğünce düzenlenen rapora göre katılanın kolundaki sol olecranon parçalı kırığının hayat fonksiyonlarını orta derecede etkileyecek nitelikte olduğu yönündeki rapor içeriğine karşın, kemik kırığı doğuran yaralanmalarda kırığın derecesine göre sanığın cezasında yarı oranına kadar artırım öngören TCK’nın 87/3. maddesi gereğince uygulama yapılırken kırığın yaşamsal fonksiyonlara etkisi ile orantılı olarak makul bir oranda artırım yapılması yerine orantılılık ilkesini de ihlal edecek şekilde artırım oranının 1/3 olarak fazla tespitinde isabet bulunmamaktadır.
  • ARAMA NETİCESİNDE KOLAYCA BULUNABİLECEK ESRARIN GÖREVLİLERE TESLİM EDİLMESİNİN ETKİN PİŞMANLIK OLARAK SAYILAMAYACAĞI -ANAYASA MAHKEMESİ’NCE TCK’NIN 53. MADDESİNDEKİ İPTAL EDİLEN HÜKÜMLERİN NAZARA ALINARAK YENİDEN DEĞERLENDİRME YAPILMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Arama kararı ya da yazılı arama emri olup olmadığının araştırılmasına gerek bulunmadığı ve suç konusu delilin elde edilmesinde hukuka aykırılık olmadığının kabulü hâlinde, sanık hakkında TCK'nın 192. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesine ilişkindir. Üzerindeki uyuşturucu maddenin ele geçirileceğini anlayan sanığın, yoklama neticesinde kolayca bulunabilecek olan montunun sol iç cebindeki esrarı görevlilere teslim etmesinin, suçun konusu ve delilini hukuka uygun hâle getirerek kendi suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım etme olarak değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmaması fakat hükümden sonra 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 140-85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında, sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından, yeniden değerlendirme yapılması gerektiğinden, Yerel Mahkeme hükmünün TCK'nın 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
  • MÜHÜR BOZULMADAN DA ELEKTRİK KULLANILDIĞININ SAPTANMASI HALİNDE DAHİ MÜHRÜN KONULUŞ AMACINA AYKIRI DAVRANMAKTAN DOLAYI SUÇ OLUŞABİLECEĞİNİN GÖZETİLMESİ GEREKTİĞİ – SANIĞIN MÜHÜRLEME İŞLEMİNİ BİLİP BİLMEDİĞİNİN TESPİT EDİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet:  Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı mühür bozma suçunun sabit olup olmadığı, bu kapsamda sanığın mühürleme işlemini bilip bilmediği hususunda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin olup, kaçak/usulsüz elektrik tespit tutanağı düzenleyicilerinden tanık ...’ın, mühürleme işlemi sırasında elektriğin kesilmemiş olabileceğine ilişkin beyanına dayanılarak sanık hakkında beraat hükmü kurulmuş ise de mühürleme işleminden haberdar olunmasına rağmen, mühür bozulmadan elektrik kullanımına devam edilmesi hâlinde mührün konuluş amacına aykırı davranılmış olacağı ve bu nedenle mühür bozma suçunun oluşacağı gözetilerek dosya kapsamındaki mühürleme işlemine konu mühürleme tutanağında ve mühür kopartılmadan elektrik kullanıldığını tespit eden kaçak/usulsüz elektrik tespit tutanağında sanığın yapılan mühürleme işlemini bilmesi hususunun kuşkulu kaldığından eksik araştırma ile hüküm kurulan yerel mahkemenin direnme kararı bozmayı gerektirmiştir.
  • SANIĞIN İTİRAFININ SONUCA ETKİSİNİN BULUNMAMASI NEDENİYLE ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİ UYGULANAMAYACAĞI –  SANIĞIN UYUŞTURUCU MADDEYİ KİMLİĞİNİ BİLMEDİĞİ BİR ŞAHISTAN ALDIĞINI SÖYLEMESİNİN YA DA HAYALİ İSİMLER VERMESİNİN ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI İÇİN YETERLİ OLMADIĞI

    Özet: Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nın 192. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. Gözlerinde kızarıklık, aşırı terleme ve tedirgin hareketleri gözlemlenen sanığın, bu yönde oluşan şüphe nedeniyle iç beden muayenesi kararı alınarak midesinde uyuşturucu madde bulunup bulunmadığının zaten belirleneceği dikkate alındığında, sanığın kolluk görevlilerine midesinde uyuşturucu madde taşıdığını söylemesinin sonuca etkisinin bulunmadığı, dolayısıyla sanık hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edileceğinden,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. 
  • DAVACININ SOSYAL VE EKONOMİK DURUMU İLE TUTUKLULUĞUN GERÇEKLEŞTİĞİ TARİHTEKİ PARANIN DEĞERİNE GÖRE HÜKMEDİLEN MANEVİ TAZMİNATIN FAZLA OLDUĞU – DİRENME KARARININ BOZULMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; davacı lehine haksız olarak tutuklu kaldığı süre için hükmedilecek manevi tazminatın miktarına ilişkindir. 1975 doğumlu, evli, iki çocuklu, ilkokul mezunu olan, tutuklandığı tarihte garson olarak çalışan ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 118 gün tutuklu kaldıktan sonra bu suçtan beraat eden davacının sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu ve ceza infaz kurumunda kaldığı süre, davacıya atılı suçun niteliği, tutuklamanın üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve haksız tutukluluğun gerçekleştiği tarihteki paranın satın alma gücü de göz önüne alındığında, davacı lehine hükmolunan 20.000 TL manevi tazminat fazla olduğundan, Yerel Mahkemenin direnme kararı bozmayı gerektirmiştir.
  • EYLEMİN TCK 207’YE GÖRE ÖZEL NORM NİTELİĞİNDE OLAN 5809 SAYILI KANUN M. 56/2 KAPSAMINDA KALDIĞI – YAPTIRIMIN YALNIZ ADLİ PARA CEZASI OLMASI NEDENİYLE ÖN ÖDEME ÖNERİSİNDE BULUNULARAK SONUCA GÖRE HÜKÜM KURULMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Sanığın eyleminin TCK’nın 207. maddesinde yer alan özel belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde bulunan 5809 sayılı Kanun’un 56. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kaldığı, anılan fıkradaki eylemin yaptırımının aynı Kanun’un 63. maddesinin onuncu fıkrasına göre yalnız adli para cezası olduğu ve bu nedenle sanığa ön ödeme önerisinde bulunularak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, isabetli bulunmayan Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. 
  • KARARIN GEREKÇESİNDE TANIK ANLATIMLARINA DA YER VERİLEREK TANIĞA İTİBAR EDİLMEME NEDENİNİN AÇIKLANDIĞI – HAKSIZ TAHRİK NEDENLERİNİN UYGULANMAMA NEDENLERİNİN AÇIKLANDIĞI

    Özet: Sanıkların görevi yaptırmamak için direnme ve sanık ...'nin hakaret suçundan cezalandırılmasına ilişkin İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2013 tarih ve 254-863 sayılı kararının gerekçesinde, tanık ....’in beyanlarından söz edilerek bu tanığın anlatımlarını da kapsar nitelikte değerlendirmelere yer verilmesi, bu tanığa itibar edilmeme nedeninin "Müştekiler ile tanıklar .... ve ....’ın yargılama safhasındaki tutarlı ve samimi beyanları, dosyadaki raporlar ve tüm dosya içeriği" şeklinde; sanıklar hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmama nedenlerinin ise "Olaya ilişkin olarak düzenlenen tutanaklar ile tanıklar .... ve .....’ın beyanları ve sanıkların, müştekilerin Kanun'dan kaynaklanan yetkilerini kullandıkları sırada yaralanmalarının doğal olduğu sonucu olduğu," şeklinde açıklanmış olması karşısında, Yerel Mahkeme gerekçesinin tanık ....'in anlatımlarını kapsayacak şekilde yeterli olduğunun, bu gerekçelerin dosya kapsamına, usul ve kanuna uygun olup olmadığının ise temyiz incelemesi sırasında Özel Dairece değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
  • CMK 231/11 GEREĞİNCE AÇIKLANMASI GERİ BIRAKILAN HÜKMÜN SANIK ALEYHİNE DEĞİŞİKLİK YAPILARAK AÇIKLANAMAYACAĞI – TAKDİRİ İNDİRİM UYGULANIRKEN İNDİRİM ORANININ GÖSTERİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: CMK’nın 231/11. maddesindeki emredici hüküm uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün aynen açıklanması gerektiğinden, açıklanması geri bırakılan hükümde değişiklik yapılarak sanığın aleyhine olacak şekilde daha ağır bir cezanın belirlenmesine ilişkin Yerel Mahkeme hükmünde isabet bulunmamaktadır. Öte yandan sanık hakkında haksız tahrik hükmü uygulanırken uygulama maddesinin; takdiri indirim hükmü uygulanırken indirim oranının gösterilmemesi de usul ve kanuna aykırıdır.
  • KALDIRILAN SULH CEZA MAHKEMELERİNİN SULH CEZA HAKİMLİKLERİNİN FAALİYETE GEÇTİĞİ 16.07.2014 TARİHİNE KADAR GÖREVLİ OLDUĞU – KAPATILAN SULH CEZA MAHKEMESİNİN MAHKUMİYETİNİN SOMUT OLAYDA YOK HÜKMÜNDE OLMADIĞI

    Özet: 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 84. maddesiyle 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 6. maddenin yedinci fıkrasındaki emredici hükümden, kaldırılan sulh ceza mahkemelerinin, sulh ceza hâkimliklerinin faaliyete geçtiği 16.07.2014 tarihine kadar görev alanına giren her türlü kararı verme ve işlemi yapma yetkisine sahip olduğu anlaşılmalıdır. Aksinin kabulü, söz konusu mahkemelerin vereceği kararları tek tek belirtip sınırlandırmak yerine, "her türlü kararı" vermeye yetkili kılan kanun koyucunun iradesini sınırlamak anlamına gelecektir. Ayrıca sulh ceza mahkemelerinin, sulh ceza hâkimlikleri faaliyete geçinceye kadar davayı sonlandırıcı nitelikte kararlar vermesi, yargılamanın uzamasını önlemek, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak anlamına gelen “usul ekonomisi” ilkesi ile davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını emreden Anayasa'nın 141/son maddesine de uygun olacaktır. Bu itibarla, kaldırılan sulh ceza mahkemelerinin, sulh ceza hâkimliklerinin faaliyete geçtiği 16.07.2014 tarihine kadar görevli olduğu anlaşıldığından, Ankara Batı (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 09.07.2014 tarihli ve 336-800 sayılı mahkûmiyet hükmünün yok hükmünde olduğunun kabulü mümkün bulunmamaktadır.