16. Hukuk Dairesi

16. Hukuk Dairesi

  • MURİSTEN KALAN TAŞINMAZIN NE SEBEPLE TESCİLİNİN İSTENDİĞİNİN SORULMASI GEREKTİĞİ – AKTİF DAVA EHLİYETİ OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMADAN AKTİF HUSUMET YOKLUĞU NEDENİYLE DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLEMEYECEĞİ

    Özet: Uyuşmazlık; tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Dava konusu taşınmazın kendisine “babasından ve dedesinden” kaldığını beyan etmesi üzerine davacıya muristen kalan taşınmazın ne sebeple adına tescilini istediği sorulmamış; bağış, taksim ya da diğer mirasçıların miras paylarının devri gibi bir nedene dayanıp dayanmadığı, buna göre aktif dava ehliyeti olup olmadığı araştırılmadan, "murisin terekesi iştirak halinde olduğu halde davanın tüm mirasçılar tarafından birlikte açılmadığı" gerekçesi ile davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olması nedeniyle yapılan inceleme, araştırma ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmadığından kararın bozulması gerekmektedir.
  • TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI – KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ – SATIŞ SURETİYLE DAVALI ADINA TAPUDA KAYDEN İNTİKAL – BÖLÜNEMEZ BÜYÜKLÜK KAVRAMI – BAĞIŞLAMA SURETİYLE ZİLYETLİĞİN DEVRİ

    Özet: 3402 sayılı Yasa'nın 15/son fıkrasında; “Kadastrodan önce hissedarlar veya mirasçılar arasında ayırma veya birleştirme suretiyle taksime konu edilmiş ve sınırları doğal veya yapay işaret ya da tesislerle belirlenmiş taşınmaz malların, imar plânı bulunmayan yerlerde zeminde fiilen oluşmuş sınırlarına göre tespiti yapılır.” hususu düzenlenmiştir. Hal böyle olunca; kadastro tespitinden evvel zeminde taraflar arasında taksim edilmek suretiyle davacı tarafından kullanıldığı anlaşılan ve 08.04.2015 tarihli fen bilirkişi raporunda (7-A) harfi ile gösterilen 2.485,42 metrekarelik taşınmaz bölümünün davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
  • KÖY ÇALIŞMA ALANINDA BULUNAN TAŞINMAZ – İMAR, İHYA VE KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ – HAVA FOTOĞRAFI İNCELEMESİNİN GEREĞİ GİBİ YAPILMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Mahkemece, 1985 tarihli hava fotoğrafında krokide (A) harfiyle gösterilen kısımda, 1999 tarihli hava fotoğrafında ise krokide (A) ve (B) harfiyle gösterilen kısımda imar-ihyanın bulunduğunun belirtildiği, yine 11.03.2013 tarihli ziraat bilirkişisi raporunda (A) ve (B) harfiyle gösterilen kısımların 20-25 yıldır tarım arazisi olarak kullanılmakta olduğunun belirtildiği, davacının bu bölümleri 20 yıldan fazla zamandan beri kullandığının anlaşıldığı gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmadığı gibi yasal düzenlemelere uygun düşmeyecek şekilde yargılama yapılarak karar verilmesi de doğru olmamış, mahkemece düzenlenen tensip zaptında ve gerekçeli karar başlığında davalı olarak yalnızca Hazine yer almış; aleyhine usulünce dava açılan Köy Tüzel Kişiliği’ne dava dilekçesi tebliğ edilmemiş olup dava hakkındaki savunması ve delillerinin sorulmamış olması isabetsiz olduğu gibi, bu tür davalarda esaslı unsur olan hava fotoğrafı incelemesi de gereğince yapılmamış, dava tarihi olan 2011’den 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları, tarihleri de açıkça yazılmak suretiyle istenmemiş, yine (B) bölümü yönünden de 1985 tarihli hava fotoğrafında imar-ihya bulunmadığı; ancak 1999 tarihli hava fotoğrafında ise imar-ihyanın var olduğu belirtildiğine göre; 1999 tarihinden dava tarihi olan 2011’e kadar 20 yıllık iktisap süresinin dolmadığı göz önüne alınarak, 1985 ve 1999 tarihleri arasında uçuş olup olmadığı hususunda da bir araştırma yapılmadan hüküm kurulmuş olması isabetsiz görüldüğünden ve Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsiz bulunduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.
  • TAPU KAYDI, İRSEN İNTİKAL VE KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİNE DAYALI DAVA – KAYIT MALİKİ İLE DAVACI VE MÜDAHİL ARASINDA BAĞ KURULAMAMIŞ OLMASI

    Özet: Kadastro sonucu köy çalışma alanında bulunan temyize konu taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edilmiş, davacı ise, tapu kaydı, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmış ve yargılama sırasında taşınmazda hak sahibi olduğu iddiasıyla davaya katılmış, Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne hükmedilmiş; mahkemece, davacı dayanağı tapu kaydının davacının gösterdiği temyize konu taşınmaz içerisindeki dava konusu yeri kapsadığı gerekçesi ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya elverişli bulunmamakta, kayıt maliki ile davacı ve müdahil arasındaki bağ kurulamamış olması nedeniyle hükmün bozulması gerekmiştir.
  • TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI – ÇEKİŞMELİ TAŞINMAZA AİT HAVA FOTOĞRAFLARININ BİLİRKİŞİYE YORUMLATTIRILMASI GEREKTİĞİ 

    Özet: Kadastro sonucu köy çalışma alanında bulunan taşınmaz hibe ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 1/2’şer hisseyle davalılar adına tespit ve tescil edilmiş, dava konusu taşınmaz bu parselin ifrazı neticesinde oluşmuş ve davalılar adına kaydedilmiştir. Davacı Hazine vekili, çekişmeli taşınmazın kayalık olup, davalılar lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığı iddiasına dayanarak tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmayıp özel mülkiyete elverişli olduğu, davalı taraf lehine zilyetlikle kazanma şartlarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır. Mahkemece çekişmeli taşınmaza ait hava fotoğrafları getirtilerek bilirkişiye yorumlatılmamış, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu bu şekilde denetlenmemiştir. Mahkemece belirtildiği şekilde araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsiz olup bozulması kararıdır.
  • MUHDESATIN AİDİYETİNİN TESPİTİ İSTEMİ – TAŞINMAZA YÖNELİK ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ VEYA KAMULAŞTIRMA DAVASI BULUNMAMASI – HUKUKİ YARAR – KADASTRO TUTANAĞININ KESİNLEŞMİŞ OLMASI – ZAMANAŞIMI

    Özet: Dava, kadastro öncesi hukuki nedene dayanılarak açılmış olduğuna göre davacının hukuki yararının bulunması için ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası açılmış olmasına gerek bulunmamaktadır. Ne var ki; dava konusu 109 ada 4 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağı 06.11.1986 tarihinde kesinleşmiş, dava 13.05.2014 tarihinde açılmıştır. Dolayısıyla Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi gereğince öngörülen on yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. Mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.
  • KEŞİF SONUCU ELDE EDİLEN BİLİRKİŞİ RAPOR VE KROKİSİNE GÖRE GEREKLİ İLANLARIN YAPILMASI GEREKTİĞİ – İLANIN YAPILDIĞI GAZETE İLE İLAN TUTANAKLARININ DOSYA ARASINA KONULMASI VE YASAL 3 AYLIK SÜRENİN DOLMASININ BEKLENMESİ GEREKTİĞİ

    Özet: TMK’nın 713/4 ve 5. fıkraları gereğince keşif sonucu elde edilen bilirkişinin rapor ve krokisine göre gerekli ilanların yöntemine uygun bir biçimde yapılması, ilanın yapıldığı gazete ile ilan tutanaklarının dosya arasına konulması, yasal 3 aylık sürenin dolmasının beklenilmesi gerekirken belirtilen hususlar göz ardı edilerek hüküm kurulması isabetsiz olup, bu yönde verilen karar bozmayı gerektirmiştir. 
  • TAŞINMAZIN SINIRLARININ BELİRLENMESİ – KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI – KIYI KENAR ÇİZGİSİNİN SAPTANMASI

    Özet: Taşınmazın başında icra edilecek keşif sırasında yerel bilirkişiden taşınmazın sınırlarını göstermesi istenilmeli; teknik bilirkişilerden ise dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin memleket haritaları, en eski tarihli askeri haritalar hava fotoğrafları yöntemince uygulanmak, gerektiğinde değişik kodlardan toprak örnekleri alınıp analizleri yapılmak, mevsimsel etkiler de göz önünde tutulmak suretiyle kıyı kenar çizgisini saptamaları istenilmeli, belirlenen kıyı kenar çizgisinin de gözetilmesi suretiyle çekişmeli taşınmazın Kızılırmak etki alanı içerisinde kalıp kalmadığı ve aktif dere yatağı içerisinde bulunup bulunmadığı ile ilgili olarak denetime açık, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, teknik bilirkişilerden çekişmeli taşınmazın haritası ile kıyı ve kıyı kenar çizgisinin çakıştırılması neticesinde taşınmazın konumunu belirlemeleri istenilmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 30.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI – KADASTRO DAVASI – MİRAS YOLUYLA TAŞINMAZIN ZİYETLİĞİNİ KAZANMA – TEREKE HAKKI

    Özet: Mahkemece doğru sonuca ulaşabilmek için mahallinde çekişmeli taşınmazı bilebilecek 60 yaşın üzerinde tespit edilecek 3 kişilik yerel bilirkişi kurulu, taraf tanıklarının katılımı ile yeniden keşif yapılmalı, çekişmeli taşınmazın evveliyatında kime ait olduğu, kim tarafından hangi süreyle nasıl kullanıldığını, davacının kendi murisi tarafından satın alınıp alınmadığını, davacı tarafça kullanılıyorsa bu kullanımın asli zilyetliğe dayalı olarak mı, yoksa terekeden gelen hakka dayalı olarak diğer mirasçılar adına da mı olduğu tereddütsüz olarak belirlenmeli, tarafların dayandığı satış senetleri taşınmaz başında uygulanarak çekişmeli taşınmazı kapsayıp kapsamadığı ortaya konulmalı, yerel bilirkişi ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılmalı, davacı tarafından aynı iddia ve sebeplerle açılan ... Kadastro Mahkemesi'nin 2008/268 Esas sayılı dava dosyası da göz önünde bulundurulmalı, bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
  • TAPU İPTALİ VE TESCİL – HAZİNE ADINA TESCİL – KADASTRO DAVASI – ZİLYETLİK İDDİASI

    Özet: Mahkemece TMK’nın 701 ve 640. maddesi hükümleri göz önünde tutularak davacıların tek başlarına dava açma hakları bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi bakımından öncelikle davacı tarafa davasını hangi hukuksal nedene dayandırdıkları açıklattırılmalı, açıklanan dava sebebine göre taşınmaz başında mahalli bilirkişi ve tanıklar eşliğinde yeniden keşif yapılarak ileri sürülen sebep yönünden beyanlar alınıp, davacıların aktif dava ehliyetlerinin bulunup bulunmadığı değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu husus göz ardı edilerek dava şartı olan dava ehliyeti üzerinde durulmadan işin esasına ilişkin karar verilmesi isabetsizdir.
  • KIDEM TAZMİNATININ DAMGA VERGİSİ DÜŞÜMÜ YAPILDIKTAN SONRA HESAPLANMASI GEREKTİĞİ – GİYDİRİLMİŞ ÜCRET HESAPLANIRKEN DİKKATE ALINAN EK ÖDEMELERİN DÜZENLİLİK ARZ EDİP ETMEDİĞİNİN ARAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ

    Özet: Dosya içeriğinde yer alan 2014 yılı Haziran ayı bordrosunda 243,00 TL tutarında ek ödeme tahakkukunun yer aldığı görülmektedir. Hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda, söz konusu tahakkuk miktarı aylık brüt ücrete eklenerek giydirilmiş ücret bulunmuş ve kıdem tazminatı hesaplaması buna göre gerçekleştirilmiştir. Ancak davacı tarafından itiraza uğramayan bordrolarda gözüken ek ödemelerin düzenlilik arz edip etmediği, nitelik ve kapsamının netleştirilmediği anlaşılmakla yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması isabetsizdir.
  • SİGORTALILIK BAŞLANGIÇ TARİHİNİN TESPİTİ İSTEMİ – İŞVERENİN BAĞLI OLDUĞU VERGİ DAİRESİNE MÜZEKKERE YAZILARAK MÜKELLEFİYET BİLGİLERİNİN İSTENİLMESİ VE FAALİYET DÖNEMİNİN ARAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ – KOMŞU İŞYERİNDEKİ BORDRO TANIKLARININ DİNLENİLMESİ GEREKTİĞİ 

    Özet: Davacıya ait 05.03.1985 işe giriş tarihli işe giriş bildirgesinde gözüken ... sicil no'lu işyerinin kanun kapsam tarihlerinin 15.06.1984-31.03.1985 tarihleri olduğu, Kurum tarafından dosyaya gönderilen dönem bordrolarının 1984/2,3. dönem bordroları olduğu, anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalı işverenin bağlı olduğu vergi dairesine müzekkere yazılarak davalı işverenin mükellefiyet bilgileri istenilerek faaliyet dönemi araştırılmalı, komşu işyerleri tespit edilerek komşu işyeri bordro tanıkları dinlenilmeli, sonucuna göre karar verilmelidir. 
  • UYAP ÜZERİNDEN YAPILAN TEMYİZİN GEÇERLİ OLDUĞU VE SÜRESİNDE SAYILACAĞI 

    Özet: Davacı vekili, kendisine 15.5.2014 tarihinde tebliğ edilen kararı, UYAP Avukat Portalı üzerinden yaptığı işlemlerle 22.5.2014 tarihinde ve süresinde temyiz ettiği halde temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiştir. Maddi yanılgıya dayanan Dairemizin süreden ret kararında isabet bulunmadığından, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 17.3.2015 tarihli ve 2014/14247-2015/2225 Esas, Karar sayılı süreden ret kararının bozularak ortadan kaldırılması gerekmiştir.
  • TAPU İPTALİ VE TESCİL – DİĞER MİRASÇILARIN DAVADA İŞTİRAKLERİNİN SAĞLANMASI İÇİN KESİN SÜRE – DAVA ŞARTI

    Özet: Davayı açan mirasçıya diğer mirasçıların davada iştiraklerinin sağlanması veya mümessil tayin ettirmesi için süre verilmesi ve bu süre içerisinde ara kararı gereğini yerine getirmemesinin yasal sonuçlarının kendisine ihtar edilmesi gerekir. Mahkemenin davacıya bu seçeneklerden sadece birini kullanma imkanı verip, diğer seçenekten istifadesini engeller tarzda hareket etmesi doğru olmadığı gibi, diğer mirasçıların davaya muvafakatlerinin sağlanmaması veya terekeye mümessil tayin ettirilmemesi halinde dava şartının yokluğu nedeniyle davanın usulden reddedileceği ihtarı yapılması gerekirken, davanın ispatlanmamış sayılacağı yolunda ihtarda bulunulması da usule ve yasaya aykırıdır.
  • KADASTRO DAVALARININ ADLİ TATİLE TABİ OLMADIĞI

    Özet: Gerekçeli karar davalıya tebliğ edilmiş ve vekili vasıtasıyla temyiz edilmiştir. Kadastro Kanunu'nun 29. maddesi uyarınca kadastro davalarının adli tatile tabi olmadığı dikkate alındığında tebliğ tarihi ile temyiz tarihi arasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 432. maddesinde düzenlenen 15 günlük temyiz süresinin geçmiş olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; davalı vekilinin temyiz inceleme isteminin süresinde yapılmamış olması sebebiyle reddine karar verilmiştir.
  • ÖDEME TAAHHÜDÜ İÇEREN TUTANAKTA FAİZİN GÖSTERİLMEMESİ – TAAHHÜDÜN GEÇERSİZLİĞİNE DAİR KANUN YARARINA BOZMA TALEBİ

    Özet: Yargıtay Başsavcılığı, ödeme taahhüdü içeren tutanağa, bir tarihe kadar işleyecek faizin işlendiğini fakat son taksitin ödeneceği tarihler arasında işleyecek faizin hesaplanmadığını ve bunun taahhüdü geçersiz kılacağını belirterek kanun yararına bozma talep etmiştir. Belirtilen tarihler arasındaki faiz hesaplanıp tutanağa geçirilmemiştir, zaten tutanakta bu tarihler arasındaki faizin istendiğine dair bir kayıt da yoktur; öyleyse bu durum taahhüdü geçersiz kılmaz.
  • KESİN SÜRENİN YÜZE KARŞI VEYA TEBLİĞ İLE VERİLMEMESİ HALİNDE HÜKÜM İFADE ETMEYECEĞİ

    Özet: Müdahilin temyiz itirazları yönüyle; Mahkemece verilen kesin süre içinde keşif giderlerinin yatırılmaması sebebiyle keşif delilinden vazgeçilmiş sayılacağı, dosyada bulunan diğer delillere göre de davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosyanın incelenmesinde, 11.4.2014 günü mahkemece davacının yüzüne karşı kesin sürenin içeriğinin okunduğu oysa ki müdahilin 2.6.2014 havale ve harç tarihli dilekçesi ile davaya müdahil olduğu, vekilinin de vekaletini müdahale dilekçesiyle birlikte dosyaya sunduğu, 12.12.2014 tarihli celsede de asli müdahale talebinin kabulüne karar verildiği ve aynı celsede duruşmaya son verilerek kısa kararın oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla müdahilin ya da vekilinin yüzüne karşı veyahut tebliğ yoluyla verilmiş kesin bir süre bulunmamaktadır. Daha önceden verilen kesin sürenin, verildiği sırada taraf olmayan kişi hakkında hüküm ifade etmesi hukuken mümkün değildir.
  • TAAHHÜT TUTANAĞINDA ÖDEME TARİHİNE KADAR FAİZ İSTENMEMİŞSE TAAHHÜTÜN GEÇERLİ OLDUĞU

    Taahhüt tarihine göre yapılan hesaplamada borçlunun taahhütte bulunduğu dikkate alındığında, borçlunun hangi miktar için ödeme taahhüdünde bulunduğu, alacaklının da hangi miktar için kabulde bulunduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. 25.02.2009 tarihine kadar faiz belirlenmiş, ancak bu tarihten ödeme tarihi olan 16.03.2009 tarihine kadar olan faiz hesaplanıp taahhüt tutanağında gösterilmemiş ise de, taahhüt tutanağında bu tarihler arasında faiz yürütüleceğine dair bir beyan bulunmadığına, taahhüt edilen miktarın hiç bir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde açık olarak belirlenmiş olmasına göre faiz miktarının ayrıca ilave edilmesi zorunlu değildir. Hal böyle olunca taahhüdün geçerli olduğu gözetilmeden itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.