Ceza Genel Kurulu

Ceza Genel Kurulu

  • YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İLAMIN KENDİSİNE VERİLDİĞİ TARİHTEN İTİBAREN 30 GÜN İÇİNDE İTİRAZ KANUN YOLUNA BAŞVURABİLECEĞİ – SANIK ALEYHİNE YAPILAN İTİRAZIN 30 GÜNLÜK SÜREYE TABİ OLDUĞU

    Özet: 28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla sulh ceza mahkemelerinin kaldırılarak bu mahkemelerde görülmekte olan davalara ilişkin dosyaların bir ay içinde yetkili asliye ceza mahkemelerine devredileceğinin belirtilmesi karşısında, Özel Daire'nin, karar tarihinde görevli olmayan sulh ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının hukuken yok hükmünde olduğu gerekçesiyle asliye ceza mahkemesince bir karar verilmek üzere dosyanın incelenmeksizin tevdii yönündeki kararına karşı, mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin ve sanık aleyhinde olduğunda tereddüt bulunmayan savcılık itirazının yasal süre içinde yapılmaması nedeniyle reddine karar verilmelidir.
  • ESRARIN MİKTARINA BAĞLI OLARAK ÖNEMİ VE DEĞERİ İLE OLUŞTURDUĞU TEHLİKENİN AĞIRLIĞINA GÖRE, HAPİS CEZASININ ALT SINIRDAN FAZLACA UZAKLAŞILARAK BELİRLENMESİNİN “ORANTILILIK” İLKESİYLE BAĞDAŞMADIĞI – SANIĞIN KOVUŞTURMA EVRESİNDEKİ İKRARININ KENDİ SUÇUNUN ORTAYA ÇIKMASI BAKIMINDAN SONUCA ETKİSİ VE YARARININ BULUNMADIĞINDAN ETKİN PİŞMANLIK ŞARTLARININ OLUŞMADIĞI

    Özet: Net 3.020 gram esrarın ele geçirildiği olayda, suç konusu esrarın miktarına bağlı olarak önemi ve değeri ile oluşturduğu tehlikenin ağırlığı nedeniyle, temel hapis cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini doğru bir uygulama ise de, ülke genelinde zaman zaman tonlar ile ifade edilen miktarlarda uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi hâlinde dahi azami 20 yıl hapis cezasına hükmedilebilmesi,Yargıtayın istikrarlı uygulamalarına göre suça konu uyuşturucu madde miktarının fazla olmasının orantılı olarak teşdit nedenleri arasında kabul edilmesi karşısında, yerel mahkemece; "şahsi sosyal durumu, suçun işleniş şekli, yeri, zamanı, kastının yoğunluğu" şeklindeki gerekçeyle temel hapis cezasının alt sınırdan fazlaca uzaklaşılarak belirlenmesi dosya kapsamı, adalet, hak ve nasafet kuralları ve “orantılılık” ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu itibarla, isabetli bulunmayan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Yine, sanığın kovuşturma evresinde suç konusu esrarın kendisine ait olduğuna ve kullanmak amacıyla İzmir'e getirdiğine dair ikrarının kendi suçunun ortaya çıkması bakımından sonuca etkisi ve yararının bulunmadığı, bu nedenle sanık hakkında TCK'nun 192/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık şartlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. 
  • YAĞMA SUÇU – SANIK VE KATILAN ARASINDA BAŞKACA ALACAK VE BORÇ İLİŞKİSİ BULUNMADIĞI ANLAŞILDIĞINDAN TCK 150/1’İN UYGULANMA KOŞULLARININ OLUŞMADIĞI 

    Özet: TCK'nın "Daha az cezayı gerektiren hal" başlıklı 150. maddesi; "(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." şeklinde düzenlenmiş olup, söz konusu madde ancak, mağdurun söz konusu hukuki ilişkiye taraf olan borçlu, failin ise alacaklı olması durumunda uygulanabilecektir. Eşlerden birine ait olup, kişisel kullanıma özgü olması nedeniyle kişisel mal sayılan altınların, zorla ve tehditle alınması şeklinde gerçekleşen suçta ise, sanık ile katılan arasında başkaca alacak ve borç ilişkisi bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nun 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
  • TUTANAĞI DÜZENLEYEN KOLLUK GÖREVLİLERİNİN TANIK SIFATIYLA DİNLENİP İHBAR VE SONRASINDA SANIKLA GÖRÜŞME İÇERİKLERİNİN NELERDEN İBARET OLDUĞUNUN SORULMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Sanığın, kendisini arayan şahsın mağdureyi almak istediğini söylediğini, mağdurenin de arayan kişilerle anlaşıp para alacağını ifade etmesi üzerine geri döndüklerini, şahıslarla kendisinin anlaşmadığını, ancak mağdurenin anlaşmış olabileceğini savunması, hükme esas alınan ve düzenleyicileri dinlenmeyen yakalama tutanağında, sanığın fuhuş için aracılık yaptığı hususunda ihbar yapıldığının belirtilmesi karşısında; tutanağı düzenleyen kolluk görevlilerinin tanık sıfatıyla dinlenip, sanığın fuhuş için aracılık yaptığı hususundaki ihbar ile bu ihbar sonrasında sanıkla gerçekleştirilen görüşme içeriklerinin nelerden ibaret olduğu hususlarının CMK'nun 201. maddesi ile AİHS'nin 6. maddesinin 3/d bendinde tanınan haklar da gözetilmek suretiyle sorulması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizdir.
  • EŞYAYI GÜMRÜK İŞLEMLERİNE TABİ TUTMAKSIZIN ÜLKEYE SOKMA SUÇU – HENÜZ İCRA HAREKETLERİNE BAŞLANILMAMASI NEDENİYLE TEŞEBBÜS AŞAMASINA ULAŞMAMIŞ HAZIRLIK HAREKETİ NİTELİĞİNDE OLDUĞU

    Özet: Sanık ...'in Türkiye'ye giriş yapmak için gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...'in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiilerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.
  • TAKSİRLE BİRDEN FAZLA KİŞİNİN ÖLÜMÜNE VE YARALANMASINA NEDEN OLMA SUÇU – 2918 SAYILI KANUN M. 55-56’DA YER ALAN KURALLARIN İHLAL EDİLMESİ NEDENİYLE KAZANIN MEYDANA GELMESİ

    Özet: Sanığın 2918 sayılı Kanun'un 55 ve 56. maddelerinde yer alan kurallara göre bölünmüş karayollarında bulunduğu şeridi izlemek ve hızını artırmamak zorunluluğu ile sürücülerin geçme, dönme, duraklama, durma ve park etme gibi haller dışında şerit değiştirmemesi ve iki şeridi birden kullanmaması gerekirken bu kuralları ihlal etmesi nedeniyle kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir.
  • MAHKUMİYET KARARINA KARŞI İSTİNAF KANUN YOLUNA BAŞVURULMASI ÜZERİNE BERAATLE SONUÇLANDIRAN İSTİNAF CEZA DAİRESİ KARARINA KARŞI TEMYİZ KANUN YOLUNUN AÇIK OLDUĞUNUN KABULÜ

    Özet: Özel belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilen sanıkların, istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda beraatlarına karar verilmesi karşısında; söz konusu beraat kararının CMK 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve diğer bentlerinde sınırlı şekilde sayılan “temyiz edilemez” nitelikteki kararlardan olmaması, sanıklara atılı suçun CMK 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında kalmaması, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir uzantısı olarak hüküm ve kararlara karşı başvurulabilecek bir kanun yolunun açık olmasının kural, kapalı olmasının ise istisna olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, davayı beraatla sonuçlandıran bölge adliye mahkemesi ceza dairesi kararına karşı temyiz kanun yolunun açık olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. 
  • MÜ-YAP’IN KATILMA HAKKINI KULLANABİLMESİ İÇİN ÖNCELİKLE TEVDİ KARARI VERİLMESİ VE GEREKÇELİ KARARIN VEKİLE TEBLİĞİNİN SAĞLANARAK TEMYİZ SÜRESİNİN BAŞLATILMASI GEREKTİĞİ – BU AŞAMADA BOZMA KARARI VERİLMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞI

    Özet: Bozma ilamı sonrasında duruşmalardan haberdar edilmesi gereken, temyiz aşamasına kadar bu hakkı kullandırılmayan ve haklarını korumanın başka bir yolu da bulunmayan şikâyetçi meslek birliğinin (MÜ-YAP) kamu davasına katılma konusundaki hakkını kullanabilmesi amacıyla Ceza Genel Kurulunca öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle, gerekçeli kararın MÜ-YAP vekiline tebliğinin sağlanarak temyiz süresinin başlatılması, kararın MÜ-YAP vekili tarafından temyiz edilmemesi durumunda, dosyanın Ceza Genel Kurulunca işin esası bakımından incelenerek sonuçlandırılması; MÜ-YAP vekili tarafından temyiz edilmesi durumunda ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tebliğname düzenlenmesi sağlanıp, temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu aşamada MÜ-YAP'ın sanık hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda verilen bozma ilamı sonrasında duruşmalardan haberdar edilmemesi suretiyle katılma ve diğer haklarını kullanma imkânının kısıtlandığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi mümkün görülmemiştir.
  • DÜZELTME VE CEVAP YAZISININ USULÜNE UYGUN TEBLİĞ EDİLMEMESİ – TEBLİGATIN ÖNCELİKLE MUHATABA YAPILMAYA ÇALIŞILDIĞINA DAİR AÇIKLAMANIN BULUNMAMASI – TEBLİGATIN HANGİ NEDENLE MUHATAP YERİNE BAŞKASINA YAPILDIĞINA DAİR AÇIKLAMANIN BULUNMAMASI

    Özet: Düzeltme ve cevap yazısını içeren, süreli yayın sorumlu müdürü ....adına gönderilen tebligatın bizzat muhataba tebliğ edilmesi gerekmemekte ise de; aynı adreste daimi çalıştığı ve iletişim elemanı olduğu belirtilen ...’ye yapılan tebligata ilişkin mazbatada Tebligat Kanununun 17 ve 20. maddelerine aykırı olarak, tebligatın öncelikle muhataba yapılmaya çalışıldığına, muhatabın tebliğ saatinde iş yerinde bulunmadığına, tebligatın hangi nedenle muhatap yerine bu kişiye yapıldığına ve anılan kişinin tebliğ tarihi itibarıyla aynı iş yerinde muhatabın daimi çalışanı ve muhatap adına tebligat evrakını almaya yetkili olduğuna dair açıklamanın bulunmaması karşısında; doğrudan doğruya ...’ye yapılan tebliğ işleminin usule aykırı olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, düzeltme ve cevap yazısının yayımlanması isteminin reddi kararına yönelik itirazın reddi yerine, kabulü ile düzeltme ve cevap yazısının yayımlanmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
  • TAKSİRLE YARALAMA – DORSEYİ PARK ETME ESNASINDA MEYDANA GELEN YARALAMA – ORANTILILIK İLKESİ

    Özet: Sanığın, çekiciye bağlı dorseyi sokakta bulunan boş arsaya park etmek için geriye doğru manevra yaptığı sırada dorsenin arka kısmı ile mağdura çarptığı ve kazanın oluşumunda tam kusurlu olduğu olayda, Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığınca düzenlenen rapora göre mağdurdaki kemik kırığının hayati fonksiyonlarını orta derecede etkileyecek nitelikte olduğunun, Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen rapora göre ise, mağdurdaki yaralanmanın % 39 oranında vücut fonksiyon kaybına neden olduğunun belirtilmesi karşısında; yaralanmasının niteliğinin belirlenmesine dair mağdur hakkında yeniden rapor alınarak sonucuna göre, 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektiren taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan dolayı sanık hakkında temel cezanın, TCK'nun 22. maddesinin 4. fıkrası ve 61. maddesinin 1. fıkrasındaki ölçütler ile aynı Kanunun 3. maddesinde yer alan "orantılılık" ilkesi bir bütün halinde değerlendirilip alt hadden makul oranda uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, üst hadden ceza tayin edilmesinde isabet bulunmamaktadır.
  • NİTELİKLİ KASTEN ÖLDÜRME VE NİTELİKLİ YAĞMA – BOZMA SONRASI HÜKÜMDE YENİ VE DEĞİŞİK GEREKÇELERE DEĞİNİLMESİ – YEREL MAHKEME UYGULAMASININ DİRENME KARARI NİTELİĞİNDE OLMADIĞI

    Özet: Yerel mahkemenin, bozma sonrasında verdiği kararında yeni ve değişik gerekçelerle hükümler kurduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı niteliğinde olmayıp, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçeyle hükümler kurulmuş olması nedeniyle "yeni hüküm" niteliğindedir. Bu yeni hükmün doğrudan Ceza Genel Kurulunca ele alınması mümkün olmadığından, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.
  • GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA VE ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK SUÇLARI – YEREL MAHKEMECE HÜKÜM SAFHASINA GEÇİLMEDEN ÖNCE SON SÖZÜN HAZIR BULUNAN SANIĞA VERİLMESİ GEREKTİĞİ – AKSİ TAKDİRDE SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI SONUCUNUN ORTAYA ÇIKACAĞI

    Özet: Ankara Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/393 esas sayılı dosyasında katılanların vekilliğini üstlendiği, vekalet ilişkisine istinaden düzenlenen 26.06.2002 tarihli avukatlık ücret sözleşmesine eklemeler yaparak sözleşme ücretini arttırdığı ve bu sözleşmeye dayanarak Ankara 32. İcra Müdürlüğünün 2008/659 esas sayılı dosyası kapsamında katılanlar aleyhine icra takibi yürütmek suretiyle özel belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarını işlediği iddiası ile kamu davası açılmıştır. Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılama aşamasında katılan vekili, sanık ve müdafii ile Cumhuriyet savcısının bozma ilamına ilişkin görüşü alındıktan sonra, hazır bulunan sanığa son sözleri sorulmadan yargılama bitirilmek suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesi, CMK'nun 216/3. maddesine açıkça aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılık nedeniyle yerel mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
  • BİLİNÇLİ TAKSİR KOŞULLARI – TRAFİK KAZASI NEDENİYLE ÖLÜME SEBEBİYET VERME – FREN İZİNİN TESPİT EDİLEMEMESİ – ARACIN ÇARPMA NOKTASINDAN 150 METRE SONRA DURABİLMESİ – MAHAL SINIRLARIN ÜZERİNDE SEYREDEN ARAÇ 

    Özet: Sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile asfalt, 7 metre genişliğinde, yol şeridi şeklinde orta refüjle bölünmüş düz yolda, aydınlatmanın bulunmadığı meskûn mahalde, düğün konvoyunun önünde seyri sırasında, direksiyon hakimiyetini kaybedip orta refüjde bulunan ölene çarptığı, çarpmanın etkisi ile ileri fırlayıp aracın altına giren ölenin uzuvlarının yolun 100 metrelik kısmına yayıldığı olayda; fren izinin tespit edilmemesi, aracın çarpma noktasından 150 metre sonra durabilmesi, aracın ön camında, tavanında, bagaj kapağı üstünde ve aracın iç kısımlarında ölene ait et ve kan parçalarının bulunması ile ölenin vücut ve kemik yapısının tamamen bozulmuş olması dikkate alındığında mahal sınırlarının çok üzerinde bir hızla seyir halinde olduğu anlaşılan sanığın, ilçe girişinde bulunan inşaat şantiyesi civarındaki olay yerinde geçiş halinde olabilecek yayalara çarpabileceğini öngörmesine karşın şoförlük yeteneğine, şansına ve yayaların kendisini fark ederek tedbirli ve dikkatli davranacağına güvenerek istemediği neticeye neden olduğu kazada bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir. 
  • SANIKTAN ALEYHE BOZMAYA KARŞI DİYECEĞİ SORULMADAN BERAAT HÜKMÜNDE DİRENİLMESİNİN SAVUNMA HAKKINI KISITLAYACAĞI 

    Özet: Yalan tanıklık suçuna ilişkin görülen kamu davasında sanığın beraatine ilişkin verilen karar, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğinden bahisle Yargıtay 9. Dairesi'nce bozulmuştur. Yerel mahkemece her ne kadar direnilmiş ve uyuşmazlık yalan tanıklık suçunun sabit olup olmadığı üzerinde toplansa da yerel mahkemenin direnme kararına konu hükmün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozmayı gerektirmiştir.
  • NİTELİKLİ YAĞMA VE KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA  – ALEYHE OLAN BOZMAYA KARŞI SANIĞIN DİYECEĞİ SORULMADAN YEREL MAHKEMENİN KARARINDA DİRENMESİNİN SAVUNMA HAKKINI KISITLADIĞI

    Özet: Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada sanıklar ve müdafilerine bozma kararı ve duruşma günü davetiyesinin tebliğ edildiği, sanıklardan ...'ın tebliğe rağmen duruşmaya gelmemesi üzerine yokluğunda yargılamaya devam edilerek hazır bulunan diğer sanıklar ... ve ... ile sanıkların müdafilerinin dinlenilmesi ile yetinilip, sanık ...'dan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan önceki hükümlerde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.  Bu itibarla, yerel mahkeme direnme kararının, aleyhe olan bozmaya karşı sanık ...'ın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden direnmeye konu hükümlerin her üç sanık yönünden de sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
  • BİR OLAYIN AÇIKLANMASI SIRASINDA BAŞKA OLAYDAN SÖZ EDİLMESİNİN O OLAY HAKKINDA DAVA AÇILDIĞINI GÖSTERMEDİĞİ – İDDİANAMEDE FİİLİN ANLATIMININ VÜCUDA ORGAN VEYA SAİR BİR CİSİM SOKMA SURETİYLE NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURACAK ŞEKİLDE OLMADIĞI VE BU KONUDA AÇILMIŞ BİR DAVANIN BULUNMADIĞININ KABUL EDİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: Kamu davası; nitelikli cinsel saldırı suçuna ilişkindir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun duraksamaya yer vermeyen kararlarına göre, bir olayın açıklanması sırasında...
  • SAVUNMA HAKKI – SANIK ALEYHİNE KARARIN BOZULMASI – ALEYHE BOZMAYA İLİŞKİN DİYECEKLERİ SORULMADAN DİRENME KARARI VERİLEMEYECEĞİ

    Özet: Sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK'nun 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
  • SINIFIN İLGİLİLER DIŞINDAKİLER TARAFINDAN AÇIK RIZAYA GEREK OLMADAN GİRİLMESİ MUTAT YERLER DIŞINDA KALDIĞI – SINIFA İZİNSİZ GİRİLMESİ İLE İŞ YERİ DOKUNULMAZLIĞININ İHLALİ SUÇUNUN OLUŞTUĞU 

    Özet: Kamu davası; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçuna ilişkindir. Okul binasının eğitime açık olduğu sırada zımni bir rızanın varlığı kabul edilerek herkesin girebileceği yerlerden olmasına karşın eğitim ve öğretimin yapıldığı sınıfın öğrenciler, öğretmenler ve ilgililer haricindeki kişilerce açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalması, sınıfa izinsiz giren sanığın şikâyetçinin sınıftan çıkması konusundaki uyarısına rağmen çıkmayıp şikâyetçiyi tehdit etmesi, şikâyetçinin sınıftaki öğrencilerden durumu başka bir öğretmene haber vermelerini istemesi üzerine sınıftan ayrılması karşısında, atılı iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.
  • TANIKTA ELE GEÇİRİLEN UYUŞTURUCU SARILI KİTAP SAYFASI İLE SANIĞIN EVİNDEKİ OKUL KİTABI PARÇASI ÜZERİNDE İNCELEME YAPTIRILMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Kamu davası; uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkindir. Tanığın soruşturma evresinde şüpheli sıfatıyla alınan beyanından dönerek kovuşturma evresinde tanık sıfatıyla alınan ifadesinde suç konusu esrarı sanıktan almadığını söylemesi, tutanak düzenleyici tanıkların sanık ile tanık arasındaki uyuşturucu madde alışverişini görmediklerini ifade etmeleri, diğer tanıkların sanığın uyuşturucu madde sattığına ilişkin bir bilgilerinin olmadıklarını belirtmeleri, sanığın evinde yapılan aramada uyuşturucu ya da uyarıcı maddeye rastlanmaması ve sanığın tanığa uyuşturucu madde vermediğini savunması karşısında; tanıkta ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddenin sarılı olduğu kitap sayfası ile sanığın evinde yapılan arama sonucu ele geçirilen okul kitabı parçası üzerinde incelemesi yaptırılarak her ikisinin aynı kitaptan koparılmış olup olmadığı konusunda rapor aldırılıp, sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
  • SÜRELİ YAYIN SORUMLU MÜDÜRÜ ADINA GÖNDERİLEN TEBLİGATIN MUHABERAT SERVİSİNDE ÇALIŞAN İŞÇİYE YAPILMASI – TEBLİGAT KANUNU M. 17 VE 20’DEKİ USULE UYULMAMASI NEDENİYLE TEBLİGATIN GEÇERSİZ OLDUĞU

    Özet: Uyuşmazlık; düzeltme ve cevap yazısının yayımlanması istemine ilişkindir. Düzeltme ve cevap yazısını içeren, süreli yayın sorumlu müdürü Şefik Çalık adına gönderilen tebligatın bizzat muhataba tebliğ edilmesi gerekmemekte ise de aynı adreste muhaberat servisinde çalıştığı belirtilen Adem Özer’e yapılan tebligata ilişkin mazbatada Tebligat Kanunu'nun 17 ve 20. maddelerine aykırı olarak tebligatın öncelikle muhataba yapılmaya çalışıldığına, muhatabın tebliğ saatinde iş yerinde bulunmadığına, tebligatın hangi nedenle muhatap yerine bu kişiye yapıldığına ve anılan kişinin tebliğ tarihi itibarıyla aynı iş yerinde muhatabın daimi çalışanı ve muhatap adına tebligat evrakını almaya yetkili olduğuna dair açıklamanın bulunmaması karşısında; doğrudan doğruya Adem Özer'e yapılan tebliğ işleminin usule aykırı olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, düzeltme ve cevap yazısının yayımlanması kararına yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.