Kamulaştırma bedelinin başka kişilere ödendiği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlali

Yazdırılabilir versiyonu indir

Özet: Başvurucunun taşınmazları üzerinde idari irtifak tesisi için kamulaştırma işlemi yapılmasına rağmen, başvurucunun yurt dışında olduğu tespit edildiği hâlde davaya katılabilmesi dolayısıyla yukarıda bahsedilen itiraz ve beyanlarını sunabilmesi mümkün olamamıştır. Başvurucuya müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanındığı söylenemez. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır. Son olarak müdahalenin taşıdığı meşru amacın dayandığı kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçülü değildir.


TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ


BİRİNCİ BÖLÜM


KARAR

NİLÜFER DEVRİM BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/11857)



Karar Tarihi: 8/5/2019

BİRİNCİ BÖLÜM


KARAR

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler : Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör : Eşref Uğur ŞENOL
Başvurucu : Nilüfer DEVRİM
Vekili : Av. Miray ACER


I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırma bedelinin başka kişilere ödendiği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.


III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:


A. Kamulaştırma Bedelinin Tespiti ve Tescil Davası Süreci

8. Toroslar Edaş İl Müdürlüğü (İdare) tarafından Hatay’ın İskenderun ilçesi Alakop köyü 38 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 20,30 m2 pilon yeri ile 632,11 m2lik irtifak hakkı için kamulaştırma kararı alınmıştır.

9. Uzlaşma görüşmelerinden netice alınamaması üzerine İdare tarafından 24/6/2011 tarihinde İskenderun 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) başvurucu ile birlikte diğer davalılara karşı bedel tespiti ve tescil davası açılmıştır.

10. Dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir tebligatın başvurucuya tebliğ edilememesi nedeniyle Mahkemece başvurucunun tebligata yarar yeni açık adres bilgilerinin tespit edilmesi için ilgili kolluğa 16/9/2011 tarihinde müzekkere yazılmıştır. 13/11/2011 tarihli yazı cevabında başvurucunun hâlen Suudi Arabistan ülkesinde ikamet ettiği ve açık adresinin bilinmediği Mahkemeye bildirilmiştir.

11. Davacı vekili tarafından Mahkemeye sunulan 24/10/2011 tarihli dilekçeyle başvurucunun yurt içi adresi olduğu belirtilen bir adres bildirilmiş ve tebligatın bu adrese çıkartılması talep edilmiştir. Mahkemece belirtilen adrese çıkartılan tebligat 11/11/2011 tarihinde başvurucu ile aynı çatı altında yaşadığı belirtilen oğlu E.D.ye tebliğ edilmiştir.

12. İskenderun Tapu Müdürlüğünün yargılamanın devamı sırasında Mahkemeye göndermiş olduğu yazıda dava konusu 38 parsel sayılı taşınmazın 6/7/2012 tarihli tevhit işlemi sonrasında 3331 parsel numarasını aldığı belirtilmiştir. Ayrıca bu parselin yine aynı tarihte yapılan ifrazen taksim işlemi sonucunda 104 ada 1 ila 7 parsel, 105 ada 1 ila 12 parsel, 106 ada 1 ila 13 parsel sayılı taşınmazlara ayrıldığına değinilmiştir.

13. Mahkemece alınan 28/11/2013 tarihli fen bilirkişisi ek raporunda davaya konu irtifak alanının 105 ada 7 ve 8 parseller ile 106 ada 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazlar içerisinde kaldığı; pilon yerinin ise ifraz işlemi sonrasında imar yolunda kaldığı ifade edilmiştir.

14. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede ifraz işlemi sonrası taşınmazların güncel tapu kayıtlarının dosyaya getirtilmediği görülmektedir. Başvurucu tarafından başvuru formuna ekli olarak sunulan taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde, 105 ada 7 ve 8 parseller ile 106 ada 8 parsel sayılı taşınmazların malikinin tam hisseli olarak başvurucu olduğu, diğer davalıların bu taşınmazlarda hisselerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

15. Mahkeme 3/1/2014 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Kararda, 105 ada 7 ve 8 parseller ile 106 ada 8 ve 9 parseller içerisinde kalan kısımlar yönünden İdare adına daimi irtifak hakkı tesisinin tapuya kayıt ve tesciline hükmedilmiş, davalılar adına yatırılan 9.594,67 TL kamulaştırma bedelinin davalılara ödenmesi kararlaştırılmıştır.

16. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi tarafından 22/4/2015 tarihinde kararın onanmasına hükmedilmiştir.

17. Nihai karar, başvurucu vekiline 17/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.


18. Başvurucu 9/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Diğer Yargısal Süreçler

19. Kamulaştırma bedelinin tespiti davasının davalılarından M.A. 4/9/2014 tarihinde İskenderun 1. Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak Mahkemece hükmedilen ve toplam yirmi üç davalıya ait olan kamulaştırma bedelinin avukatları tarafından hisseleri oranında dağıtılmak üzere kendisine teslim edildiğini ifade etmiştir. Buna göre başvurucuya düşen 727 TL tutarındaki bedeli kendisine vermek istediğini fakat başvurucunun bedeli az bularak teslim almadığını, bu nedenle parayı yatırabileceği bir tevdi mahalli belirlenmesini talep etmiştir.

20. İskenderun 1. Sulh Hukuk Mahkemesi 4/9/2014 tarihinde talebin kabulüne karar vermiştir. Kararda, İskenderun Halk Bankası Merkez Şubesi tevdi mahalli olarak belirlenmiş ve kamulaştırma bedelinin talep eden tarafından bu Bankada başvurucu adına açılacak bir hesaba yatırılmasına hükmedilmiştir.

21. Diğer taraftan başvurucu, kamulaştırma bedelinin kendisinin vekili olmadığı hâlde diğer davalılar vekiline ödenmesi nedeniyle Vakıflar Bankası İskenderun Şubesi çalışanları hakkında 29/4/2014 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı suç isnadına ilişkin eylemin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gerekçesiyle 8/5/2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

22. 4/1/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Taşınmaz malın mülkiyetinin kamulaştırılması yerine, amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın belirli kesimi, yüksekliği, derinliği veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı kurulabilir.”

23. 2942 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kamulaştırmayı yapacak idare, kamulaştırma veya kamulaştırma yolu ile üzerinde irtifak hakkı kurulacak taşınmaz malların veya kaynakların sınırını, yüzölçümünü ve cinsini gösterir ölçekli planını yapar veya yaptırır; kamulaştırılan taşınmaz malın sahiplerini, tapu kaydı yoksa zilyetlerini ve bunların adreslerini, tapu, vergi ve nüfus kayıtları üzerinden veya ayrıca haricen yaptıracağı araştırma ile belgelere bağlamak suretiyle tespit ettirir.”

24. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneği de eklenerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiye ile veya idarece yapılan araştırmalar sonucunda adresleri bulunamayanlara, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28 inci maddesi gereğince ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.”


25. 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir. İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür.

Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez.”

26. 2942 sayılı Kanun’un 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi, mal sahibi için 10 uncu madde uyarınca mahkemece yapılan tebligatla başlar. Mülkiyetin idareye geçmesi, mahkemece verilen tescil kararı ile olur.”

27. 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28. maddesi şöyledir:

“Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.

Yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılamıyan ve ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır.

Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. (Değişik ikinci cümle: 19/3/2003-4829/9 md.) Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir.

Yabancı memleketlerde oturanlara ilanen tebligat yapılmasını icabettiren ahvalde tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini yabancı memlekette bulunan kimsenin malüm adresine ayrıca iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasına koyar.”

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) davanın esasını teşkil eden zararı giderecek tazminatın ulusal mahkemeler tarafından hesaplanması gereken hâllerde kendini bu konuda karar vermeye yetkili görmemektedir. Doğrusu AİHM, kamulaştırılan yerin değerini belirleyecek ve buna karşılık ödenecek tazminatın kriterlerini belirlemede kendini Türk mahkemelerinin yerine koyamaz. Ne var ki somut olaydaki dava dosyası içeriğine göre AİHM, başvurucunun ulusal mahkemelerce hükmedilen tazminat bedelinin mülkün değeri ile makul bir bağlantı kurmadığını gösterebildiğini gözlemlemektedir (Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş./Türkiye, B. No: 30502/96, 24/4/2003, § 38).

30. Halil Göçmen/Türkiye (B. No: 24883/07, 12/11/2013) kararında ise kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar veren AİHM, derece mahkemelerince hükmedilen tazminatın yeterliliğini de ölçülülük bağlamında tartışmıştır. AİHM bu bağlamda öncelikle ulusal mahkemelerin yerine geçerek kamulaştırma bedelini belirleme gibi bir görevinin bulunmadığını ancak mahkemelerin adil veya makul olmayan kararlar verilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtmiştir. AİHM somut olayda kamulaştırmasız el atma tazminatına ilişkin iki ayrı bilirkişi raporu bulunduğuna dikkat çekmiş ve derece mahkemelerince yeterli bir gerekçe gösterilmeden daha az bir bedel öngören raporun hükme esas alınmasının müdahaleyi ölçüsüz kıldığını belirtmiştir (Halil Göçmen/Türkiye, §§ 37-43).

31. Öte yandan Tkachenko/Rusya (B. No: 28046/05, 20/3/2018) kararında AİHM, iç hukuktaki düzenlemelere aykırı olan bir müdahalenin de hukukilik ölçütünü karşılamadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte herhangi bir usule aykırılığın müdahalenin hukukiliğiyle uyumsuz kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu bağlamda AİHM, hukukun doğru biçimde uygulanması ve yorumlanması konusunda sınırlı bir yetkisi olduğunu ve ulusal mahkemelerin yerine geçme gibi bir sorumluluğu olmadığını ancak bu kararların açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatasından yoksun olmaması gerektiğini vurgulamıştır (Tkachenko/Rusya, § 52). AİHM sonuç olarak somut olayda iç hukukta öngörülen kamulaştırma usulüne aykırı davranıldığını tespit ederek mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir (Tkachenko/Rusya, §§ 53-58).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 8/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; yurt dışında yaşadığını, kendisine tebligat yapılmadan davaya devam edildiğini, yargılamaya dâhil edilmediğini, bu nedenle dava sürecinde kamulaştırma işlemi ve kamulaştırma bedeline yönelik itirazlarını sunamadığını, yargılamadan karar verildikten sonra haberdar olduğunu ve hükmü temyiz ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu, davaya konu taşınmazlardan üçünün sadece kendisine ait olduğunu, diğer davalıların bu taşınmazların maliki olmadıklarını, buna rağmen diğer davalılar yönünden de davanın kabul edildiğini ve kendisine ait olan kamulaştırma bedelinin de diğer davalılar vekiline ödendiğini belirtmiştir.

34. Başvurucu; pilon yerinin ifraz sonrası yola terk edilen kısımda kalmasına rağmen taşınmazlarının kamulaştırılmasının hatalı olduğunu, kamulaştırma bedelinin eksik tespit edildiğini, dava açılmasına sebebiyet vermemesine rağmen aleyhine vekâlet ücretine hükmedildiğini savunmuştur. Diğer taraftan başvurucu kamulaştırma bedelinin kendisinin vekili olmamasına rağmen diğer davalılar vekiline ödenmesinde banka görevlilerinin kusuru olduğunu ifade etmiştir. Sonuç olarak başvurucu tüm bu nedenlerle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

35. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun, taşınmazları kamulaştırılmasına rağmen uzlaşma ve yargılama sürecine dâhil edilmemesi sonucunda kamulaştırma işlemi ve kamulaştırma bedeline yönelik itirazlarını sunma hakkından yoksun bırakıldığından ve kamulaştırma bedelinin kendisine ödenmemesinden yakındığı anlaşılmakla başvurucunun tüm şikâyetleri mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

38. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu irtifak hakkı tesis edilen taşınmaz tapuda başvurucu adına kayıtlı olduğundan mülkün varlığında bir tereddüt bulunmamaktadır.


b. Müdahalenin Varlığı ve Türü

39. Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı, taşınmazın altını ve üstünü de kapsamaktadır. Bu itibarla taşınmaz maliki, mülkiyet hakkından kaynaklanan yetkilerini taşınmazın üzerinde ve altında da kullanabilir. Nitekim 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 718. maddesinde; arazi üzerindeki mülkiyetin, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsadığı açıkça ifade edilmiştir. Bu itibarla taşınmazın üstünde teleferik ve benzeri ulaşım hatları ile her türlü köprü, taşınmazların altında ise metro ve benzeri raylı taşıma sistemlerinin yapılması mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşımaktadır (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). Dolayısıyla somut olayda başvurucunun taşınmazının bir bölümünden enerji nakil hattı geçirilmesi amacıyla idari irtifak tesis edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.


40. Somut olayda başvurucuya ait taşınmazlar üzerinden geçen elektrik telleri nedeniyle idari irtifak tesis edilmiştir. Taşınmazın alt veya üst katmanlarına olayda olduğu gibi el atılması mülkten kısmen yoksun bırakma sonucuna yol açmaktadır. Bu suretle mülk sahibi taşınmazın bir bölümü olan üstündeki hava katmanından mahrum kalmaktadır. Buna göre başvurucunun taşınmazından enerji nakil hattı geçirilmesi amacıyla idari irtifak tesis edilmesi suretiyle yapılan müdahalenin mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir (Şevket Karataş [GK], B. No: 2015/12554, 25/10/2018, § 42).

c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

41. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

42. Anayasa’nın 35. maddesinde, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Kanunilik

43. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

44. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz, 2942 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunduğu kuşkusuzdur.

ii. Meşru Amaç

45. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53,56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
46. Somut olayda taşınmazlar üzerinden geçen elektrik telleri nedeniyle yapılan irtifak kamulaştırması işleminin kamu yararı amacına dayandığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

47. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

48. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

49. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

50. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göre devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyet alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa’da belirlenen usul güvenceleri izlenerek yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, § 11).

51. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, 35. maddeye bir aykırılık oluşturmayacaktır. Kamulaştırma, Anayasa’da özel mülkiyetin kamuya geçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından sona erdirilmesidir (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).

52. Kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında, gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği ifade edilmiştir. Kamulaştırma yapılan hâllerde gerçek karşılık, kamulaştırma yapılması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmayı karşılayan tutardır. Bu itibarla kamulaştırma yapılması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmayı karşılayacak düzeyde bir tazminatın ödenmediği durumlarda somut olayın koşulları da gözetilerek müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna ulaşılabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Saadet Esin, B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).

53. Anayasa’nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

54. Başvuru konusu olayda başvurucunun maliki olduğu taşınmazın üzerinden geçen elektrik telleri nedeniyle irtifak kamulaştırması yapılmasına karar verilmiştir. Pazarlık görüşmeleri sonucunda maliklerle bedelde uzlaşmanın mümkün olmaması üzerine İdare tarafından Alakop köyü 38 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 20,30 m2 pilon yeri ile 632,11 m2 irtifak hakkına yönelik kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açılmıştır. Davanın devamı sırasında davaya konu parselin tevhit ve ifraz işlemleri görmesi üzerine taşınmaz 105 ada 7 ve 8 ile 106 ada 8 ve 9 parsellere ayrılmıştır.

55. Başvurucu, bu taşınmazlardan 106 ada 9 parsel sayılı taşınmaz dışındaki diğer taşınmazların malikinin kendisi olduğunu diğer davalıların bu taşınmazlarda hisselerinin bulunmadığını öne sürmektedir. Başvurucu tarafından sunulan tapu kayıtlarından 6/7/2012 tarihinde gerçekleşen ifraz işlemi sonucunda belirtilen taşınmazların tam hisseyle malikinin başvurucu olduğu görülmektedir. Buna göre tapu kayıtları başvurucunun beyanını doğrulamaktadır. İlk derece mahkemesince tapu müdürlüğünden taşınmazın ifraz görüp görmediği sorulmuş ise de ifraz işlemi sonrasında oluşan taşınmazların yeni tapu kayıtları dosya arasına getirtilmemiştir.

56. Somut olayda dava dilekçesi ve duruşma gününün başvurucuya tebliğ edilememesi üzerine Mahkemece başvurucunun adresinin araştırılması yoluna gidilmiştir. Kolluk araştırması sonucu gelen müzekkere cevabından başvurucunun o tarihte yurt dışında yaşadığı ve yurt dışı adresinin de bilinmediğinin tespit edildiği görülmektedir. Başvurucunun yurt dışında yaşadığı adres araştırmasıyla sabit olmasına rağmen Mahkemece davacı vekilinin beyanı üzerine başvurucunun yurt içi adresi olduğu belirtilen bir adrese tebligat çıkartılmıştır. Hâlbuki başvurucu 2942 sayılı Kanun’a göre ancak asliye hukuk mahkemesinin yapacağı tebligat üzerine idari yargı mercilerinde kamulaştırma işlemine karşı dava açabilir. Ancak somut olayda başvurucunun ilk derece mahkemesi önünde kamulaştırma işlemine ve kamulaştırma bedelinin belirlenmesi ile diğer hususlara ilişkin itirazlarını sunma olanağı bulamadığı anlaşılmaktadır.
57. Başvurucu ayrıca elektrik direğinin isabet ettiği pilon yerinin ifraz işlemi sonrasında yolda kalmasına rağmen kamulaştırma işleminin yapılmasının hukuka aykırı olduğunu öne sürmüştür. Nitekim somut olayda taşınmazın ifrazı üzerine alınan 28/11/2013 tarihli bilirkişi ek raporunda pilon yerinin ifraz işlemi sonrasında imar yolunda kaldığı ifade edilmiştir. Derece mahkemesince başvurucunun bu iddiası yönünden olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kamulaştırma işleminin yalnızca başvurucunun taşınmazı üzerinden geçen elektrik telleri nedeniyle meydana gelen irtifak alanına yönelik olduğunu belirtmek gerekir.

58. Öte yandan başvurucu davaya konu üç taşınmazın kendisine ait olduğunu davalı Ş.A.nın da diğer taşınmazın maliki olduğunu, diğer davalıların malik sıfatlarının bulunmadığını buna rağmen diğer davalılar yönünden de dava kabul edilerek lehlerine kamulaştırma bedeline hükmedildiğinden yakınmıştır. Başvurucunun ifraz işlemi sonrasına ilişkin sunmuş olduğu tapu kayıtları bu durumu doğrulamasına rağmen derece mahkemelerince bu yönde bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bunun yanında başvurucunun somut davada bir vekille temsil edilmediği açık olmasına rağmen başvurucuya ait olan kamulaştırma bedelinin diğer davalılar vekiline ödendiği anlaşılmaktadır.

59. Sonuç olarak, somut olayda başvurucunun taşınmazları üzerinde idari irtifak tesisi için kamulaştırma işlemi yapılmasına rağmen, başvurucunun yurt dışında olduğu tespit edildiği hâlde davaya katılabilmesi dolayısıyla yukarıda bahsedilen itiraz ve beyanlarını sunabilmesi mümkün olamamıştır. Diğer taraftan başvurucunun davanın sonucuna etki edebilecek itirazları hakkında derece mahkemelerince yeterli bir değerlendirme yapılmadığı da görülmektedir. Buna göre başvurucuya müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanındığı söylenemez. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır. Son olarak müdahalenin taşıdığı meşru amacın dayandığı kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçülü değildir.

60. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

62. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

63. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

64. Mehmet Doğan kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir, derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

65. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi, kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır. Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usul işleminin hak ihlalini giderecek şekilde yeniden -veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa- yapılması icap etmektedir. Buna karşılık ihlalin idari işlem veya eylemin kendisinden ya da -derece mahkemesince yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de- derece mahkemesi kararının sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği hâllerde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan, doğrudan, mümkün olduğunca dosya üzerinden, önceki kararının aksi yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).

66. Başvurucu yeniden yargılama yapılması ya da tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

67. Somut olayda başvurucunun taşınmazının kamulaştırılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetine yönelik olarak derece mahkemelerince yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, başvurucunun davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve itirazlarının karşılanmadığı tespit edilmiştir.

68. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Dolayısıyla kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İskenderun 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Buna göre ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yapılacak yargılamada mülkiyet hakkının ihlaline yol açan uyuşmazlığın çözümüne etkili, ayrı ve açık yanıt gerektiren başvurucunun iddialarının derece mahkemelerince yeterli ve makul bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İskenderun 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2011/525, K.2014/15) GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.


Başkan Üye Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN


Üye Üye
Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Benzer içtihatlar

Leave a Comment