19. Hukuk Dairesi

19. Hukuk Dairesi

  • BANKA KAYIT VE DEFTERLERİ VE BANKANIN İNTERNET BANKACILIĞI İLE İLGİLİ SİSTEMLER ÜZERİNDE İNCELEME YAPILMASI GEREKTİĞİ – BANKANIN İNTERNET BANKACILIĞI İLE İLGİLİ ALINABİLECEK TÜM ÖNLEYİCİ TEDBİRLERİN ALINIP ALINMADIĞI

    Özet: Alınan bilirkişi raporu İnternet sistemi ile ilgili teknik bilgileri haiz olmayan bankacı-hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenmiştir. Konusunda uzman olmayan bilirkişinin düzenlediği raporun hükme esas alınması usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece yapılacak iş, konusunda uzman teknik bilirkişi ve bankacılık konusunda uzman bilirkişiler aracılığıyla banka kayıt ve defterleri ve davalı bankanın İnternet bankacılığı ile ilgili sistemleri üzerinde inceleme yaptırılarak, İnternet üzerinden harcamaların nasıl yapıldığı, 3D güvenlik sistemi kullanılıp kullanılmadığı, davacının söz konusu harcamalarda kusurunun bulunup bulunmadığı, son teknolojik gelişmeler de gözetilmek suretiyle, davalı bankanın İnternet bankacılığı ile ilgili alınabilecek tüm önleyici tedbirleri alıp almadığı, davalı bankanın hafif de olsa kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda Yargıtay denetimine açık, hüküm kurmaya elverişli, rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, konusunda uzman olmayan, yeterli incelemeye dayanmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru görülmemiştir.
  • YURTDIŞINDAN GETİRİLEN MALLARIN DAVALIYA AİT ANTREPOYA YÜKLENDİĞİ – ANTREPO BEDELİNDEN KİMİN SORUMLU OLACAĞININ TESPİTİ İÇİN GÜMRÜK İŞLEMLERİ KAÇAKÇILIĞI İŞLERİNDEN ANLAYAN BİR BİLİRKİŞİNİN DE İÇİNDE BULUNDUĞU HEYETTEN BİLİRKİŞİ RAPORU ALINMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Mahkemece konuya ilişkin ceza dava dosyası getirtilip, gümrük işlemleri kaçakçılığı işinden anlayan bir bilirkişinin de içinde bulunduğu heyetten, taraf ticari defterleri, tüm dosya kapsamı, ceza dava dosyası kapsamı ile gümrük işlemleri bağlamında davalının davacının talep ettiği antrepo bedelinden sorumlu olup olmadığı hususunda rapor alınıp, davalının sorumluluğunun bulunduğunun anlaşılması halinde, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı gözetilerek, davalının sorumlu olacağı miktara ilişkin rayiç değerlerin tespiti ile belirlenecek miktara göre sorumlu olacağı gözetilerek, varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
  • ADİ YAZILI ŞEKİLDE YAPILAN GAYRİMENKUL SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN GEÇERSİZ OLDUĞU – SÖZLEŞMENİN TARAFI OLMAYAN KİŞİYE SÖZLEŞMEDEN DOĞAN HAKLARIN İLERİ SÜRÜLEMEYECEĞİ – ADİ ORTAKLIĞIN HÜKMİ ŞAHSİYETİNİN BULUNMADIĞI

    Özet: Asıl davada dava adi ortaklığa karşı açılmıştır. Adi ortaklığın hükmi şahsiyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle asıl davanın adi ortaklığa karşı açılan bölümünün husumet yönünden reddi gerekir. Davalı ... Ltd.Şti'nin temyizine gelince davacı tapuda devraldığı ve mülkiyeti kendisine ait olan taşınmazı kiralama yetkisinin ...'a devredildiğini, oysa bu devrin geçersiz olduğunu ve ...'ın tahsil ettiği kira bedellerinin kendisine ödenmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de bu yönde yeterli araştırma yapılmamıştır. Mahkemece davacı ve davalı ... Ltd.Şti'nin iddiaları araştırılarak alınacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi sebebiyle asıl davanın davalı ... Ltd.Şti yönünden de bozulması gerekmiştir. Davacının kira bedelinin dayanağı olarak gösterdiği 11/08/2006 tarihli sözleşme adi yazılı şekilde yapılmış gayrimenkul satış sözleşmesi olup geçersizdir. Sözleşmedeki geç teslimden kaynaklanan tazminata ilişkin hükümler de geçersiz olup ...'ye karşı da ileri sürülemez. 11/08/2006 tarihli sözleşmenin tarafları ... ile KC Grup olup bu sözleşmeden doğduğu ileri sürülen hakların sözleşmenin tarafı olmayan ...'ye karşı ileri sürülmesi de mümkün değildir. 
  • DAVACININ LEHTAR, DAVALININ LEHTARDAN SONRAKİ CİRANTA HAMİL OLDUĞU – TEMEL İLİŞKİYE DAYALI MÜRACAAT HAKKI BULUNDUĞU – PROTESTONUN ŞART OLMADIĞI

    Özet: Davaya konu bonoda davacı lehtar davalı ise lehtardan sonraki ciranta hamil konumundadır. Bu durumda taraflar arasında temel ilişkiye dayalı olarak davalının bono protesto edilmese dahi müracaat hakkı bulunmaktadır. Mahkemece taraflar arasında temel ilişki bulunup bulunmadığı konusunda deliller toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
  • PASSOLİG DÜZENLEMESİ İLE 6222 SAYILI KANUN GEREĞİNCE TÜKETİCİLERİN BANKA İLE SÖZLEŞME YAPMAYA, ELEKTRONİK KART İÇİN ÜCRET ÖDEMEYE MECBUR BIRAKILDIĞI VE KİŞİSEL VERİLERİNİN KORUNMADIĞI İDDİASI – BANKA VE TÜKETİCİ ARASINDAKİ HİZMET SÖZLEŞMELERİNİN VE KULLANICI SÖZLEŞMELERİNİN KİŞİSEL VERİLERİN GİZLİLİĞİ KURALINI İHLAL ETTİĞİ – ÖNCEDEN İMZALANAN GENEL İŞLEM ŞARTI NİTELİĞİNDEKİ DÜZENLEMELERİN GEÇERSİZLİĞİNİN TESPİTİ – TÜKETİCİLERLE İMZALANAN SÖZLEŞMELERİN GEÇERSİZLİĞİNİN TESPİTİ – FEDERASYONUN SÖZLEŞME TARAFI OLMAMASI NEDENİYLE HAKKINDAKİ DAVANIN REDDİ

    Özet: Davacı, davalılardan ... tarafından yaptığı düzenleme ile Türkiye’de oynanan futbol maçlarına gidebilmek için diğer davalı banka ile sözleşme yapılması için zorunluluk getirildiğini, 6222 sayılı Yasa'da adı geçen elektronik bilet ve elektronik kart ifadelerinin diğer davalı banka tarafından müşteri portföyü yaratmak adına kullanıldığını, kartın ücretsiz olduğu vurgulanmakta ise de Anayasal eşitlik ilkesine aykırı olacak şekilde kart başına taraftarlardan ücret, kargo parası, her bir bilet başına da ekstra ücret alındığını, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasa hükümlerine göre bir hizmetin sağlanması adına tüketiciden ek bedeller talep edilemeyeceğini, kullanım koşullarının tek taraflı belirlenmesinin İHAS'a, 6222 sayılı Yasa'ya aykırı olduğunu, maçı izlemek için stada gelen taraftarların kişisel bilgilerinin zorunlu olarak istekleri dışında alınıp, banka iştirakleri ile davalı ... federasyonun anlaşmalı kuruluşları eline geçtiğini, kişisel verilerin korunmadığını ileri sürerek, 6222 sayılı Yasa'dan kaynaklı tüketici haklarına yönelik ihlallerin giderilmesi, gelecekteki hak ihlallerinin önlenmesi için uygulama nedeniyle zorla imzalatılan sözleşmelerin geçersizliğine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, davacı dernek yönünden yapılan değerlendirmede; davalı banka ile tüketiciler arasında imzalanan kart hizmet sözleşmelerinin ve Passolig İnternet şubesi kullanım koşullarına ilişkin Passolig İnternet sitesindeki kullanıcı sözleşmelerinin elektronik kart uygulamasının gerekleri ile bağdaşmayan kişisel verilerin gizliliği temel kuralına, davalı bankanın İnternet kullanımından kaynaklı problemlerde sorumsuzluğuna ilişkin temel hukuk kuralına aykırı, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayan genel işlem şartı hükümlerinin geçersizliğinin tespitine; sözleşmenin banka ile tüketici arasındaki özel hukuktan doğan işlemlerde hüküm ifade etmesi nedeniyle davanın davalı banka yönünden kısmen kabulü ile önceden imzalanan sözleşmelerdeki temel hukuk kurallarına aykırı genel işlem şartlarının geçersizliğine; 6222 sayılı Yasa'nın sair uygulamalarında 4077 sayılı ve 6502 sayılı Yasalara aykırı Tüketici aleyhine başkaca düzenleme bulunmaması nedeniyle gelecekteki hak ihlallerinin önüne geçilmesi için tüketicilerle imzalanan sözleşmenin geçersizliğine; Tüketici Yasası'na aykırılıkların giderilmesine yönelik bakiye taleplerin reddine karar verilmesi hukuka uygun olduğundan kararın onanması gerekmiştir.
  • SATILAN VE TESLİM EDİLEN MALIN BELİRTİLEN VASIFLARI İÇERMEDİĞİ İDDİASI – TESLİMİN KABUL EDİLMİŞ OLMASI NEDENİYLE ZARARIN İSTENEBİLECEĞİ – AÇIK AYIP DEĞERLENDİRMESİNİN HATALI OLDUĞU

    Özet: İlk derece mahkemesince davanın tamamen reddedilmesi doğru olmadığı gibi Bölge Adliye Mahkemesince de tamamen kabul etmesi yerinde görülmemiştir. Davacının istinaf talebini kabul eden Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş davacının sipariş ettiği sözleşmede fiyatı belirli ürünlerin yerine davacı tarafından teslim edilen ve davalı tarafından da teslim alınan iadesi yapılmayan ürünlerin rayiç fiyatı saptanıp eğer teslim edilen ürünlerin değeri sözleşme ile belirlenen ürün bedelinden daha az ise aradaki fark davalının zararı kabul edilip, davalının ilamsız takipteki itirazının bu zarar kadar haklı olduğu benimsenip sonucuna göre karar vermektir.
  • MAL TESLİMİNDEN KAYNAKLANAN ALACAĞIN TAHSİLİNİ AMAÇLAYAN İTİRAZIN İPTALİ DAVASI – DAVACININ TAKİP KONUSU FATURALAR İÇERİĞİ MALLARI DAVALIYA TESLİM ETTİĞİNİ İSPAT ETMESİ GEREKTİĞİ – MAL TESLİMİNE İLİŞKİN İRSALİYELERİN İMZALATILIP İMZALATILMADIĞININ BELİRLENMESİ 

    Özet: Mahkemece tarafların ticari defterleri ve bu ticari defterlere dayanak belgeler bilirkişilere incelettirilip, davacının takip dayanağı yaptığı faturaların irsaliyeleri değerlendirilip, fatura içeriği malların davalıya teslim edilip edilmediği belirlenip, davalının ödeme emrine itiraz dilekçesindeki beyanları tartışılıp, davacının teslimatı kargo firmaları aracılığıyla yaptığı yönündeki iddiası üzerinde durulup, kargo firmalarının içeriği belli olmayan paket teslimi mi yaptığı, yoksa nitelikli teslim mi yaptığı, yani davacının mal teslimine ilişkin irsaliyelerini imzalatıp imzalatmadığı belirlenip, varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, kabule göre ise davacı vekili dava dilekçesinde davalının ödeme emrini tebliğ aldığı 22.11.2010 tarihinden sonra 7. günün sonunda temerrüde düştüğünü bildirmesine, bu tarihte geçerli olan avans oranı üzerinde temerrüt faizine hak kazandıklarını belirtmesine rağmen, HMK. m. 26’ya aykırı şekilde takip tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesine olanak verecek şekilde hüküm tesisi de isabetsizdir. 
  • İHTİYATİ HACİZ KARARI VERİLEBİLMESİ İÇİN İSPAT GEREKMEDİĞİ – YAKLAŞIK İSPAT İÇİN DELİL SUNULMASININ YETERLİ OLDUĞU 

    Özet: İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için ispat gerekmez, yaklaşık ispat için delil sunulması yeterli olup, alacaklının ilişkisinin varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamaktadır. Yaklaşık ispat kuralından hareketle, somut olayda ihtiyati haciz talep eden vekilince sunulan sözleşme ve ihtarname de gözetilerek, talep eden vekilinin ihtiyati haciz talebinin kabulü gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde talebin reddi doğru görülmemiştir. 
  • ALACAKLI SIFATI BULUNULMAYAN ÇEKE DAYALI OLARAK ALACAK İSTEMİNDE BULUNULMASI 

    Özet: Dava konusu 07/03/2014 keşide tarihli 180.000-TL bedelli çekte davalı ... 'nun herhangi bir sıfatı bulunmamakta olup kendisi yalnızca muhatap banka HSBC bankasına vekaleten çek hakkında ödeme yasağı bulunduğunu tespit etmiştir. Dava konusu çekin incelenmesinde çeki muhatap bankaya ibraz edenin diğer davalı şirket olduğu anlaşılmıştır. Davalı bankanın çekte herhangi bir alacaklı sıfatı bulunmamasına rağmen davacı hakkında dava konusu çek ile kambiyo senetlerine mahsus yol ile takip başlatmış ve alacaklı sıfatı bulunmayan çeke dayalı olarak alacak isteminde bulunmuştur. Bu sebeple davalı banka hakkında da davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine dair hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 
  • KASALARIN AYNEN İADESİ MÜMKÜN OLMUYORSA NAKDEN İADESİNİN GEREKTİĞİ – GEÇ İADE NEDENİYLE DAVACININ KATLANMAK ZORUNDA KALDIĞI KİRA BEDELİNİN DE DAVALI TARAFINDAN ÖDENMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: Davalı, davacı ile arasındaki mal satım sözleşmesi gereğince davacının kasalarını iade ile yükümlüdür. İade etmemekle hem kasaların iadesinden, aynen iade mümkün olmazsa bedelinden hem de geç iade nedeniyle davacının katlanmak zorunda olduğu kira bedelinden sorumludur. Bu durumda mahkemece davacının davalıda kalan 10.232 adet kasasının 3 Euro/adet birim fiyatının TL karşılığı üzerinden değerini ve 10.232 adet kasanın 0,55 TL/ay birim fiyatı üzerinden 09.12.2002-05.04.2011 tarihleri arasındaki kira bedelini saptatarak bu bedellerin davalı tarafından davacıya ödenmesine hükmetmesi gerekir. Hal böyle olunca, mahkemece dava konusu kasaların dava süreci içinde ekonomik ömrünü yitirdiği gerekçesiyle kasaların bedelinin de iadesi talebini reddetmesi doğru olmadığı gibi, davacının üçüncü kişiye ödemek zorunda kaldığı kira bedelinin davalı tarafından sözleşmenin ihlali kapsamında ödenmesi gerektiği düşünülmeden, bu bedelin ecrimisil sayılarak sadece 5 yıllık kısmının hüküm altına alınması, ayrıca hesaplanan bedelden %20 yıpranma indirimi yapılması da doğru olmamış bu nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
  • BİREYSEL KREDİ SÖZLEŞMESİ VE KREDİ KARTI ÜYELİK SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN ALACAK SEBEBİYLE EMEKLİ MAAŞINA HACİZ KONULMASI – SÖZLEŞME İLE HÜKÜM ALTINA ALINDIĞINDAN HAKSIZ ŞART NİTELİĞİNDE OLMADIĞI

    Özet: Taraflar arasında akdedilen bireysel kredi sözleşmesi ve kredi kartı üyelik sözleşmesinden kaynaklanan banka alacağı sebebiyle emekli maaşı üzerine konulan blokenin kaldırılması ve kesilen paranın iadesi istemine ilişkindir. Alacağın dayanağını teşkil eden sözleşmede bankanın rehin, hapis ve takas hakkı hüküm altına alındığı, bankaya hesap ve alacaklar üzerinde rehin, takas ve mahsup hakkı tanındığı görülmektedir. Bu durumda kredi sözleşmeleri ve davacıdan alınan ek sözleşmedeki taahhütü kapsamında davacının davalı banka nezdinde ki maaş hesabına bloke konularak kesinti yapılması haksız şart niteliğinde değildir. Taraflar arasındaki sözleşme ile bu husus taahhüt edilmiştir. Mahkemece bu açıklamalar karşısında sözleşme hükümleri ve verilen taahhüt değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
  • KİŞİNİN KENDİ RIZASIYLA VERDİĞİ İLAVE TEMİNAT MEKTUPLARI VE TESİS İPOTEKTEN KAYNAKLANAN KOMİSYON VE HARÇ GİDERLERİNİN ZARAR OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ – KİŞİNİN ANAYASAL HAKKINA DAYANARAK DAVA AÇMASININ HAKSIZ FİİL OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ – DAVACININ İDDİASINI İSPATLAYAMAMASININ HAKSIZ VE KÖTÜ NİYETLİ OLDUĞUNU GÖSTERMEYECEĞİ 

    Özet: Davacının kendi rızasıyla davalıya verdiği ilave teminat mektupları ve tesis ettiği ipotekten kaynaklanan komisyon ve harç giderleri davacının faaliyet gideri olup zarar olarak değerlendirilemeyeceği gibi, zarar olarak değerlendirilse bile davalının davacıya karşı anayasal hakkına dayanarak dava açmış olması bir haksız fiil olarak değerlendirilemez. Ayrıca bir davacının iddiasını ispatlayamadığı için davasının reddedilmiş olması onun esasında haksız ve kötü niyetli olduğunu da göstermez. Bu itibarla genel mahkemece davalı tarafından davacı aleyhine açılan ve retle sonuçlanan alacak davasının davacıya karşı bir haksız fiil sayılması ve davacının faaliyet giderlerinden sorumlu tutulması doğru görülmemiş, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir. 
  • TİCARİ KREDİ NEDENİYLE ALINAN DOSYA MASRAF VE KOMİSYONUN İADESİ İSTEMİ – 818 SAYILI BORÇLAR KANUNU HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI GEREKTİĞİ – SÖZLEŞMENİN VE EMSAL BANKA UYGULAMALARININ İNCELENMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: Genel kredi sözleşmesi 2009 yılında imzalanmış, davalı banka tarafından dava konusu 9.600 TL, kredi tutarından kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilmiştir. Sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın ilgili hükümlerinin uygulanması gerekirken anılan husus nazara alınmaksızın, sözleşmenin tip sözleşme niteliği taşıdığı, davacı aleyhine konan kayıtların yazılmamış sayılması, bu kalemlerin genel işlem şartlarına aykırı kabul edilmesi gerektiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. Bu durum karşısında, sözleşmede belirlenmiş bir ücretin olması durumunda bu ücret, olmaması durumunda, emsal banka uygulamaları da araştırılıp, diğer bankalarca hangi oranda ücret tahakkuk ettirildiği ve buna göre davalı banka uygulamasının yerinde olup olmadığı, davacıya iadesi gereken miktar bulunup bulunmadığı hususlarında değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi de isabetli değildir.
  • AYIPLI OTOMOBİL –  TİCARİ NİTELİKTEKİ ARACIN ÜRETİM HATASI NEDENİYLE İADESİ – ARAÇ TİCARİ NİTELİKTE OLDUĞUNDAN UYUŞMAZLIĞIN TİCARET MAHKEMESİNDE GÖRÜLMESİ GEREKTİĞİ 

    Özet: Dava ayıplı otomobilin yenisi ile değiştirilmesi  veya ödenen bedelin taraflar arasında imzalanan sözleşme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte iadesi istemine ilişkindir. Dava ticari nitelikteki aracın üretim hatası olması nedeniyle iadesi ile bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, araç ticari nitelikte olduğundan uyuşmazlığın ticaret mahkemesinde görülmesi gerekirken, tüketici mahkemesi olarak davanın görülüp sonuçlandırılması, görev kamu düzenine ilişkin olduğundan doğru görülmemiştir.
  • NAKİT AVANS ÜCRETİ VE MASRAFIN İADESİ İSTEMİ – BANKALARIN KART KULLANICILARINA 24 SAAT KREDİ KULLANMA OLANAĞI SAĞLADIĞI – SÖZLEŞMEYİ FESHETMEYİP KULLANAN TÜKETİCİNİN, AHDE VEFA GEREĞİ SÖZLEŞMEYE UYMAK ZORUNDA OLDUĞU

    Özet: Bankalar ticari kuruluşlar olup, amaçları kar elde etmektir. Bankalar tarafından tüketici kredilerinden herhangi bir zorunlu masraf ve gidere ilişkin bulunmayan kesintilerin iade edilmesi gerekmektedir. Ancak kredi kartı kullanmak suretiyle nakit avans çekilmesi halinde uygulanan nakit avans çekim komisyonu, bu nitelikte bir ücret değildir. Tüketici nakte ihtiyaç duyduğunda bankaya gidip tüketici kredisi imzalamadan, emek ve mesai harcamadan, herhangi bir merasime gerek kalmadan kolaylıkla bu krediye ulaşmaktadır. Banka, kart kullanıcısına ATM'lerden 24 saat kredi kullanma olanağı sağlamıştır. Bu hizmet, bankanın ATM cihazlarında her zaman belli tutarda bir nakit para bulundurması ve ne zaman kullanılacağını bilmediği bu meblağın faizinden yararlanmaktan vazgeçmesinin karşılığıdır. Tüketici, sözleşmeyi feshetmeyip kartı kullanmaya devam ettiğine göre "ahde vefa" ilkesi uyarınca sözleşmeye uymak zorundadır. Bu nedenle davacının ödediği nakit avans çekim komisyonunun iadesine ilişkin isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
  • BONO METNİNDE TAHRİFAT – BONODA BEDELİN YAZI VE RAKAM OLARAK YAZILAN KISMINDA ÇELİŞKİ OLMASI HALİNDE YAZIYA İTİBAR EDİLECEĞİ – BORCU KABUL ETMESİ VE ÖDEME TAAHHÜDÜNDE BULUNMASI

    Özet: Yapılan tahkikatta bono bedelinin yazı ile dokuz bin YTL ve rakam ile 1000 YTL olarak yazıldığı, daha sonra rakamla 1000 YTL’nin 9000 YTL olarak tahrif edildiği anlaşılmıştır. Tahrifat olamayan bir bonoda bedelinin yazı ve rakam olarak yazılan kısmında çelişki olması halinde yazıya itibar edileceği dairemizin yerleşik içtihatları arasındadır. Tahrifat sözkonusu olduğunda bu ilkeye göre hareket edilemeyecek ve bono üzerindeki tahrif edilmemiş hale göre bono borçlularının lehine olan durum hükme esas alınacaktır. Somut olayda davacı keşidecinin davalı hamile borcunun sadece 1000 YTL olduğu, davasının 8000 YTL yönünden kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Ne var ki davacı 25/03/2014 tarihinde iş bu menfi tespit davasına konu olan takipte dava tarihinden sonra 23/05/2014 tarihinde borcu kabul ettiği ve ödeme taahhüdünde bulunduğu anlaşılmıştır.Bu durumda yerel mahkemece iş bu taahhütnamedeki borç ikrarına göre davayı reddetmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı gerekçeyle davayı kabul etmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
  • BONODAKİ İMZANIN KENDİSİNE AİT OLMADIĞI İDDİASI – HERHANGİ BİR BORCUNUN BULUNMADIĞI İDDİASI – BONODAKİ KEŞİDECİ İMZASININ DAVACIYA AİT OLUP OLMAMASININ TESPİTİ – İSPAT YÜKÜNÜN DAVALIYA GEÇMESİ

    Özet: Davacı dava dilekçesinde dava konusu bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını belirttiği gibi bono nedeniyle herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Mahkemece öncelikle davaya konu bonodaki keşideci imzasının davacıya ait olup olmadığı yönünde deliller toplanıp bilirkişi incelemesi yaptırılarak tespit edilmeli, imza davacıya ait çıktığı takdirde ise davalının uyuşmazlık konusu bononun traktör alım satım nedeniyle verildiğini iddia etmiş olduğu, bonodaki düzenleniş sebebinde ise nakten ibaresinin bulunduğu anlaşılmakla bono düzenleniş sebebinin davalı tarafından talil edilmiş olması nedeniyle ispat yükümlülüğü davalıya geçmiş olup, davalı sözkonusu bononun traktör alım satımından kaynaklanan borç nedeniyle verildiğini yazılı delillerle ispatla yükümlüdür. Mahkemece tüm bu hususlara değinilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
  • SAVUNMA HAKKI VE HUKUKİ DİNLENİLME HAKKININ İHLALİ – TAHKİKAT AŞAMASININ BİTTİĞİNİN BİLDİRİLMEMESİ – ADİL YARGILANMA HAKKI – SÖZLÜ YARGILAMA AŞAMASI İÇİN AYRI GÜN TAYİN EDİLMEDEN VE İHTAR YAPILMADAN KARAR VERİLEMEYECEĞİ

    Özet: Somut olayda yazılı yargılama usulüne tabi iş bu davada tahkikat aşamasının bittiğinin bildirilmemesi, sözlü yargılama ve hüküm için ayrı bir gün tayin edilerek tarafların mahkemede hazır bulunmaması halinde yokluklarında hüküm verileceği ihtarını içeren davetiye ile tarafların davet edilmemiş olması, davalının savunma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının açıklama yapma ve ispat hakkının ihlali ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir. O halde yazılı yargılama usulünün 5 aşamasından olan sözlü yargılama aşaması için ayrı gün tayin edilmeden ve ihtar yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
  • TEREKE BORCUNDAN MİRASÇILARIN MÜTESELSİL SORUMLULUĞU OLDUĞUNDAN HER BİR MURİSE MENFİ TESPİT DAVASI AÇILABİLİR – BORÇ KAYNAĞINA İLİŞKİN BİLİRKİŞİ RAPORUNUN AYRINTILI VE YARGITAY DENETİMİNE ELVERİŞLİ RAPOR OLMAMASI 

    Özet: Terekenin para borcundan müteselsilen sorumlu olan her bir mirasçı borca karşı menfi tespit davası açabilir. Bu itibarla mahkeme kararını temyiz eden davacı murisin mirasçılarından ...'ın temyiz talebi incelenmiştir. Buna göre, mahkemece Dairemiz bozma kararına uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiş, davacının bozmayı hatırlatan itirazları da gözetilmemiştir. Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporu Dairemiz bozma gereklerini karşılayan yeterli incelemeyi kapsamamaktadır. Bu durumda mahkemece hükmüne uyulan Dairemiz bozma kararı doğrultusunda dava konusu kredinin davacılar murisinin imzası bulunan sözleşme kapsamında kullanılan bir kredi olup olmadığı hususunda bankacılık konusunda uzman bir bilirkişi aracılığıyla banka defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 
  • ÇALINAN KARTA İLİŞKİN BANKANIN GEREKLİ GÜVENLİK ÖNLEMLERİNİ ALMAMASI – USULSUZ HARCAMALAR NEDENİYLE KARTI ÇALINAN KİŞİNİN BANKAYA BORÇLU OLMADIĞI – BANKANIN TAMAMEN KUSURSUZ OLDUĞU SAPTANMADIKÇA MÜTERAFİK KUSUR İLKESİNE DAYANILAMAYACAĞI 

    Özet: Davacı vekili, davacının davalı bankadan kredi kartı aldığını, kartın çalındığını ve karttan hatalı şifreler ile harcamalar yapıldığını, bu harcamaların toplamının ... olduğunu, bankanın çalınan karta ilişkin gerekli güvenlik önlemlerini almadığı için sorumlu olduğunu ileri sürerek davacının usulsuz harcamalar nedeniyle bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava kredi kartıyla yapılan harcamalarından kaynaklanan ve haksız yere talep edilen bedelden dolayı borçlu olunmadığının tespitine ilişkindir. Mahkeme ve davalı bankanın kabulünde olduğu üzere davalı banka olayda kusurludur. Bankanın tamamen kusursuz olduğu saptanmadıkça müterafik kusur ilkesine dayanılarak karar verilemeyeceği dairemiz istikrarlı uygulamaları ile ortaya konulmuştur. Somut olayda uyuşmazlığın bu çerçevede tartışılıp delillerin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken somut olaya ve dairemiz uygulamasına uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.