1. Anasayfa
  2. Anayasa Mahkemesi
Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesi

  • Yonca Verdioğlu Şık Başvurusu/Gezi Parkı Olayları Sürecinde Parkın Kapatılmasını Protesto Etmek İçin İstanbul Feminist Kolektif Gönüllüsü Kadınlarla Birlikte Yapılan Oturma Eyleminde Güç Kullanılması İle Meydana Gelen Yaralanmaya İlişkin Şikayet Hakkında KYOK Verilmesinin Kötü Muamele Yasağı ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Özgürlüğünü İhlal Etmediği

    Özet: Başvurucu; Gezi Parkı olayları sürecinde 15 Haziran 2013 tarihinde, İstanbul Valiliğinin Gezi Parkı'nı boşaltarak kapatmasını protesto etmek amacıyla üyesi olduğu İstanbul Feminist Kolektif gönüllüsü kadınlarla birlikte basın açıklamasına katılmak için Taksim'e gittiklerini, basın açıklamasına katılmaları engellenmesine rağmen parkın kapatılmaması için oturma eylemi yaptıklarını, bunun üzerine polisin kendilerine gazla müdahalede bulunduğunu, polislerin kendisine fiziksel müdahalede bulunarak gazdan korunmak için giydiği yağmurluk ve maskeyi parçaladıklarını, polisin müdahalesine ilişkin şikâyetinin deliller objektif bir şekilde değerlendirilmeden KYOK ile sonuçsuz bırakıldığını belirterek AY 17/3'teki kötü muamele yasağı, AY 34'teki toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile AY 36'daki adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ülke geneline yayılan şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin bozulmuş olması ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu'nun raporuna da yansıdığı şekilde sorunun çözümüne yönelik adımlara rağmen eylemlerin devam etmesi de gözetildiğinde polisin başvurucunun da içinde bulunduğu oturma eylemini yapan gruba müdahale etmesinin takdir alanı içinde kaldığının kabul edilmesi gereklidir. Nitekim Taksim ve çevresinde devam eden şiddet olayları nedeniyle İstiklal Caddesi'nde gerçekleştirilen bu tür protesto eylemlerine izin verilmemesinin, toplumdaki hassasiyet nedeniyle basit görünen bir eylemin dahi devam eden şiddet hareketine dönüşebileceği haklı endişesine dayandığı değerlendirilmiştir. Başvurucu; polisin copla müdahalesi olmadığını ve kaba müdahalesinden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Bu halde başvurucuya karşı kullanılan gücün orantılı olduğu kabul edilmiştir ve AY 17/3'ün ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Eylemcilere karşı polisin müdahalesinin ölçülülüğü konusu toplanma hakkının ve kötü muamele yasağının kesiştiği bir alandır. Buna ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirmelerden, toplanma hakkı kapsamında ayrılmayı gerektiren herhangi bir duruma rastlanmamıştır. Dolayısıyla yaygın şiddet olaylarının devam ettiği ve -barışçıl olsa dahi- her türlü protesto eyleminin şiddete dönüşme ihtimalinin var olduğu başvuru konusu olayda, toplanma hakkına yapılan müdahalenin Gezi Parkı olaylarının kamu düzenini ciddi surette sarsan yaygın şiddet hareketleri içeren karakteri gözetildiğinde demokratik bir toplumda gerekli olma kriterini taşıdığı ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Özge Özgürengin Başvurusu/Gezi Parkı Olayları Sırasında Polisin Güç Kullanması Meydana Gelen Yaralamaya İlişkin KYOK Verilmesinin İnsanlık Dışı Muamele Teşkil Ettiği, Etkin Soruşturma ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkını İhlal Ettiği

    Özet: Başvuru, Gezi Parkı olayları sırasında polisin güç kullanması sonucu meydana gelen yaralamaya ilişkin olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Şiddete karıştığı tespit edilemeyen ve toplanma özgürlüğünü barışçıl şekilde kullanmadığına dair herhangi bir bulgu olmayan başvurucunun polisten kaçarken düşmesi üzerine fiziksel müdahaleye maruz kalması ve bunun sonucunda adli raporda belirtilen yaygın ekimozların oluşması gözetildiğinde durumun “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” olarak nitelendirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Soruşturmanın etkililiği konusunda; polisin zor kullanma yetkisine dair ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin bulunup bulunmadığına ilişkin kapsamlı bir inceleme gerçekleştirilmemesi nedeniyle etkili bir soruşturma yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır. AY 17/3'te güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının hem esas hem usul boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucunun polis müdahalesinden kaçarken coplarla vücudunda yaygın ekimozlar oluşacak şekilde müdahaleye maruz kalmasının ölçülü olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu şekilde tamamen hoşgörüsüz davranılmasının başvurucu açısından caydırıcı bir etki oluşturduğu ve bu müdahalenin temel bir sosyal ihtiyacı karşılama niteliğinden yoksun olduğu değerlendirildiğinden başvurucunun AY 34'te güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
  • Mehmet Mutlu Başvurusu/Gezi Parkı Olayları Esnasında Berkin Elvan’ın Vefatı Üzerine Düzenlenen Gösteriye Yapılan Polis Müdahalesinde Yaralananın Şikayeti Üzerine KYOK Verilmesinin AY 17 ve AY 34’ü İhlal Etmediği

    Özet: Başvuru; Gezi Parkı olayları esnasında yaralanan Berkin Elvan'ın vefatı üzerine düzenlenen protesto gösterisine yapılan polis müdahalesi nedeniyle yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin şikayetin kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçsuz kalmasının kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurucunun diğer göstericilerden ayrılarak tek başına yoğun trafik akışı olan Atatürk Bulvarı üzerinde oturma eylemine başlaması hem kendisinin hem de araç sürücülerinin güvenliğini tehlikeye atmıştır. Bu şekilde sorumsuz hareketlerle can ve mal güvenliği için risk oluşturan eylemlere karşı polisin müdahale etmesi beklenen makul bir durumdur. Polisin kendisini yoldan kaldırma çabasına karşı direnerek karşı durmaya çalışmış ve yardıma gelen bir polise de tekme savurmuştur. Bunun üzerine polis tarafından zor kullanma yetkisinin gerekli olduğu açıktır. Kamera kayıtları ve bilirkişi raporu incelendiğinde kullanılan gücün başvurucunun direncini kırmaktan öte olduğu görülmemiştir. Başvurucuların yaralanması ile ilgili olarak polisin kullandığı gücün AY 17/3'ün ihlaline neden olacak şekilde gereksiz ve ölçüsüz olduğu söylenemez. Yolda oturma eylemi yapmasından önce başvurucuya yönelik herhangi bir müdahalede bulunulduğuna dair Anayasa Mahkemesi bir tespitte bulunmadığı gibi başvurucu da bu yönde bir iddia ileri sürmemiştir. Başvurucunun gözaltına alınması kararının temel olarak Atatürk Bulvarı'nda yoğun akan trafikte, yolu oturma eylemi ile kapatarak protesto gösterisinin amacını aşan bir şekilde ve kamu düzenini bozacak nitelikte hareket etmesi üzerine verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla polisin gözaltına alma kararının haklı ve gerekli olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Kötü muamele yasağı kapsamında polisin zor kullanma yetkisini kullanırken ölçülü şekilde davrandığının kabulü ve gözaltının aynı günün akşamı sonlandırılması, toplanma hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olmadığı sonucuna ulaştırmıştır.
  • Ali Orak ve İrfan Gül Başvurusu/Gezi Parkı Olaylarını Protesto Etmek İçin Düzenlenen Yürüyüşe Katılma Neticesinde Mahkumiyet Kararı Verilmesinin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlali Niteliğinde Olduğu

    Özet: Başvuru; Gezi Parkı olaylarını protesto etmek için düzenlenen yürüyüşe katılma neticesinde mahkûmiyete karar verilmesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurucular, Gezi Parkı olayları sürecinde yaşananları ve kolluğun olaylara müdahalesini protesto etmek için bir araya gelmişlerdir. Derece mahkemesi tarafından gerçekleştirilen yürüyüşün kamu düzenini bozup bozmadığını, toplumsal hayatın bu yürüyüşten nasıl etkilendiğini irdelenmemiştir. Nitekim kolluk tutanaklarına göre gösteri yürüyüşlerinde araç ve yaya trafiği aksatılmadığı gibi katılımcıların taşkın hareketlerine de rastlanmamıştır. Bu kapsamda barışçıl bir gösteri nedeniyle başvurucuların cezai yaptırım tehdidi altında bulunmasının somut olay açısından meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile barışçıl toplanma hakkı arasındaki dengeyi sağladığı söylenemez. Başvurucuların barışçıl bir gösteri olmasına rağmen kanuna aykırı olması gerekçesiyle hapis cezasına mahkûm edilmesinin -HAGB kararı verilmiş olsa dahi- başvurucuları ceza tehdidi altında tutmaya devam etmesi ve kararın caydırıcı etkisi nedeniyle ölçülü olduğu söylenemeyeceği gibi AY 34/2'deki kamu düzeni ve millî güvenliğin sağlanması için gerekli olduğu da söylenemez. Bu bağlamda başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kamu düzeni ve güvenliğinin korunması arasında dengenin sağlanamadığı sonucuna varılmıştır ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
  • Ali Kıdık Başvurusu / Süresiz Erişim Engelleme Tedbirinin Ölçülü Olarak Değerlendirilemeyeceği

    Demokratik bir hukuk devletinde -güdülen amaç ne olursa olsun- sınırlamalar özgürlüğün kullanılmasını ölçüsüz biçimde ortadan kaldıracak düzeyde olamaz. Somut olayda başvuruya konu haber ve yazılar belirsiz bir süre için engellenmiş görünmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu kısıtlamanın belirli bazı yazılara ilişkin olduğu ve sınırlı etkileri olduğu iddia edilse bile müdahalenin önemi azalmamaktadır. Bir soruşturma veya dava sonuçlanıncaya kadar kişilik haklarına yapılan müdahalenin geçici olarak durdurulması amacıyla bir internet yayınına erişimin engellenmesi kabul edilebilse bile somut olayın koşullarında ilgili ve yeterli gerekçe olmadan tedbir mahiyetinde alınan bir kararın süresiz olarak etki göstermesi ölçülü olarak da nitelendirilemez. 
  • Ayşe Yıldırım Başvurusu / Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali

    Derece mahkemelerinin, uyuşmazlığın dayanağını teşkil eden olgunun öğrenildiği tarih ile ilgili her somut olay özelinde bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapma yolunu tercih etmeleri mahkemeye erişim hakkının korunmasına yönelik en uygun yaklaşım tarzı olacaktır. Aksi düşüncenin kabulü ile sadece uyuşmazlığın konusuna ya da davanın türüne göre genel ve ilkesel bir yaklaşım benimsenerek varsayımdan hareketle olgunun öğrenildiği, dolayısıyla dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi ve bu yoruma göre geçen süreden sonra öğrenilmiş bir olguya dayalı olarak dava açılamayacağının kabul edilmesi, dava açılmasını aşırı derecede zorlaştıracak ve hatta imkânsız hâle getirebilecektir.
  • Küçük Ali Yüksel Başvurusu / Mülkiyet Hakkının İhlali

    Mahkeme kararına dayanan icra edilebilir bir alacak mülkiyet hakkı kapsamında korunan ekonomik bir değer ifade eder. Kamu kurum ve kuruluşları aleyhine hükmedilmiş böyle bir alacağın hiç ödenmemesi ya da ödenmesinin uzun sürmesi suretiyle oluşan belirsizlik, mülkiyet hakkının ihlaline neden olur. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararları dikkate alındığında somut olayda yukarıda belirtilen nitelikteki yargı kararının yaklaşık 1 yıl 3 ay geçtikten sonra icra edilmiş olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmak gerekir.
  • Abdülkadir Karaboğa vd. Başvurusu / Makul Sürede Yargılama Hakkının İhlali

    Başvuruculardan Abdulmecit Karaboğa'nın zorla getirme kararı yoluyla savunmasının alınabildiği, başvurucular Suut Karaboğa, Mehmet Karaboğa, Bedrettin Karaboğa ve Halit Karaboğa'nın ise haklarında yakalama emri çıkarılmak durumunda kaldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla yargılamanın uzaması bakımından bu başvurucuların da kusurları söz konusudur. Ancak dava dosyası incelendiğinde başvurucular dışındaki sanıklar hakkında da zorla getirme ve yakalama kararları verildiği görülmektedir. Ayrıca yaklaşık üç yıl boyunca Adli Tıp Kurumundan rapor düzenlenmesinin beklendiği, bazı duruşmaların çeşitli kurumlardan bilgi ve belge toplanması için talik edildiği, Cumhuriyet savcısına esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere iki ayrı oturumda süre verildiği ve heyet değişikliği nedeniyle duruşmanın talik edildiği de görülmektedir. Ayrıca zamanaşımı nedeniyle düşürülen davada temyiz süreci de 3 yıl 2 ay sürmüştür. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 12 yıl 4 ay sürdüğü anlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
  • Gülseven Yaşer Başvurusu / Makul Sürede Yargılanma Hakının İhlali

    Başvuruya konu davada dört ayrı davanın birleştirildiği  ve seksen dört sanığın yargılandığı, bu nedenle davanın karmaşık nitelikte olduğu; başvurucunun yargılama süresinin önemli bir kısmında yurt dışında bulunması sebebiyle yargılama sürecinin uzamasında kusurunun bulunduğu ileri sürülebilirse de başvurucunun  kurgusal nitelikte olan, soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kişilerce oluşturulmuş sahte delillere dayanılan bir dava sürecine muhatap kılındığı anlaşılmaktadır. Davada verilen beraat kararı sıradan bir beraat kararı değildir. Bu dava, gerekçeli kararda da belirtildiği gibi delillerin kanuna aykırı bir şekilde elde edildiği, el konulan deliller üzerinde sahteciliğin yapıldığı, benzer tüm dava dosyalarında özel olarak belirlenmiş aynı kişilerin tüm soruşturma aşamalarında görev aldığı,  maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için sanıklar ve müdafiileri tarafından yapılan pek çok talebin kanuna uygun gerekçe gösterilmeden reddedildiği,  soruşturma ve kovuşturma makamında görev alanların belli bir grup ya da yapı adına hareket ettiklerine dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu bir davadır. Başvurucunun yargılama sürecinin uzamasında kusurunun bulunduğu kabul edilebilir olmakla birlikte soruşturma ve kovuşturma makamlarının kusurunun başvurucunun kusurunun ötesine geçtiği anlaşılmaktadır. Yargılama sürecinin uzunluğu, büyük oranda soruşturma ve kovuşturma makamlarının eylemlerinden kaynaklanmaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda 6 yıl 7 aylık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
  • Abdülkadir Aslan vd. Başvurusu

    Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 12 yıl 8 aydır devam eden yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
  • Kazım Pirinççioğlu Başvurusu

    Özet: Anılan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda başvurucu aleyhine 24/5/1988 ve 26/9/1988 tarihlerinde açılan davalarda sırasıyla 28 yıl 7 ay ve 28 yıl 3 aydır devam eden yargılama sürelerinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
  • İLETİŞİMİN TESPİTİ KARARI KAPSAMINDA ELDE EDİLEN DELİLLERİN BASINA SIZDIRILMASI – SORUŞTURMA AŞAMASINDA İFŞA EDİLEN TELEFON GÖRÜŞMELERİNE İLİŞKİN YETERLİ ARAŞTIRMA YAPILMASI GEREKTİĞİ – HABERLEŞME HÜRRİYETİNİN İHLALİ

    Özet: Kamuoyunda "Ergenekon soruşturması" adıyla anılan soruşturma kapsamında iletişimin tespitine karar verilen başvurucunun telefon görüşmelerinin soruşturma tamamlanmadan basına sızdırılması sonucu, bu görüşmelerin bazı ulusal gazetelerde ve televizyon kanallarında yayınlanması ve iddialara ilişkin haberler yapılması; ifşa edilmemeye yönelik gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle haberleşme hürriyetinin maddi boyutunu ve basına sızan telefon görüşmeleri ile ilgili yeterli ve etkili araştırmanın yapılmamış olması nedeniyle usule ilişkin boyutunu ihlal etmektedir.
  • Roche Diagnostic Turkey A.Ş. Başvurusu

    "Bir alacağın; mahkeme hükmü, hakem kararı veya idari bir kararla yeterli derecede icra edilebilir kılındığının ortaya konulması hâlinde mülk olarak kabul edilmesi gerekir. Bu kapsamda kamu kurum ve kuruluşlarının borç ikrarı içeren alacakları ödememesi, mülkiyetten barışçıl yararlanma ve mülkiyete saygı ilkesinin ihlali anlamında gelecektir."
  • İDARİ DAVA YARGILAMASININ UZUN SÜRESİ – MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKKININ İHLALİ – MANEVİ TAZMİNAT

    Özet: Başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğunun tespit edilmediği, başvuruya konu uyuşmazlığın idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olduğu, 2577 sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sonuç olarak 19 yıl 10 ayı bulan yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır. Başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden başvurucuya 28.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
  • Orhan Pala Bireysel Başvurusu

      TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR ORHAN PALA BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2014/2983) Karar Tarihi: 15/2/2017 R.G. Tarih ve...
  • İlker Başer Bireysel Başvurusu

    Davanın etkili yürütülmemesi, yaşam ve maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiği.
  • Müslüm Turfan Başvurusu

    Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali.