5521 SAYILI KANUN M. 5’E GÖRE İCRA TAKİBİNİN ANKARA YA DA BAKIRKÖY İCRA DAİRELERİNDE YAPILMASI GEREKTİĞİ – YETKİLİ İCRA DAİRESİNCE DAVALIYA YENİ ÖDEME EMRİ GÖNDERİLDİĞİ VE İŞİN ESASI HAKKINDA KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ

Yazdırılabilir versiyonu indir
Özet: İİK 50 atfı ile uygulanması gereken HMK ve HMK’nın yetkiye ilişkin özel kanun hükümlerini saklı tutması nedeni ile olayda tatbiki kabil olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5’inci maddesine göre icra takibinin Ankara ya da Bakırköy İcra Dairelerinde yapılması gerektiği, davacının başlangıçta icra takibini yetkisiz icra dairesinde başlattığı ancak daha sonra davalının yetki itirazı üzerine takibini 5521 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde öngörülen ve işçi lehine konulan yetki kuralı kapsamında işin yapıldığı yerin bağlı olduğu ve bu nedenle yetkili olan Bakırköy İcra Dairelerine naklettiği, yetkili icra dairesince davalıya yeni ödeme emri gönderildiği anlaşıldığından, mahkemece işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru olmamıştır.
T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
E: 2015/2933 K: 2018/1927 K.T.: 13.12.2018
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 9. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 03.10.2012 tarihli ve 2012/313 E., 2012/546 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 17.03.2014 tarihli ve 2014/5751 E., 2014/6198 K. sayılı kararı ile;
“… Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davalı aleyhine Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün 2012/5933 Takip sayılı dosyasında başlatmış oldukları takibe davalı tarafça itiraz edildiğini, ancak itirazın haklı sebeplere dayanmadığını belirterek davalı tarafından Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün 2012/5933 takip sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacı tarafça başlatılan takibin daha önce İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2011/8228 takip sayılı dosyasında başlatılan takip olduğunu, bu takibe kendileri tarafından yetki itirazında bulunulduğunu, davacı tarafça İstanbul 2. İş Mahkemesine açılan itirazın iptali davası sonucunda İstanbul 2. İş Mahkemesinin 2011/772 esas sayılı dosyasında mahkemenin yetkisizliğine karar verildiğini, bu karar üzerine takip dosyasının Bakırköy Nöbetçi İş Mahkemesine gönderildiğinin, İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2011/8228 Takip sayılı dosyasına yapmış oldukları itirazın kaldırılmamış olması sebebiyle Bakırköy İcra Müdürlüğünde yapılan takibin ikinci kez yapılmış olmasından dolayı derdest olduğunu, İstanbul 2. İcra Müdürlüğüne yapmış oldukları itirazın kaldırılmamış olması sebebiyle bu itirazlarını tekrar ettiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere dayanılarak, Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün 2012/5933 takip sayılı dosyasının İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2011/8228 Takip sayılı dosyasının devamı olduğu, davalı tarafça İstanbul 2. İcra Müdürlüğünde yapılan yetki itirazında yetkili İcra Dairelerinin Ankara olarak belirtildiği, İstanbul 2. İş Mahkemesi tarafından Bakırköy İcra Dairelerinin yetkili olduğuna dair her hangi bir karar oluşturulmadığı, verilen yetkisizlik kararının mahkemenin yetkisine ilişkin olduğu, dolayısıyla davalı tarafça İstanbul 2. İş Mahkemesinden alınan mahkemenin yetkisizliğine ilişkin karar ile İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2011/8228 takip sayılı dosyasının Bakırköy İcra Dairesine gönderilmesinin usulüne uygun bir işlem olmadığı, yetki itirazı kaldırılmayan bir dosyada alacakl(ı)nın yetki itirazını kabul etmesi halinde dosyanın ancak borçlu tarafından belirtilen yetkili İcra Dairelerine gönderilebileceği, davalı tarafça yetki itirazında Ankara İcra Dairelerinin yetkili olduğunun belirtildiği, Bakırköy İcra Dairelerinin yetkili olduğuna dair bir itirazın bulunmadığı, dolayısıyla davalı tarafça Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünden gönderilen ödeme emri üzerine İstanbul 2. İcra Müdürlüğünde başlatılan takipte ileri sürmüş oldukları yetki itirazının kaldırılmadan yeniden ödeme emri gönderilmesi yönünde ki itirazlarının haklı sebeplere dayalı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Davacı tarafından Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün 2012/5933 esas sayılı takip dosyasından davalıya gönderilen ödeme emrinin usulüne uygun olup olmadığı ve takibin geçerli olup olmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Somut olayda; davacı tarafından önce İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2011/8228 takip sayılı dosyasında davalı aleyhine takip başlatıldığı, davalı tarafından yetkiye ve borca itiraz edildiği ve yetkili İcra Dairesinin Ankara İcra Daireleri olduğunun belirtildiği, davalının itirazı üzerine davacının İstanbul 2. İş Mahkemesinde itirazın iptali davası açtığı, davalı tarafından mahkemenin yetkisine itiraz edildiği ve yetkili mahkemenin Ankara ya da Bakırköy İş Mahkemeleri olduğunun belirtildiği, İstanbul 2. İş Mahkemesinin 2011/772 Esas sayılı dosyasında mahkemenin yetkisizliği ile talep halinde dosyanın Bakırköy Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmesine karar verildiğini, mahkeme kararının temyiz edilmeksizin kesinleştiği ve davacı tarafından dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmediği, davacı tarafından İstanbul 2. İcra Müdürlüğündeki dosyanın Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmesinin talep edildiği ve Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün 2012/5933 Esas sayılı takip dosyası üzerinden davalıya yeniden ödeme emri gönderildiği anlaşılmaktadır. Davalıya Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünden gönderilen ödeme emri yetkili İcra Müdürlüğünden gönderilmiş olup takip de geçerli olduğundan mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Mahkemece işin esasına girilerek tarafların delilleri toplanmalı ve oluşacak sonuca göre itirazın iptali isteği hakkında bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, kesinleşen işe iade kararından kaynaklanan alacakların tahsili için yapılan icra takibinde davalının yetkiye ve borca itiraz ettiğini, itirazın iptali için İstanbul 2. İş Mahkemesine dava açıldığını, mahkemece davalının mahkemenin yetkisine itirazının kabulü ile dosyanın yetkili Bakırköy İş Mahkemelerine gönderilmesine karar verildiğini, bunun üzerine kendilerinin başvurusu ile yetkisine itiraz edilen icra dairesinde açılan takip dosyasının yetkili Bakırköy İcra Dairesine gönderildiğini, bu icra dairesince yapılan takibe de davalının mükerrer icra takibi yapıldığını belirterek ayrıca yetkiye ve borca itiraz ettiğini, itirazların haksız olduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamını ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Türk Kızılay Derneği (Dernek) vekili, davacının İstanbul 2. İcra Dairesinde yaptığı icra takibinde yetkiye ve borca itiraz ettiklerini, itirazın iptali için davacının İstanbul 2. İş Mahkemesinde dava açtığını, ancak mahkemenin yetkili olmadığından bahisle yetkisizlik kararı verdiğini, İstanbul 2. İcra Dairesinde yapılan takibe yönelik itiraz kaldırılmamış iken Bakırköy 17. İcra Dairesinde aynı alacak için yapılan takibin mükerrer olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının İstanbul 2. İcra Dairesinde yaptığı takipte davalının icra dairesinin yetkisine ilişkin itirazı hakkında itirazın iptali davasına bakan İstanbul 2. İş Mahkemesince bir karar verilmediği, yetkisizlik kararının mahkemenin kendi yetkisine ilişkin olduğu, bu nedenle İstanbul 2. İcra Dairesindeki dosyanın Bakırköy İcra Dairesine gönderilmesinin usulüne uygun bir işlem olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenle bozulmuştur.
Mahkemece, İstanbul 2. İş Mahkemesinin yetkisizlik kararının mahkemenin yetkisine ilişkin olduğu, mahkemenin yetkisine ilişkin kararın icra dairesinin yetkisini belirleyeceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığı, davalının icra dairesinin yetkisine itirazında yetkili icra dairesinin Ankara İcra Daireleri olduğunu belirttiğine göre yetki itirazının kabulü halinde takip dosyasının ancak Ankara İcra Dairelerine gönderilebileceği, bu durumda İstanbul 2. İcra Dairesinde yapılan icra takibinde icra dairesinin yetkisi konusunda karar verilmeden dosyanın Bakırköy İcra Dairesine gönderilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca icra dairelerinin yetkisi konusunda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (1086 sayılı HUMK/1086 sayılı Kanun/HUMK) 9 ve devamı maddelerinin uygulanması gerektiği, bu hükümlerde işçinin işini yaptığı yer icra daireleri ve mahkemelerinin yetkili olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olay bakımından işçilik alacaklarının tahsili istemi ile başlatılan ilamsız icra takibinde davalı-borçlu tarafından icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz edilmesi nedeni ile açılan itirazın iptali davasında mahkemenin kendisinin yetkisiz mahkeme olduğuna dair kesinleşen kararı üzerine davacı vekilince verilen dilekçe ile kararda gösterilen yer icra dairesine dosyanın nakli sureti ile devam ettirilen icra takibinin geçerli olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre davanın esasının incelenmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, iş mahkemelerinin kurulması, yer itibariyle yetkisi, yargılama usulü, temyiz süresi gibi konular 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununda düzenlenmiş ve iş mahkemelerinde davaların çabuk ve kolay görülmesi için özel usul hükümlerine yer verilmiştir.
12 Ekim 2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 25.10.2017 tarihli ve 30211 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile birlikte bu Kanunun 10’uncu maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olması nedeniyle karar tarihi itibariyle uygulanması gereken 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5’inci maddesindeki “İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz.” düzenlemesi ile iş uyuşmazlıklarında iş mahkemelerinde görülecek davalar bakımından yetkili mahkemeler belirlenmiştir.
Görüldüğü üzere, iş mahkemelerinde yetki kuralı, gerek 1086 sayılı HUMK’un gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (6100 sayılı HMK/HMK) genel yetki kurallarına uygun olup, bu kurallara ek olarak işin yapıldığı yer, yani iş yeri mahkemelerini de yetkili kılmaktadır.
Sözü edilen 5’inci maddenin son cümlesinde “Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılamaz” denilmek suretiyle öngörülen yetki kurallarının sözleşmelerle değiştirilemeyeceği belirtilmiş bulunmaktadır.
Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunun 17.01.1950 tarihLİ ve 1/542–27 sayılı raporunda yer alan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5’inci maddesinin gerekçesinde “Gerek işçi gerek işveren veya vekili tarafından bu kanuna göre iş mahkemesinde açılacak davalarda hangi yer mahkemesinin yetkili olduğunu göstermek üzere tedvinine lüzum görülen bu madde, Hükümet tasarısında derpiş edilmemiş olan bir ihtiyacı karşılamaya matuf bulunmaktadır. Bilhassa işçilerin içinde bulundukları şartlar bakımından, dava olunanın ikametgahı mahkemesinde dava açmaya mecbur kalmalarından doğabilecek güçlüklerin önlenmesi maksadıyla, bu davaların, dava olunanın Medeni Kanun gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde açılabileceği gibi işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili yer mahkemesinde de görülebileceği esası konulmuş, kamu intizamı bakımından konulmuş bu yetki hükmünün hilafına mukavele yapılamayacağı da tashih edilmek suretiyle işverenlerin işçiler tarafından aleyhlerine dava açılmasını güçleştirmek üzere iş mukavelelerinde veya iş yeri dahili talimatnamelerinde başka yargı merci tayin etmeleri önlenmiştir.” şeklindeki açıklama ile, söz konusu yetki kuralının kamu düzenine ilişkin olduğu ve öngörülen yetki hükmüne aykırı sözleşme yapılamayacağı; iş sözleşmelerinde veya işyeri iç yönetmeliklerinde başka yer mahkemesinin yetkili olacağının kararlaştırılamayacağı açık bir şekilde ifade edilmiştir. Başka bir anlatımla, bu yetki kuralı, işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya İş Kanununa dayanan alacak ve hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkları yönünden kamu düzenine ilişkindir.
5521 sayılı Kanunun 5’nci maddesinin kamu düzeni etkisinin ilke olarak, işverene karşı ve yalnız işçinin yararına olduğu, burada işçinin değil işverenin sözleşme serbestisinin kısıtlandığı, bu nedenle anılan maddenin yetki ile ilgili genel hükümleri kaldırmadığı, sadece genel hükümlerle birlikte öngörmüş olduğu, iş yeri esasına dayanan yetkiyi bertaraf edecek anlaşmaları geçersiz kılacağı, geçersizliğin sadece işvereni hedef tuttuğu anlaşılmaktadır (Çenberci, M.: İş Mahkemeleri Kanunu Şerhi, Güzel İstanbul Matbaası, Ankara 1969, s 69-71).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.03.1968 tarihli ve 193 E., 192 K.; 24.04.2013 tarihli ve 2012/9-1435 E., 2013/569 K.; 03.07.2013 tarihli ve 2012/10-1832 E., 2012/427 K.; 25.09.2013 tarihli ve 2013/22-186 E., 2013/1391 K.; 08.02.2017 tarihli ve 2015/22-842 E., 2017/223 K. sayılı kararlarında da aynı hususa vurgu yapılmıştır.
Türk Hukuk Öğretisinde de sözü edilen yetki kuralının kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle sözleşme ile sadece ikametgâh veya iş yeri mahkemesinin yetkisinin kaldırılmasının değil, bunların yetkilerine dokunmaksızın bir başka yer mahkemesinin yetkili kılınmasının da bu kurallara aykırılık oluşturacağı kabul edilmektedir ( Kuru, B: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası, İstanbul 2001, s.1022; Mollamahmutoğlu, H.: İş Hukuku, 3. Bası, s.134; SÜZEK, S.: İş Hukuku, Yenilenmiş 14. Baskı, İstanbul 2017, s. 114; Şahlanan, F.: İş Mahkemeleri ve İş Yargılaması, Cumhuriyetin 75. Yılında Endüstri İlişkilerinde ve Emek Piyasalarının Düzenlenmesinde Devletin Rolü ve İşlevleri, TEİD, III. Uluslararası Endüstri İlişkileri Kongresi, 14-16 Ekim 1998, s.121; Tuncay, C.: İş Mahkemelerinin Yetkisi ve Sözleşme Yasağı, IHD, C.I, Eylül 1969, S.9. sh.765).
Mahkemenin yer itibariyle yetkisi konusundaki hükmün kamu düzenine ilişkin olduğu, belirtilen yetki kuralına aykırı sözleşmelerin geçersiz olduğu madde metninde açıkça belirtildiğine göre, kanun koyucunun iradesine ters düşecek ve sözü edilen hükmün ihlali anlamına gelebilecek yorumlara da değer verilemez.
Hemen belirtmek gerekir ki, 5521 sayılı Kanunun 15’nci maddesinde yer alan; “Bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır” kuralından hareketle, İş Mahkemelerinin yetkisi konusunda yapılacak sözleşmelerin geçerli olacağı kabul edilemez. Çünkü iş mahkemelerinin yer bakımından yetkisi konusu 5521 sayılı Kanunda açık ve kesin bir şekilde düzenlenmiştir. İş Mahkemeleri Kanununun düzenlediği özel yetki kurallarında, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanmasını gerektirir bir boşluk veya belirsizlik bulunmamaktadır.
İş mahkemesinin yetkisi kamu düzenine ilişkin ve kesin yetki olduğundan, buna aykırı sözleşme yapılamaz. Davalı tarafça, süresinde yetki itirazı yapılmasa da bu husus hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır. Hâkim, davanın her aşamasında yetki itirazını dikkate alabileceği gibi, kendisi de resen yetkisizlik kararı verebilir. Yani bu hâlde yetki itirazı ilk itirazlardan değildir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5’inci maddesindeki düzenleme ile kanun koyucu, anılan Kanununun 1’inci maddesi gereğince görevli bulunan iş mahkemelerinin, yer itibariyle yetkisini saptamaktadır. Bu maddenin kapsamı, sadece İş Mahkemeleri Kanununun 1’inci maddesine göre açılacak davalarla sınırlı bulunmaktadır. Diğer Yasalar bakımından, örneğin 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununa göre açılacak davalar, bu maddenin kapsamında dahil değildir. (Uygur, T.: İş ve sosyal Güvenlik Hukukunda Temel Kavramlar, Olgaç matbaası 1980, s.412).
Anılan maddede, kesin yetki kuralı geçerli olup; davacı, iki yer mahkemesinden birisinde, yani davalının ikmetgâhı mahkemesinde veya işçinin işini yaptığı iş yeri mahkemesinde davasını açabilecektir. Buna aykırı sözleşme düzenlenmesi mümkün değildir.
Öte yandan itirazın iptali davası ile ilgili kısaca bilgi vermek gerekir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (2004 sayılı Kanun/İİK) 42’nci maddesinde bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri icraların takip talebi ile başlayacağı ve haciz yolu ile veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas sureti ile de cereyan edeceği belirtilmiştir.
“ İİK, ilâmlı icradan başka, yalnız para (ve teminat) alacakları için, ilâmsız icra yollarını kabul etmiştir. İlâmsız icrada, alacaklının alacağının bir mahkeme ilâmı ile tespit edilmiş olması şart değildir. Yani alacaklı, para alacağı hakkında daha önce mahkemede dava açıp bir ilâm (hüküm) elde etmeye mecbur olmaksızın, para alacağına kavuşmak için, doğruca icra dairesine başvurup, bir (ilâmsız) icra takibi yapabilir (m.58).
İlâmsız icrada, doğruca icra dairesine başvuran alacaklının icra takibi yapabilmesi için elinde bir ilâm bulunmasına gerek olmadığı gibi, alacaklının alacağının bir senede (yazılı belgeye) bağlı olması da gerekli değildir. Alacağı hakkında bir senedi (yazılı belge) bulunmayan alacaklı da, ilâmsız icra yoluna gidebilir; ancak, bu hâlde ilâmsız icra takibinin başarı ile sonuçlanabilmesi için, borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi gerekir. Borçlu ödeme emrine itiraz ederse, alacaklı için mahkemede dava açmaktan (m.67) başka çare yoktur.
Şu hâlde, konusu para olan alacakların cebri icra yolu ile takip edilebilmesi için, bunların daha önce bir mahkeme ilâmı ile hüküm altına alınmış olmasına gerek yoktur. Para alacakları için de, mahkemede dava açarak alınacak, ilâm ile ilâmlı icra takibi yapmak şüphesiz mümkündür.
Fakat İİK, para alacaklarının icrası için bir mahkeme ilâmı alınmasını şart kılmamış, bunlar için “ilâmsız icra” isimli ayrı bir yol kabul etmiştir. Bu yolda alacaklı, elinde bir mahkeme ilâmı olmadan icra dairesine başvurup (m.58), ilâmsız icra usulüne göre alacağına kavuşabilir.
İlâmsız icra, yalnız para alacakları içindir. Para alacakları dışındaki alacaklar için, bir ilâm olmaksızın icra dairesine başvurulamaz. Fakat İİK, kira bedelinin ödenmemesi ve kira süresinin bitmesi hâllerinde, kiralanan taşınmazların ilâmsız icra yolu ile tahliye edilebileceğini, istisnaî olarak kabul etmiştir. Bu istisna dışında, ilâmsız icra, yalnız para alacakları içindir” (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2017, s:24) .
“2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (İİK) 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçladığı bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre içinde açılan davada, borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması hâlinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir ” (Kuru, B: İcra ve İflas Hukuku, 2006, s.219, 223).
Yargıtayın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Başka bir deyişle, itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın mahkeme öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır ( HGK’nın 28.03.2001 tarihli ve 2001/19-267 E., 2001/311 K.; 20.03.2002 tarihli ve 2002/13-241 E., 2002/208 K. ve 25.04.2018 tarihli ve 2017/19-902 E., 2018/973 K. sayılı kararları).
Kaldı ki, itirazın iptali davasını görme yetkisi, takibin yapıldığı yer mahkemesine aittir. O nedenle, mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemesi doğaldır. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda, mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır (Üstündağ, S: İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1995, 6. Bası, s. 101-102) HGK’nın 27.11.2013 tarihli ve 2013/13-372 E., 2013/1606 K. sayılı kararında da aynı yönde tespitlere yer verilmiştir.
Aynı Kanunun “Yetki ve itirazları” başlıklı 50’inci maddesinde;
“Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe salahiyetlidir.
Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. Tetkik mercii tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur.
İki tetkik mercii arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25 inci maddesi hükmü tatbik olunur.” düzenlemesi bulunmaktadır.
Kısaca özetlemek gerekirse, HMK (veya mülga 1086 sayılı HUMK)’daki yetki kuralları ilâmsız icra takiplerinde kıyasen uygulanır. İtirazın iptali davalarında icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazlar da öncelikle incelenmelidir.
İİK’nın atıf yaptığı 6100 sayılı HMK (öncesinde 1086 sayılı Kanun) ve giderek 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5’inci maddesi uyarınca icra takibinin davalı-borçlunun yerleşim yeri veya işçinin işini yaptığı yer icra dairesinde icra takibi yapılması mümkündür.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı işçinin davalı Derneğe ait iş yerinde çalışmakta iken, iş sözleşmesinin feshi üzerine İstanbul 2. İş Mahkemesinin 2009/447 E. sırasında kayden açtığı feshin geçersizliği ve işe iade davasında 18.09.2009 tarihli ve 2009/631 K. sayılı karar ile davanın kabulüne ve davacının işe iadesine karar verildiği, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretinin de belirlendiği, davalı Derneğin temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.12.2010 tarihli ve 2009/14905 E., 2010/37474 K. sayılı kararı ile davalının harçtan muaf olmasına rağmen harçla sorumlu tutulmasının hatalı olduğu gerekçesi ile hükmün bozularak ortadan kaldırılmasına karar verilerek feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine hükmedildiği, ayrıca işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti belirlendiği anlaşılmaktadır.
Davacı vekili işe iade sürecinden sonra davalı Derneğin müvekkilini işe iade kararına uygun biçimde işe başlatmadığından iş sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini ileri sürerek işe iade davası ile ilgili yargılama gideri, mahkeme vekâlet ücreti yanında asıl alacağın faizleri ile birlikte tahsili için 27.04.2011 tarihinde İstanbul 2. İcra Dairesinin 2011/8228 sayılı dosyası ile ilâmsız icra takibi yapmıştır. Ödeme emrinin 04.05.2011 tarihinde tebliği üzerine davalı vekilinin 10.05.2011 havale tarihli dilekçesi ile yetkili icra dairesinin Ankara İcra Daireleri olduğu, bu nedenle İstanbul 2. İcra Dairesinin yetkisiz olduğunu belirterek ayrıca borca ve ferilerine itiraz etmiştir.
Bunun üzerine davacı vekili tarafından davalının itirazın iptali için İstanbul 2. İş Mahkemesinin 2011/772 E. sırasında kaydedilen davayı 06.07.2011 tarihinde açtığı, davalının yetkili mahkemenin davalının yerleşim yerinin bulunduğu Ankara ya da davacının işini gördüğü yer olan Esenyurt Şubesinin bağlı olduğu Bakırköy İş Mahkemeleri olduğundan bahisle mahkemenin yetkisine itiraz ettiği, mahkemece 09.02.2012 tarihinde mahkemenin yetkisizliğine, dava dilekçesinin yetkisizlik nedeni ile reddine, kararın kesinleşmesini müteakip yasal süre içinde başvurulması hâlinde dosyanın yetkili ve görevli Bakırköy İş Mahkemelerine gönderilmesine karar verildiği ve kararın taraf vekillerinin yüzüne karşı tefhim edilerek temyiz edilmediğinden 20.02.2012 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Öte yandan davacı vekili İstanbul 2. İş Mahkemesinin 2011/772 E., 2012/24 K. sayılı kararı ekleyerek İstanbul 2. İcra Dairesinin 2011/8228 sayılı icra dosyasına verdiği 23.02.2012 tarihli dilekçesi ile bu mahkeme kararı uyarınca icra dosyasının Bakırköy İcra Dairesine gönderilmesini talep etmiştir. Bu talep üzerine İstanbul 2. İcra Dairesince 23.02.2012 tarihinde talebin kabulüne karar verildiği, dosyanın 26.03.2012 tarihli yazı ekinde Bakırköy İcra Tevzi Bürosuna gönderildiği ve Bakırköy 17. İcra Dairesinin 2012/5933 sayılı dosyası üzerinden davalıya ödeme emri gönderildiği, ödeme emrinin 02.04.2012 tarihinde tebliği üzerine davalı vekilince 03.04.2012 tarihinde İstanbul 2. İcra Dairesindeki takiple ilgili itirazın kaldırılmadığını, bu nedenle bu takibin mükerrer olduğunu belirterek yetkiye, borca ve ferilerine itiraz ettiği ve eldeki davanın 27.06.2012 tarihinde açıldığı görülmektedir.
Dosya içeriğinden davalı Derneğin yerleşim yerinin Ankara, davacının fesihten önce işini gördüğü yerin Esenyurt olduğu ve işin yapıldığı yerin Bakırköy adli teşkilatı kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda 2004 sayılı İİK’nın 50’inci maddesi atfı ile uygulanması gereken 6100 sayılı HMK ve HMK’nın yetkiye ilişkin özel kanun hükümlerini saklı tutması nedeni ile olayda tatbiki kabil olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5’inci maddesine göre icra takibinin Ankara ya da Bakırköy İcra Dairelerinde yapılması gerektiği, davacının başlangıçta icra takibini yetkisiz icra dairesinde başlattığı ancak daha sonra davalının yetki itirazı üzerine takibini 5521 sayılı Kanunun 5’inci maddesinde öngörülen ve işçi lehine konulan yetki kuralı kapsamında işin yapıldığı yerin bağlı olduğu ve bu nedenle yetkili olan Bakırköy İcra Dairelerine naklettiği, yetkili icra dairesince davalıya yeni ödeme emri gönderildiği anlaşıldığından, mahkemece işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, davanın reddi doğru olmamıştır.
Her ne kadar Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında İstanbul 2. İcra Dairesinde başlatılan icra takibinde icra dairesinin yetkisine ilişkin itiraz hakkında karar verilmeden icra dosyasının Bakırköy İcra Dairelerine gönderilmesinin mümkün bulunmadığı, icra dairelerinin yetkisinin kamu düzeninden olmadığı, bu nedenle davacının davalı Derneğin yetki itirazını kabul etmesi hâlinde icra dosyasının ancak Ankara İcra Dairelerine gönderilmesini talep edebileceği, Bakırköy İcra Dairesinde yapılan işlemlerin usulsüz olduğu, direnme kararının doğru olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.
O hâlde direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 13.12.2018 tarihinde ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY 
Davacı, İstanbul 2. İcra Müdürlüğünde icra takibi yapmış, davalı borçlunun yetkiye ve borca itirazı üzerine İstanbul 2. İş Mahkemesinde itirazın iptali davası açmıştır. İtirazın iptalı davasında davalı borçlu mahkemenin de yetkisine itiraz etmiş, mahkemece yetkisizlik kararı verilerek, dava dosyasının Bakırköy Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ve süresinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi talep edilmemiştir. Davacı, bu yetkisizlik kararı ile İstanbul 2. İcra Müdürlüğüne başvurarak takip dosyasının Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmesini talep etmiş, dosya Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmiş, Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünden davalıya ödeme emri gönderilmiş, davalının mükerrer takip olduğuna, yetki ve borca itirazları üzerine davacı Bakırköy 9. İş Mahkemesinde eldeki itirazın iptali davasını açmış, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, Özel Daire’nin bozması üzerin direnme kararı verilmiştir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5. maddesindeki düzenleme ile iş mahkemelerinin yer bakımından yetkisi kesin bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre iş mahkemerinde açılacak dava, dava tarihinde dava olunan ikametgâhında bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. İş Mahkemesinin yetkisi kamu düzenine ilişkin olup, hâkim tarafından resen göz önünde tutulur ( HGK’nun 24.04.2013 tarihli ve 2012/9-1435 E., 2013/569 K. sayılı ilâmı). Davalı Türk Kızılay Derneği, İstanbul 2. İcra Müdürlüğündeki takip dosyasında Ankara İcra Dairelerinin yetkili olduğunu ileri sürerek icra dairesinin yetkisine itiraz etmiş, borca da itirazını bildirmiştir. İtirazın iptali davasına bakan mahkeme, öncelikle icra dairesinin yetkisine itirazı incelemesi gerekir. Takip, yetkili icra dairesinde yapılmayıp, icra dairesinin yetkisine itiraz yerindeyse, itirazın iptali davasını reddeder. Çünkü itirazın iptali davasının ön şartı, geçerli bir takibin bulunmasıdır. İstanbul 2. İş Mahkemesi, öncelikle icra dairesinin yetkisine itirazı inceleyecekken mahkemenin yetkisine itirazı incelemiş ve Bakırköy İş Mahkemelerinin yetkili olduğuna karar vermiş, temyiz edilmeksizin kesinleşen kararı İstanbul 2. İcra Müdürlüğüne ibraz eden davacı icra dosyasının Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmesini talep etmiş, takip dosyası dairesinin yetkisine itirazı üzerine alacaklı yetki itirazını kabul ederse bunu icra takip dosyasında beyan ederek dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesini talep eder. Alacaklı davacı böyle yapmamış, mahkemenin davaya ilişkin yetkisizlik kararına göre takip dosyası Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmiştir. İş Mahkemeleri Kanundaki yetki kamu düzenine ilişkin kesin yetki ise de, icra dairesinin yetkisi kamu düzenine ilişkin değildir. Bu nedenle, alacaklının yetkisiz bir icra dairesinde takip yapması hâlinde, icra dairesi yetkisizliğini kendiliğinden gözetemez (Prof. Dr. Baki Kuru- İcra İflas Hukuku-1998 Cilt 1 sayfa 178-181). Yani, icra dairesi iş mahkemesinin yetkisizlik kararı ile veya kendiliğinden yetkili gördüğü icra dairesine dosyayı gönderemez. Alacaklının talebi ile borçlunun yetkili bildirdiği icra dairesine dosya gönderilirse, gönderilen icra dairesindeki takip önceki takip dosyasının devamı sayılır, yeniden bir ödeme emri gönderilir. Aksi hâlde, usulünce gönderilmemiş bir takip dosyasını alan icra müdürlüğünün takibinin devamı niteliğinde sayarak ödeme emri göndermesi geçerli olmaz. Takip yetki itirazında bulunulan önceki takibin devamı niteliğinde de sayılmaz, ayrı yeni bir takip de değildir. Bu hâlde halâ İstanbul 2. İcra Müdürlüğündeki yetki itirazı ayaktadır, kaldırılmamıştır, takip de itirazla durmuş vaziyettedir. Bakırköy İcra Müdürlüğünden gönderilen ödeme emrine itiraz üzerine açılan eldeki itirazın iptali davasında öncelikle takibin geçerli bir takip olup olmadığı, usulüne uygun takip yapılıp yapılmadığı ön şart olarak inceleneceğinden, usulüne uygun gelmemiş olan takip dosyasında, İstanbul 2. İcra Müdürlüğündeki takip dosyasının gönderilmesiyle o takibin devamı olarak Bakırköy İcra Müdürlüğünce ödeme emri çıkarılması üzerine borca itiraz ilişkin itirazın iptali davasının usulüne uygun takip olmadığından reddi gerekir. Mahkemece de dava reddedilmiş olmakla hükmün onanması gerekirken bozulmasına dair çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
KARŞI OY 
Davacı alacaklı tarafından işçilik alacaklarının tahsili için İstanbul 2. İcra Dairesinin 2011/8228 E. nolu dosyası ile borçlu dernek aleyhinde ilâmsız icra takibi başlattığı, borçlu vekilinin icra dairesine süresinde verdiği itiraz dilekçesi ile dernek merkezinin Ankara olması nedeniyle yetkili icra dairesinin Ankara olduğunu ileri sürerek icra dairesinin yetkisine ve ayrıca borca itiraz ettiği, davacı alacaklı tarafından İstanbul 2. İş Mahkemesinde itirazın iptali davası açıldığı, borçlunun mahkemenin yetkisine itiraz ettiği, İstanbul 2. İş Mahkemesince derneğin bulunduğu yer ile davacının işini yaptığı yere göre yetkili mahkemelerin Bakırköy ve Ankara İş Mahkemeleri olduğundan mahkemenin yetkisizliğine, süresinde talep edilmesi hâlinde mahkeme dosyasının Bakırköy İş Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, kararın taraflarca temyiz edilmek sureti ile kesinleştiği, davacının mahkeme dosyasını yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmek yerine mahkeme kararını İstanbul 2. İcra Müdürlüğüne ibraz etmek sureti ile icra dosyasının Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmesini talep ettiği bu talep üzerine İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün, takip dosyasını Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderdiği, Bakırköy İcra Müdürlüğünden davalı borçlu derneğe yeniden ödeme emri gönderildiği, borçlunun ödeme emrine karşı icra dairesinde, İstanbul İcra Dairesinde yaptıkları yetki itirazı kaldırılmadan ve yasal bir düzenlemede olmadığı hâlde icra dosyasının Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmesinin usulsüz olduğu gerekçesi ile yeniden gönderilen ödeme emrine itiraz ettiği alacaklı tarafından Bakırköy 9. İş Mahkemesinde itirazın iptali davasının açıldığı mahkemece, İstanbul İcra Müdürlüğünde başlatılan takibe karşı, borçlunun Ankara İcra Dairelerinin yetkili olduğuna ilişkin yetki itirazı kaldırılmadan ve İstanbul 2. İş Mahkemesinde görülen itirazın iptali davasında da Bakırköy İcra Müdürlüğünün yetkili olduğuna dair bir karar verilmeden, İstanbul 2. İcra Müdürlüğü dosyasının Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmesinin usulüne uygun bir işlem olmadığı bu yöndeki itirazın farklı olduğu gerekçeleri ile davanın reddine karar verildiği Yargıtay 22. Hukuk Dairesince ödeme emrinin yetkili Bakırköy İcra Müdürlüğünden gönderilmiş olması nedeni ile takibin geçerli olduğu işin esasına girilmesi gerektiği gerekçesi ile mahkeme kararının bozulmasına karar verildiği, mahkemece direnme kararı verilmesi ve kararın davacı vekilince temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
İlâmsız icra takibinde icra dairesinin yetkisi kamu düzenine ilişkin değildir. İİK. 50/1 fıkrasının göndermesi ile HMK’nın yetki hükümleri (HMK m. 9-27) ilâmsız icradaki yetki hakkında kıyasen uygulanır. Alacaklı yetkisiz bir icra dairesinde takip yapması hâlinde icra dairesi yetkisizliğini kendiliğinden gözetemez. İcra dairesinin yetkisi hakkında yetki sözleşmesi yapılabilir.
İlâmsız icra takibinde borçlu kendisine gönderilen ödeme emrinin tebliğinden itibaren süresi içinde sadece yetki itirazında bulunabileceği gibi esasa (borca veya imzaya) itirazla birlikte yetki itirazında bulunabilir. İtiraz üzerine icra takibi kendiliğinden durur.
Yetki itirazı üzerine alacaklı, borçlunun yetki itirazını kabul eder ise takip dosyasının borçlunun yetkili olarak bildirdiği icra dairesine gönderilmesini ister. Dosyayı alan yetkili icra dairesi borçluya yeni bir ödeme emri gönderir. Borçlu bu yeni ödeme emrine karşı esasa yönelik itiraz edebilir.
Borçlu sadece yetki itirazında bulunmuş olup da alacaklı yetki itirazını kabul etmez ise icra mahkemesinden itirazın kendisine tebliğinden itibaren 6 ay içinde itirazın kaldırılmasını talep edebilir, genel mahkemelerde itirazın iptali davası açamaz, borçlu yetki itirazı ile birlikte borca veya imzaya itiraz etmiş ise icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını veya mahkemede dava açarak itirazın iptalini isteyebilir.
Alacaklı, borçlunun yetki itirazını benimser ise, borçlunun yetkili icra müdürlüğü olarak gösterdiği icra dairesine gönderilmesini talep etmesi ve o yer icra müdürlüğünden yeniden ödeme emri çıkarılması gerekmektedir.
Somut olayda ise alacaklı, itirazın iptal davasına bakan İstanbul İş Mahkemesi, Bakırköy İş Mahkemesi yetkili olduğu gerekçesi ile mahkemenin yetkisizliğine ilişkin karar uyarınca, mahkeme dosyasının yetkili Bakırköy İş Mahkemesine gönderilmesini talep etmesi gerekirken, bu mahkeme kararını İstanbul icra dosyasına ibraz ederek icra takibinin Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmesini talep ettiği, İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün bu talebi reddetmesi gerekirken usule aykırı şekilde icra dosyasının Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderildiği anlaşılmaktadır.
Şu hâle göre icra dosyanın gönderildiği Bakırköy İcra Müdürlüğündeki takip, İstanbul İcra Müdürlüğünün devamı niteliğinde olmadığı gibi ayrı bir takip de değildir.
Bakırköy İcra Müdürlüğünden çıkarılan ödeme emrini borçlunun icra mahkemesinden süresiz şikâyet yolu ile iptal ettirme hakkı vardır. Bakırköy İcra Müdürlüğünden çıkarılan usulsüz ödeme emrine karşı yapılan itirazın iptali davasının da mahkemece bu hususun kendiliğinden göz önüne alınarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, mahkeme kararının onanması gerekirken bozma yönünde oluşturulan Hukuk Genel Kurulunun kararına katılamıyorum.
KARŞI OY 
Genel haciz yoluyla takipte itiraz 2004 sayılı İcra İflas Kanunu 62 vd. maddelerde düzenlenmiştir. Borçlu yapılan icra takibinde yalnızca yetkiye veya borca ilişkin itirazda bulunabileceği gibi hem yetkiye hem borca da itiraz edebilir.
İtirazın hükmü başlığını taşıyan İİK 66. maddeye göre süresinde yapılan itiraz ile takip durur. Bu itirazın hükümden düşürülmesi için kanunda bu başlık altında düzenlenmiş olan itirazın iptali davası açılması ya da itirazın kaldırılması yoluna gidilmesi gerekir. İtirazın iptali davası ya da itirazın kaldırılması yoluyla itirazı hükümden düşüren bir karar alınmadıkça ilâmsız takibe devam edilmesi veya bu sonucu doğuracak biçimde yeni takip işlemlerinin yapılabilmesi mümkün değildir.
Alacaklı yetki itirazını kabul ettiği takdirde dosyanın yetki itirazında belirtilen icra dairesine gönderilmesini isteyebilir ise de bunun dışındaki bir nedenle duran takibi yeniden harekete geçirecek şekilde dosyanın başka bir icra dairesine gönderilmesi, yanlışlıkla gönderilmiş olsa bile aynı icra dosyası üzerinden yeni bir ödeme emri çıkartılması mümkün değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2002 tarihli ve 2001/13-241 Esas, 2002/208 Karar, 28.03.2001 tarihli ve 2001/19-267 Esas, 2001/311 Karar sayılı ilâmları ve kararlılık kazanmış Yargıtay uygulamasına göre mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazı olmasa dahi itirazın iptâli davasına bakan mahkemenin öncelikle takip dosyasında icra dairesinin yetkisine yapılan itirazı incelemesi gerekir. İtirazın iptâli davasının görülebilmesi, geçerli bir icra takibinin varlığına bağlıdır. Ortada geçerli bir takip yoksa itirazın iptâli davasının görülebilmesi usulen mümkün değildir. İcra dairesinin yetkisine yapılan itirazın incelenmesi sonucunda mahkeme kendisinin de yetkili olup olmadığına belirleyecektir. İcra dairesinin yetkisine itiraz halinde bu itiraz usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı sürece geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemez. O nedenle mahkemece icra dairesinin yetkisine de itiraz edildiği durumlarda öncelikle bu itiraz incelenerek sonuçlandırılmalıdır.
Somut olayda İstanbul 2. İcra Müdürlüğünde yapılan icra takibinde borca ve yetkiye itiraz edilmiş ve Ankara icra dairelerinin yetkili olduğu belirtilmiştir. Bu itiraz ile takip durduğundan itirazın hükümden düşürülebilmesi için itirazın iptali davası açılmıştır. Bu davada mahkemenin de yetkisine itiraz edilmiş, mahkemece öncelikle takibin yetkili icra dairesinde yapılıp yapılmadığının incelenmesi gerekirken, bunun yerine mahkemenin yetkisine itiraz incelenmiş ve yetkisizlik kararı verilmiş ancak dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi için süresinde bir başvuru da yapılmamış ve bu davada itirazın iptali sonucunun elde edilebilmesi imkansız hale gelmiştir.
İcradaki yetki itirazını öncelikle incelemeyen mahkeme kararını temyiz etmeyen ve süresi içinde de dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmeyen davacı taraf bunun yerine itiraz sonucu duran takip dosyasındaki yetki itirazı hükümden düşürülmüş olmadığı halde icra dosyasının Bakırköy İcra Müdürlüğüne gönderilmesini istemiş ve orada yeniden ödeme emri çıkartılmasını sağlamış olup bu ödeme emrine itiraz üzerine de bu davayı açmıştır. Yeni çıkartılan ödeme emri yeni bir takip değildir. Çünkü önceki dosyadan bağımsız yeni bir takip yapılmış olmayıp aynı dosya üzerinden yeni bir ödeme emri çıkartılmıştır.
İcra müdürlüğünce icradaki yetki itirazı hükümden düşürülmediği halde, usulsüz olarak dosyanın gönderildiği Bakırköy İcra Dairesi tarafından yeniden ödeme emri tebliğ edilmesi usulsüz olup bu ödeme emrine itiraz edilmiş olması yeniden itirazın iptali davası açılabilmesini mümkün kılmaz. İtirazın iptali davası hak düşürücü süreye tabi olup yeni takip işlemleri ile bu hak düşürücü sürenin etkisizleştirilmesi de kabul edilemez. Borçlu yeni ödeme emrine itiraz ederek usulsüz işlemlere devam edilmesini engelleyebilecek durumda olduğundan ayrıca usulsüz çıkartılan ödeme emrinin iptalini şikayet yoluyla istemek zorunda da değildir.
Mahkemece verilen direnme kararı yukarıdaki esaslara uygun olarak verilmiş olup onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan aksi yönde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Benzer içtihatlar

Leave a Comment