2. Hukuk Dairesi

2. Hukuk Dairesi

  • EŞİNİN İŞ YERİ SAHİBİNİ ARAYARAK VE KARISIYLA İLİŞKİSİ OLUP OLMADIĞINI SORARAK ÇALIŞMA HAYATINDA KÜÇÜK DÜŞÜREN KOCANIN TAMAMEN KUSURLU OLDUĞU

    Özet: Davacı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği, kadının işyeri sahibini arayarak kadınla ilişkisinin olup olmadığını sorarak çalışma hayatında küçük düşürdüğü, işinden ayrılmasına sebep olduğu; öncesinde kadının kullandığı, erkeğin adına kayıtlı telefon numarasından gelen mesajlara cevap vererek kadın adına görüşmeler yaptığı, bunu delil olarak mahkemeye sunduğunu bizzat 14.03.2016 tarihli celsede ikrar ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tamamen kusurludur. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucunda tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. 
  • GEREKÇEDE DAVALI-DAVACI KADINA YÜKLENEN KUSURLARIN NELER OLDUĞUNUN AÇIKLANMADIĞI – GEREKÇENİN KUSUR BELİRLENMESİ YÖNÜNDEN YETERLİ AÇIKLIKTA VE DENETİME ELVERİŞLİ OLMADIĞI

    Özet: Davalı-davacının davacı-davalıya karşı kusurlu davranışlarda bulunduğu anlaşılsa da davacı-davalının davalı-davacı eşe karşı daha anlayışlı davranmayarak ve sorumluluk almayarak davalı-davacıya karşı daha kusurlu davrandığı kanaati mahkememizde hasıl olmuştur" şeklinde belirtilmiştir. Gerekçede davalı-davacı kadına yüklenen kusurların neler olduğu açıklanmamış, taraflara yüklenen vakıalar somut olarak belirtilmemiştir. Bu bakımdan gerekçe, kusur belirlemesi yönünden yeterli açıklıkta olmayıp denetime elverişli olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
  • KADININ ESKİ ERKEK ARKADAŞI İLE İLGİLİ DÖVME TAŞIMASININ DOĞRUDAN BOŞANMADA KUSUR OLARAK İSNAT EDİLEMEYECEĞİ – HATALI KUSUR BELİRLENMESİNE BAĞLI OLARAK REDDEDİLEN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİNİN BOZMA NEDENİ SAYILACAĞI

    Özet: Mahkemece kadına kusur olarak yüklenen davalı-karşı davacının eski erkek arkadaşlarından birisinin erkeğe telefon ederek davalı-karşı davacının sesini dinletmesi olayına ilişkin alınan tanık beyanının davacı-karşı davalı erkekten duyduğunu aktarmaktan ibaret olduğu bu haliyle işbu vakıanın ispatlanamadığı gibi kadının, eski erkek arkadaşı ile ilgili dövme taşıması eylemine ilişkin tanık beyanında da zamanın belirtilmediği ve tarafların evlilik tarihinin 2008 yılı olduğu dikkate alındığında bu hadisenin de boşanmaya neden olacak bir kusur olarak kadına isnat olunamayacağı, gerçekleşen bu durumda, davacı-karşı davalı erkek tarafından temyize konu edilmeyerek kesinleşen kusurlu davranışlar dikkate alındığında, boşanmaya neden olan olaylarda davacı-karşı davalı erkeğin, tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Öyleyse, mahkemece davalı-karşı davacı kadının davacı-karşı davalı erkeğe nazaran daha ziyade kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak da davalı-karşı davacı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m.174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.
  • “İŞİNİN DE SENİN DE ALLAH BELANI VERSİN” DİYEN EŞİN BOŞANMADA KUSURLU OLDUĞU – HAKSIZ OLARAK REDDEDİLEN KARŞI BOŞANMA DAVASINA İLİŞKİN OLARAK TARAFLARIN DAVADAKİ HAKLILIK DURUMUNA GÖRE YARGILAMA GİDERLERİ VE VEKALET ÜCRETİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet:  Davacı-karşı davalı kadının, eşine " İşinin de, senin de Allah belanı versin " demek suretiyle beddua ettiği buna göre davacı-karşı davalı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının da kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru değil ise de, kadının davasında verilen boşanma hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmekle erkeğin boşanma davası konusuz kalmıştır. Bu sebeple mahkemece, erkeğin davası yönünden dava konusuz kaldığından "Karar verilmesine yer olmadığına" dair hüküm kurmak ve davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekalet ücreti konusunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
  • EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA İSTEMİ – DAVANIN, ISLAH İLE AKIL HASTALIĞINA DAYALI BOŞANMA DAVASINA DÖNÜŞMESİ – RAPORLAR ARASINDAKİ ÇELİŞKİNİN GİDERİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: kısıtlanma kararına dayanak yapılan Devlet Hastanesi sağlık kurul raporunda davalı erkeğin "zeka geriliği nedeniyle akli dengesinin akıllıca yaşam sürmesi için yeterli olmadığı, hastalığının sürekli olduğu ve vasi tayini gerektiği!" gerekçesiyle vesayet altına alınmasının uygun olduğu şeklinde rapor düzenlemiştir. Yine dosyadan anlaşıldığı üzere davalı erkeğin 1990 yılına ait .... tarafından düzenlenmiş "ileri derece debilite" tanısı ile askerliğe elverişsiz olduğuna yönelik raporunun bulunduğu, yine davalı erkeğin 1993 tarihli raporu sonucu 2022 sayılı yasadan kaynaklı engelli aylığı aldığı anlaşılmaktadır. Adli Tıp 4. İhtisas Kurulundan alınan raporda ise, davalı ...'in fiil ehliyetine haiz olduğu, kişide mevcut akıl hastalığı veya zeka geriliğinin tespit edilemediği belirtilmiştir. O halde, mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin Adli Tıp Genel Kurulunun görüşü alınmak suretiyle giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
  • TALİMAT MASRAFININ YATIRILMASI İÇİN KESİN SÜRE VERİLDİĞİ ANCAK MASRAF MİKTARI BELİRTİLMEDİĞİ

    Özet: Olayda mahkemece, 21.01.2016 tarihli ara kararda talimat masraflarının miktarı açıkça gösterilip bildirilmemiştir. Bu nedenle, davalının talimat yoluyla dinlenmesini istediği tanıklarının dinlenmesi için gerekli talimat masraflarına dair usulüne uygun kesin süre verilmeden eksik incelemeyle savunma hakkını kısıtlayacak şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup; bozmayı gerektirmiştir.
  • DİLEKÇEDE YER VERİLMEYEN HUSUSLARIN KADINA KUSUR OLARAK YÜKLENEMEYECEĞİ – TARAFLARIN EŞİT KUSURLU OLDUĞU – EŞİT KUSURLU EŞ YARARINA MADDİ MANEVİ TAZMİNAT YÜKLENEMEYECEĞİ

    Özet:  Boşanmaya neden olan olaylarda, davacı-davalı erkeğin, davalı- davacı kadına göre daha ağır kusurlu olduğu kabul edilerek her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına hükmedilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; mahkemece davalı-davacı kadına kusur olarak yüklenen eşinin ailesi ile görüşmeme vakıasına davacı-davalı erkeğin dava dilekçesinde dayanmadığı, dayanılmayan bir vakıanın davalı-davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği ancak davalı-davacı kadının iş yerindeki Alparslan adlı kişiyle sıkça telefonda görüştükleri böylece davalı-davacı kadının güven sarsıcı davranışta bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden davacı-davalı erkeğin daha ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
  • BOŞANMA DAVASI İÇİN ÖZEL YETKİ İÇEREN VEKALETNAME SUNULMASI GEREKTİĞİ – SÜRESİ İÇERİSİNDE ÖZEL VEKALETNAME SUNULMAZ İSE YETKİSİZ VEKİLİN TEMYİZ İTİRAZLARININ İNCELENEMEYECEĞİ

    Özet: Dosya içerisinde bulunan davacı-davalı erkek vekili Av....'e ait vekaletname genel vekaletname olup, boşanma davası ile ilgili özel yetkiyi içermemektedir. Boşanma davası açmak ve açılan davayı takip etmek kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğindedir. Bu bakımdan vekaletname de bu hususta özel yetkiyi gerektirir.
  • ERKEĞİN SADAKATSİZCE DAVRANIŞLAR İÇERİSİNE GİRDİĞİ – KADININ ERKEĞİ AFFETTİĞİNE YÖNELİK BİR DELİLİN BULUNMADIĞI

    Özet: Mahkemece; tanıkların davacı erkeğin 2009 yılında davalıya sadakatsizce davranışlar içerisine girdiği ancak davalı kadın tarafından bunun dava konusu edilerek boşanmaya neden olarak gösterilmediği, birlikte yaşamaya devam ettikleri erkeğin bu eylemlerinin kadın tarafından af edildiği şeklindeki beyanları karşısında ortak hayatın çekilmez hale geldiği kanıtlanmadığından davanın reddine karar verilmiş ise de, dosya arasında davalı kadının davacı erkeği affettiğine yönelik bir delil bulunmamaktadır. Af olgusu dosya kapsamında ispatlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda sadakatsiz davranan erkek tamamen kusurlu olup verilen ret kararı sonucu itibariyle doğru bulunduğundan ret gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
  • ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK VE ALDATMA NEDENLERİNE DAYALI KARŞILIKLI BOŞANMA İSTEMİ – KADININ SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNE AYKIRI DAVRANDIĞININ KABULÜ GEREKTİĞİ

    Özet: Davacı-karşı davalı kadın, evlilik devam ederken, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranığı,...... isimli şahısla mutad sayıdan fazla telefon görüşmeleri ile mesajlaşmalarının olduğu, tanık olarak dinlenen ortak çocuk tarafından da belirtildiği üzere, cinsel birleşmenin gerçekleştiğine delalet eden mesajlaşma içeriklerinin açığa çıktığı, kadının bazı günler eve gelmeyerek eve gelmeme nedeni, nerede kaldığı hakkında bilgi vermekten imtina ettiği gibi bu konuda yalan beyanda bulunduğu, bu durumunda tanık beyanlarınca açıkça ifade edildiği, ayrıca .... isimli şahısla alkollü mekanlarda samimi şekilde göründüğü, bu durumunda eşinden gizlenmesi için bu hadiseye şahit olan tanıklarla görüştüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı-karşı davacı erkeğin zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir.
  • ERKEĞİN KUSURLU DAVRANIŞLARININ KADININ KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI NİTELİĞİNDE OLDUĞU – KADININ BOŞANMAYI GEREKTİRİR BİR KUSURU OLMADIĞI VE KADININ MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİNİN KABULÜNÜN GEREKTİĞİ

    Özet: Davalı-davacı kadının boşanmayı gerektirir bir kusuru bulunmadığı gibi, davacı-davalı erkek boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda tam kusurludur. Gerçekleşen kusurlu davranışlar kadının kişilik haklarına saldırı niteliğini taşıdığı gibi, kadın boşanmakla en azından eşenin maddi desteğini de kaybetmiştir. Kadın yararına TMK m. 174/1-2 koşulları oluşmuştur. O halde, mahkemece tarafların eşit kusurlu olduklarının kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı karşı davacı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.
  • KADIN TARAFINDAN AÇILAN BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN DAVALI ERKEĞİN VEFAT ETTİĞİ – DAVAYI KUSUR BELİRLEMESİ YÖNÜNDEN DAVALININ MİRASÇILARININ TAKİP ETTİĞİ – KADININ KUSURLU OLDUĞUNUN TESPİTİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: Davacı kadın tarafından evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davası açılmış, yargılama sırasında davalı erkek 09.09.2016 tarihinde vefat etmiş, davayı davalı erkeğin mirasçıları kusur belirlemesi yönünden takip etmiştir.  Davacı kadının, eşinin akrabasına, eşinden boşanmak istediğini "benim adımı çıkarın benim sevdiğim var" dediği anlaşılmaktadır. Davalı erkek cevap dilekçesinde askerdeyken eşini aradığını, eve dönmesini istediğini belirtmiş ise de, bu durum barışma müzakeresi niteliğinde olup, kadından kaynaklanan kusurların affedildiği ya da hoşgörü ile karşılandığını gösterecek nitelikte değildir. Gerçekleşen bu duruma göre, davacı kadının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
  • DAVACI İLE DAVALININ BOŞANMAYA NEDEN OLAN OLAYLARDA EŞİT KUSURLU OLDUKLARI – ERKEĞİN AĞIR KUSURLU OLDUĞUNUN KABULÜNÜN DOĞRU OLMADIĞI

    Özet: Mahkemece, davacı-karşı davalı kadın tarafından usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakıalar davalı-karşı davacı erkeğe kusur olarak yüklenemez. Gerçekleşen bu durum karşısında, toplanan delillerden, davalı-karşı davacı erkeğin birlik görevlerini ihmal ettiği, küfür ettiği, davacı-karşı davalı kadının da temyize konu etmeyerek kesinleşen kusur durumuna göre çıkan tartışmalar sırasında davalı-karşı davacı erkeğe küfür ettiği ayrıca birlik görevlerini de ihmal ettiği anlaşılmaktadır. Öyleyse, mevcut durumda taraflar arasında müşterek hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
  • BABA İLE KİŞİSEL İLİŞKİNİN KÜÇÜĞÜN YAŞI GÖZETİLDİĞİNDE FAZLA OLDUĞU

    Özet: Baba ile kurulan kişisel ilişkide; her yılın Temmuz ayının 1. günü saat 08.00'de yanına alarak aynı Temmuz ayının 31. günü saat 17.00'ye kadar beraber olmak ve saat 17.00'de anneye teslim etmek suretiyle kişisel ilişki tesisinde, Temmuz ayı için kurulan kişisel ilişki küçüğün yaşı gözetildiğinde fazla olduğu gibi, ortak çocuğun her yıl doğum günlerinde sabah saat 10:00'da yanına almak aynı gün saat 13:00'da babaya teslim etmek suretiyle kişisel ilişki tesisinde annenin velayet görevini engelleyici nitelikte olup, yine velayeti anne de olan küçük ile babanın (cihaz ve masrafı karşılamak kaydıyla) ortak çocuk ile telefon, İnternet ve sair her türlü iletişim vasıtaları ile saat 18:00 ile 19:30 saatleri arasında olmak koşulu ile 20 dakikayı geçmeyecek şekilde, telefon yada İnternet gibi iletişim vasıtaları ile görüşmek sureti ile kişisel ilişkinin tesisinde ise, infazının mümkün olmadığı görülmüştür. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükmün bu yönden düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
  • CEVABA CEVAP DİLEKÇESİYLE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNDE BULUNULMASININ USULÜNE UYGUN OLDUĞU – MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNE İLİŞKİN KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ – 11 YAŞINDAKİ ÇOCUK İLE BABA ARASINDA BABALIK DUYGULARINI TATMİN EDECEK ŞEKİLDE KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Davacı kadının dava dilekçesinde manevi tazminat talebinde bulunmadığı, sonrasında davalının cevap dilekçesinin davacı kadına tebliğ edildiği, davacı kadının yasal süresi içerisinde sunmuş olduğu cevaba cevap dilekçesi ile manevi tazminat talebinde bulunmuş olduğu, ancak mahkemece davalı kadının manevi tazminat talebi hakkında olumlu olumsuz karar verilmediği anlaşılmıştır. Davacı kadın tarafından usule uygun şekilde talep edilen manevi tazminat talebi yönünden olumlu olumsuz karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. Tarafların ortak çocuğu, 15.02.2007 doğumludur. Velayeti elinde bulundurmayan baba ile ortak çocuk arasında düzenlenen kişisel ilişkinin ortak çocuğun yaşı da gözetildiğinde yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır. Baba ile ortak çocuk arasında babalık duygularını tatmin edecek şekilde yarı yıl tatili ve yaz tatilinde temmuz ayı süresince yatılı olacak şekilde daha uygun süreli kişisel ilişki kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
  • BOŞANMA, ZİYNET VE ÇEYİZ ALACAĞI – KADINA ORANLA ERKEĞİN DAHA AĞIR KUSURU OLDUĞU – ERKEĞİN KUSURU AYNI ZAMANDA KADININ KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI TEŞKİL ETTİĞİ İÇİN KADIN YARARINA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TAKDİRİ GEREKTİĞİ – ANCAK İSPAT ÇERÇEVESİNDE KADININ ZİYNET ALACAĞINI TALEP EDEBİLECEĞİ

    Özet: Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadının ağır kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmişse de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı erkeğin manevi anlamda bağımsız konut temin etmediği, annesinin evliliğe müdahalesine, eşine tükürmesine ve bağırıp kızmasına, hakaret etmesine sessiz kaldığı, eşi hakkında üçüncü kişiye "Cehenneme kadar yolu var" dediği; davacı kadının ise birlik görevlerini ihmal ettiği, eşine soğuk ve ilgisiz kaldığı, cinsel ilişkiden kaçındığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya neden olan olaylarda davacı kadına oranla davalı erkeğin daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, davacı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.Tüm dosya kapsamı ve özellikle davacı kadının annesinin, bankadaki kasada bulunan ziynetlerin kadına mehir olarak verilen 6 adet burma bilezik ve ... setinden ibaret olduğuna dair beyanı dikkate alındığında 6 adet burma bilezik ve 1 adet Trabzon setinin davalı erkekte kaldığı ispatlanmış olup, talep edilen diğer takıların erkek tarafından kasada muhafaza edildiği hususu ispatlanamamıştır. Hal böyleyken, davacı kadının ziynet alacağı davasının ispatlanan 6 adet burma bilezik ve 1 adet ... seti yönünden kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
  • BOŞANMA KARARI VEREBİLMEK İÇİN EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILDIĞININ SABİT OLMASI GEREKTİĞİ -KADININ DÜĞÜNDEN SONRA APAR TOPAR YURTDIŞINA ÇIKMASI – DELİLLERİN TAKDİRİNDE HATAYA DÜŞÜLEREK BOŞANMA KARARI VERİLMEMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: Tarafların evlenmelerinden sonra davalı-davacı kadının "düğünden sonra apar topar Almanya'ya dönmesi" olayı ise, davalı-davacı kadının evlilik öncesinde bu ülkede yaşadığı ve evlilik sonrasında tarafların birlikte Almanya'da yaşamayı kararlaştırdıkları, davalı-davacı kadının davacı-davalı eşinin Almanya'ya gitmesi amacıyla işlemleri gerçekleştirmek amacıyla tarafların ortak kararıyla düğünden 10 gün kadar sonra Almanya'ya dönmesi şeklinde gerçekleştiğinden davalı-davacı kadına kusur olarak yüklenemez. Gerçekleşen bu durum karşısında mahkemece davalı-davacı kadına kusur olarak yüklenen vakıaların usulüne uygun şekilde ispatlandığından söz edilemez.
  • ERKEĞİN BAĞIMSIZ BİR KONUTU OLMASINA RAĞMEN EŞİNİ AİLESİ İLE BİRLİKTE YAŞAMAK ZORUNDA BIRAKMASI – EŞİNİ ÜZERİNDE EŞOFMAN VE TERLİK İLE AİLESİNİN YAŞADIĞI KÖYÜN GİRİŞİNE BIRAKARAK TERK EDEN ERKEĞİN BİRLİKTE YAŞAMAKTAN KAÇINDIĞI 

    Özet: Uyuşmazlık; boşanma istemine ilişkindir. Üç oda bir salondan ibaret evin bir odasının tadilat yoluyla ayrılarak taraflar ve davalının aynı konutta yaşayan diğer aile bireyleri için ayrı ayrı bağımsız konutların oluşturulmuş olacağından söz edilemeyeceği, bu şekilde davalı erkeğin bağımsız nitelikte ayrı bir konutları bulunmasına rağmen eşini ailesi ile birlikte yaşamak zorunda bıraktığı, ayrıca son olayda davacı eşini üzerinde eşofman ve ayağında terlik ile kadının ailesinin yaşadığı köyün girişine bırakarak terkettiği, sonrasında arayıp sormadığı birlikte yaşamaktan kaçındığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.
  • KARŞILIKLI BOŞANMA İSTEMİ – KADININ, EV EŞYALARINI ATARAK EŞİNİ EVDEN KOVMASI – ERKEĞİN FİZİKSEL ŞİDDET UYGULAMASI – TARAFLARIN EŞİT ORANDA KUSURLU OLDUĞU

    Özet: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-davacı kadının eşine yönelik olarak ağır hakaretler ettiği, eşine ev eşyaları atarak evden kovduğu, davacı-davalı erkeğin ise soruşturma dosyalarından ve kadın hakkında düzenlenen 06.11.2016 tarihli adli rapordan anlaşıldığı üzere taraflar arasında gerçekleşen son olayda eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve evin kapısını kırmak suretiyle ev eşyalarına zarar verdiği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda eşit oranda kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Mahkemece, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması doğru değildir.