18. Hukuk Dairesi

18. Hukuk Dairesi

  • KAT MÜLKİYETİ KANUNUNDAN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARDA YETKİ

    Özet: Kat mülkiyetinden kaynaklı ortak gider alacağına ilişkin itirazın iptali davasında verilen kararın onanması üzerine yapılan karar düzeltme talebi neticesinde, Kat Mülkiyeti Kanunundan doğan uyuşmazlıklarda ana taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili olduğundan davanın usulden reddi gerekirken kısmen kabulünün  isabetli olmadığına karar verilmiştir.
  • KAT MALİKLERİ KURULU TOPLANTISININ İPTALİ

    Özet: Davacılar vekili dava dilekçesinde olağan genel kurul toplantısında gündemin 5.maddesinden sonra alınan kararların iptalini istemiş, mahkemece yönetimin ibrasının iptalini gerektirecek herhangi bir hususa rastlanmadığı ve alınan diğer kararlar açısından da pay ve paydaş çoğunluğunun sağlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir, fakat iptali istenen kat malikleri kurulu toplantısının yönetici seçimine ilişkin kararında toplamda 12 bağımsız bölüm malikinden 6 bağımsız bölüm malikinin olumlu oyunun bulunduğu, 12 bağımsız bölümlü anataşınmazda yönetici seçimi için yeterli sayının 7 olduğu, sayı ve arsa payı çoğunluğunun gerçekleşmediği anlaşıldığına göre yönetici seçimine ilişkin kararın iptali gerekirken esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olmakla beraber temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
  • BAĞIMSIZ BÖLÜMLERE ÖZGÜLENEN ARSA PAYLARININ YENİDEN DÜZENLENMESİ TALEBİ

    Özet: Davacı, bazı bağımsız bölümlere özgülenen arsa paylarının diğerlerine göre daha fazla olduğunu iddia ederek bu payların hukuka uygun hale getirilmesini talep etmiştir. Yüksek Mahkeme,karşı oya rağmen, kat mülkiyeti kurulması sırasında verilen taahhütnameleri hukuki dayanaktan yoksun bulmuş ve davacının talebini kabul etmiştir.
  • KÜÇÜĞÜN EVLAT EDİNİLMESİNDE EBEVEYNLERİNİN RIZASININ ALINMAMASI

    Özet: Davacı, davalıların çocuklarını kuruma bıraktığını, bu yüzden evlat edinme işleminde ebeveynlerinin rızasının alınmamasını talep etmiştir. Söz konusu kararın, kuruma yerleştirmeden önce ya da evlat edinme sırasında alınması gerekir. Buna göre, koşulların oluşmaması nedeniyle davanın reddi gerekirken kabulü hukuka aykırıdır.
  • ORTAK GİDERLERİN TAHSİLİ İÇİN BAŞLATILAN TAKİBE İTİRAZ – GECİKME TAZMİNATININ ÖDEME EMRİNİN TEBLİĞİNDEN İTİBAREN BAŞLAMASI GERKETİĞİ

    Özet: Davalının aidat borcunu öğrendiği günün açıkça belirlenmesi, icra takibinden önce öğrenmediği saptandığında gecikme tazminatının ödeme emrinin tebliğinden itibaren başlatılması gerekirken, bu konuda yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan borcun ait olduğu aydan itibaren gecikme tazminatının hesaplanıp buna göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
  • ANA TAŞINMAZDA PROJE DEĞİŞİKLİĞİ YAPILARAK ORTAK YER TESİSİ – KAT MALİKLERİ KURUL KARARI – FAZLA FATURALANDIRMA NEDENİYLE TALEP EDİLEN MİKTARIN DİKKATE ALINMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Ana taşınmazda proje değişikliği yapılmak suretiyle ortak yer tesisinin gerektiği hallerde oybirliği ile karar alınması gerekir. 27.01.2012 tarihli kat malikleri kurul kararı ile işhanının iç dış boyasının yapılması, ara kat merdivenlerinin yıkılması, çatı ve kapıcı dairesi bakım ve tamiratları, kullanılmayan asansör motor ve kabin kapıları, kalorifer kazanının satılarak değerlendirilmesi hakkında yöneticiye yetki verilmesine ve bu kararların uygulanması için aidat toplanmasına karar verilmiş ancak, bu kararlar içinde toplantı odasının yapılması yönünde karar alınmamıştır. Davalının dava tarihinden sonra yaptığı ödemelerin ve bilirkişi raporunda yapılan tadilatlar sebebiyle tespit edilen fazla faturalandırma sebebiyle fazla talep edilen miktarın da dikkate alınmayarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
  • ÇOCUĞUN DOĞUM TARİHİNDE DÜZELTMENİN SOYBAĞINDA DEĞİŞİKLİK SONUCUNU DOĞURACAK ŞEKİLDE YAPILAMAYACAĞI

    Özet: Çocuğun doğum tarihi 18.11.2008 olarak düzeltildiği, doğum bu tarihe götürüldüğü takdirde ananın önceki evliliği içinde doğmuş ve çocuk bir başka erkeğe soybağı ile bağlanmış olacaktır. Çocuğun soybağında değişiklik sonucunu doğuracak şekilde doğum tarihinde düzeltme yapılamaz. Ana, önceki evliliğinin sona ermesinden başlayarak 300 gün geçmeden 04.12.2009 tarihinde yeniden evlenmiştir. Bu durumda Türk Medeni Kanunu'nun 290/1 maddesinde yer alan "ikinci evlilikteki kocanın baba sayılacağına" ilişkin kanuni karine çürütülmediğine göre çocuğun doğum tarihi, sözü edilen yasal karineyle çatışmayacak şekilde ananın önceki evliliğinin sona erdiği tarihten sonraki bir tarih olarak düzeltilebilir. Mahkemece bu hukuki durum nazara alınmadan doğum tarihinin 18.11.2008 olarak düzeltilmesi doğru görülmemiştir. Kabule göre de doğumun resmi sağlık kurumunda veya hastanede olup olmadığı, tescil belgesi getirtilmek suretiyle araştırılmadan, doğuma ait resmi belge ibraz edilmesi halinde, yaş tespitine gidilemeyeceği nazara alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırıdır.
  • MUTFAK VE BALKONUN BİRLEŞTİRİLMESİ – SABİT ESER NİTELİĞİNDEKİ SİSTEM DEĞİŞİKLİKLERİNİN KAT MALİKLERİNİN BEŞTE DÖRDÜNÜN YAZILI RIZASI İLE YAPILABİLECEĞİ – BALKONU KAPATMA MALZEMELERİNİN TAŞIMASI GEREKEN NİTELİKLER

    Özet: Davalıya ait bağımsız bölümün mutfağa bağlantılı balkonunun mutfakla balkon arasındaki kapı, pencere ve duvarının kaldırılarak mutfakla birleştirildiği, balkonun PVC malzemeyle kapatıldığı anlaşılmaktadır. Bilirkişinin yerinde saptadığı sistem, Yargıtay uygulamalarında da kabul edildiği gibi sabit eser niteliğinde olup bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadan yapılamayacağı gibi balkonu kapatma malzemesinin saydam (cam) ya da ışık geçirmeyen nitelikte olması veya tek parçadan ya da birkaç parçadan oluşması, bina statiğini etkilememesi, çevreye zarar vermemesi sonucu değiştirmez. Saptanan bu durum karşısında mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
  • PARTİ MERKEZ KURULU KARARI İLE PARTİ ÜYESİNİN İHRACI – İHRACIN İPTALİ İSTEMİ – PARTİYE İTİRAZ

    Özet: Gruptan geçici veya kesin çıkarma cezası verilen parti üyesinin, alınan kararların kanuna, parti tüzüğüne usul bakımından aykırı bulunduğu iddiasıyla, parti itiraz yollarını kullandıktan sonra nihai karar niteliğinde son karara karşı otuz gün içinde nihai kararı veren merciin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine itiraz edebilir. Asliye hukuk mahkemesince şekil ve usul açısından yapılan inceleme sonucu verilen karar kesin olup, temyiz edilebilir nitelikte olmadığından davalı tarafın temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
  • MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ’NİN BÜYÜK KONGRE DELEGELERİNİN TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN OLAĞANÜSTÜ KONGRE TALEBİ – MAHKEMECE OLAĞANÜSTÜ KONGRE ÇAĞRISI YAPMAK ÜZERE ÜYELER BELİRLENMESİ

    Özet: Davacılar tarafından dava dilekçesinde, davacıların Milliyetçi Hareket Partisi'nin büyük kongre delegesi olduklarını, davacılar dahil (543) büyük kongre üyesinin, 15.01.2016 tarihinde Ankara 17. Noterliğinin 12456 yevmiye numaralı yazıları ile, “parti tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karara bağlamak” üzere ekli gündemle büyük kongrenin olağanüstü toplanmasını talep ettiklerini, beşte bir oranını aşan sayıda üyenin yazılı başvurusuna rağmen, davalının olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmadığını, kamuoyuna yapılan açıklamalara bakıldığında, parti yönetiminin, bu talebi yerine getirmeyeceğinin anlaşıldığını ileri sürerek, dilekçede isimleri belirtilen üç üyenin büyük kongreyi tüzük değişikliği için olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilmesini talep etmiş; mahkemece, talebin kabulüne, tüzük değişikliği için kararda gösterilen gündemle olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere üyeler Ayhan Erel, Ali Sağır ve Mehmet Bilgiç'in görevlendirilmesine karar verilmiş, kararda hukuka aykırılık bulunmadığından kararın onanması gerekmiştir.
  • BİREYSEL BAŞVURU SONUCU KAZANILAN TAZMİNATIN DAVAYA ETKİSİ

    Özet: Getirilen faiz hükmü maddi hukuka ilişkin olup, açılacak davalara uygulanması gerekir. 30.04.2013 tarihinden sonra açılacak davalar için yapılan bu düzenleme ile Anayasa Mahkemesi'nin makul süreyi aşan yargılamanın hak ihlali oluşturduğuna ilişkin kararı birlikte değerlendirildiğinde, 30.04.2013 tarihinden önce açılmış ve henüz kesinleşmemiş kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında öngörülen dört aylık yargılama süresinin makul süre kabul edilerek, hakkaniyet gereğince taşınmaz malikinin zararının giderilmesi amacıyla dava tarihinden itibaren dört aylık sürenin bittiği tarihten, karar tarihine kadar tespit edilen kamulaştırma bedeline faiz uygulanması gerektiğinden de hükmün bozulması gerekmiştir.
  • PROJEYE AYKIRILIĞIN ESKİ HALE GETİRİLMESİ İSTEMİ – DEĞİŞİKLİKLERİN ANAYAPININ STATİK DENGESİNİ OLUMSUZ ETKİLEYİP ETKİLEMEMESİNİN SONUCU DEĞİŞTİRMEYECEĞİ

    Özet: Dış cephe duvarında yapılan değişikliğin ve eklentinin bağımsız bölümle birleştirilmesi için ara duvarın kaldırılması işleminin anayapının statik dengesini olumsuz etkilemiş olup olmaması da sonucu değiştirmez. Yasanın buyurucu hükümleri dikkate alınarak onaylı mimari projeye aykırılık oluşturan değişikliklerin projesine uygun eski hale getirilmesine karar verilmesi gerekirken bu konulardaki istemlerin de reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
  • GİDER VE AVANS PAYI ÖDEMEYEN KAT MALİKİ HAKKINDA DİĞER KAT MALİKLERDEN BİRİNİN VEYA YÖNETİCİNİN DAVA AÇMA VE İCRA TAKİBİ YAPMA HAKKININ BULUNDUĞU

    Özet: Kat Mülkiyeti Yasası'nın 20/2 fıkrası hükmüne göre gider ve avans payı ödemeyen kat maliki hakkında diğer kat maliklerinden her birinin veya yöneticinin dava açma ve icra takibi yapma hakkı vardır. Yasa'nın 35. maddesinin (i) bendi hükmü ile yöneticiye, kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmeyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapma görev ve yetkisi verilmiştir. Somut olayda, icra takibi yapan ve itirazın iptali davasını açan yönetici de aynı zamanda ana taşınmazda kat maliki olduğundan böyle bir takibi ve davayı açmakta yasal yetkisi bulunmaktadır. Bu nedenle diğer kat maliklerinden ayrıca yetki almasına gerek olmadığından davalının yöneticinin yetkisiz olduğuna ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
  • ORTAK ALANDA TAMİRAT YAPILMASI – YAPILAN TAMİRAT GİDERİNİN KAT MALİKLERİNDEN TALEP EDİLEBİLECEĞİ – HUSUMETİN YÖNETİCİYE YÖNELTİLEBİLECEĞİ

    Özet: Kat Mülkiyeti Yasası'nın 32. maddesine hükmüne göre ana gayrimenkulün kullanılmasından doğan veya yönetiminden dolayı kat malikleri arasında veya yönetici veya denetçiler arasında çıkan anlaşmazlıklar kat malikleri kurulunda çözülür ve karara bağlanır. Ancak somut olayda olduğu gibi özellikle ortak yerlerde yapılması gerekli onarımların yapılmamasından dolayı bağımsız bölümlerinin zarar gördüğü ve yönetim tarafından ivedilikle bu tadilat, tamirat ve onarımların yapılmasının talep edilmesi halinde, bu yasa maddesinin uygulanmasına gerek duyulmadan doğrudan hakim müdahalesi istenebilir. Ayrıca Kat Mülkiyeti Yasası'nın 35. maddesi hükmünde, ana gayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için kat maliklerinin yararına gereken tedbirlerin alınması yöneticinin görevleri arasında olup, bu yönden de yöneticiye husumetin yöneltilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
  • VELAYET YETKİSİNE HAİZ KİŞİNİN ÖLÜMÜYLE BİRLİKTE VELAYETİN KENDİLİĞİNDEN KARŞI TARAFA GEÇMEYECEĞİ

    Özet: Türk Medeni Kanunu’nun 336/3. fıkrasında; velâyetin, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuğun kendisine bırakılan tarafa ait olacağı; 404/1. fıkrasında ise; velâyet altında bulunmayan her küçüğün vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir. Boşanma sonucunda velayet kendisine verilmiş olan tarafın (babanın) ölümü nedeniyle, velayet kendiliğinden diğer tarafa (anneye) geçmez. Velayet hakkındaki hükümler kamu düzenine ilişkin olup, aslolan ergin olmayan çocukların velayet altında bulunmasıdır.
  • NÜFUS KÜTÜĞÜNDE YER ALAN ANNE ADININ DÜZELTİLMESİ – RESMİ SİCİL VE KÜTÜKLERİN BELGELEDİKLERİ OLGULARIN DOĞRULUĞUNA KANIT OLUŞTURDUKLARI – RESMİ BELGELERİN AKSİNİN HER TÜRLÜ DELİLLE KANITLANABİLECEĞİ

    Özet: Türk Medeni Kanunu'nun 7. maddesine göre resmi sicil ve senetler belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur, bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle bağlı değildir. Davacı dava dilekçesinde ve yargılama sürecinde anne adının doğum tutanağına ve nüfus kütüğüne yanlış yazıldığını ileri sürerek bu yanlışlığın düzeltilmesini istemiştir. Bu tür davalarda davaya konu iddianın ispatı yukarıda da belirtildiği gibi herhangi bir şekle bağlı olmayıp her türlü delille mümkündür. Mahkemece gerek görüldüğü takdirde davacı vekilinin gösterdiği tanıklar da dinlenip tüm deliller toplanarak oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz araştırma ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
  • CİNSİYET VE İSİM DEĞİŞİKLİĞİ DAVASI – ÇİFT CİNSİYETLİ ÇOCUĞA DÜZELTİCİ OPERASYON YAPILMASI – AMELİYATTAN SONRAKİ DURUMA GÖRE 5490 SAYILI KANUN UYARINCA DELİLLERİN TOPLANMASI VE BUNA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: Heyet raporunun incelenmesinde; çocuğun çift cinsiyetli olması nedeniyle düzeltici operasyon kararı alınarak hastaya tıbbi müdahalede bulunulduğu anlaşılmaktadır. Davacının söz konusu ameliyatı geçirmeden önceki durumu nedeniyle erkek adı ile ve cinsiyeti erkek olarak nüfus kütüğüne kaydedildiğinden, ameliyattan sonraki durumu dikkate alınarak 5490 sayılı yasanın hükümleri uyarınca adının ve cinsiyetinin değiştirilmesi istenmektedir. Mahkemece bu nedenle tarafların gösterecekleri tüm deliller toplanıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
  • YASAL DANIŞMANIN ŞAHSINA YÖNELİK İTİRAZLARIN, VASİNİN ATANMASINA İLİŞKİN HÜKÜMLERE TABİ OLDUĞU

    Özet: Türk Medeni Kanunu'nun 431/1. maddesinde vasinin atanması usulüne ilişkin kuralların kayyım ve yasal danışman atanmasına da uygulanacağı düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanununun 422. maddesi gereğince vasinin sıfatına karşı yapılan itirazları veya vasinin ileri sürdüğü kaçınma sebeplerini (özürleri) inceleme görevi; öncelikle vesayet makamı olan sulh mahkemesine, onun kabul etmemesi halinde denetim makamı olan asliye mahkemesine aittir.
  • ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİNDE KİMLİĞİ BELLİ OLMAYAN KİŞİLERE KAYYIM ATANMA İSTEMİ – HUKUKİ DİNLENME HAKKI GEREĞİ TARAFLARIN DURUŞMAYA DAVET EDİLMESİ

    Özet: Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasa’sının 36. maddesi ile HMK'nın 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları, dinlenmek, iddia ve savunmaları alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, duruşma açılmak suretiyle inceleme yapılması ve delillerin değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
  • VASİ TAYİN TALEBİ – KISITLILIK KARARIN VERİLMESİNE SEBEBİYET VEREN ŞARTLAR

    Özet: Somut olayda; mahkemece, Adli Tıp Kurumundan ve Silivri Devlet Hastanesinden rapor alınarak kısıtlanması istenilenin akli durumu değerlendirilmiş ise de, Türk Medeni Kanunu'nun 406. maddesi yönünden herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında savurganlığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi iddiasına ilişkin olarak da taraflara delilleri sorulup gösterdikleri takdirde toplanarak birlikte değerlendirmesi yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz araştırma ve eksik inceleme ile davanın reddi doğru görülmemiştir.