1. Anasayfa
  2. Anayasa Mahkemesi Kararları
  3. Abdülkadir Karaboğa vd. Başvurusu / Makul Sürede Yargılama Hakkının İhlali

Abdülkadir Karaboğa vd. Başvurusu / Makul Sürede Yargılama Hakkının İhlali

Yazdırılabilir versiyonu indir
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULKADİR KARABOĞA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2014/14510)
Karar Tarihi: 25/10/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan : Burhan ÜSTÜN
Üyeler : Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör : Özgür DUMAN
Başvurucu : 1. Abdulkadir KARABOĞA
2.Abdulmecit KARABOĞA
3.Bedrettin KARABOĞA
4.Halit KARABOĞA
5.Kenan BUDAK
6.Mehmet KARABOĞA
7.Suut KARABOĞA
8.Şükrü KARABOĞA
9.Karaboğa Gıda Tarım Hayvancılık Turizm İnşaat Sanayi
    ve Ticaret A.Ş.
Vekilleri : Av. Mahir KARABOĞA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; bir suç isnadı kapsamında mal varlığına tedbir konulması ve bu tedbirin uzun bir süre devam etmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 5/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuşlardır.
4. 2014/14510 numaralı bireysel başvuru ile aynı tarihte yapılan 2014/14511, 2014/14512, 2014/14514, 2014/14515, 2014/14517, 2014/14518 ve 2014/14519 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden hukuki irtibatlarının bulunması nedeniyle 2014/14510 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. 2014/14513 numaralı bireysel başvuru dosyası da yine aynı gerekçeyle 2014/14510 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Başvuru Tarihine Kadar Yaşanan Gelişmeler
9. Başvurucu Kenan Budak, başvurucu Karaboğa Gıda Tarım Hayvancılık ve Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin (Şirket) nakliye işlerini yürüten çalışanı olup diğer başvurucular ise bu Şirketin ortaklarıdır.
10. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucular hakkında Şirket aracılığıyla resmî belgede sahtecilik, kara paranın aklanması, kaçakçılık ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarını işledikleri şüphesiyle 2003/156 soruşturma sayılı dosyasında ceza soruşturması başlatılmıştır.
11. Soruşturma sırasında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 18/7/2003 tarihinde başvurucuların bütün mal varlığına ve üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacaklarına tedbir konulması talep edilmiştir. Mardin Sulh Ceza Mahkemesinin aynı tarihli kararı ile başvurucuların bütün hak ve alacaklarının dondurulmasına, tasarruf yetkilerinin tamamen kaldırılmasına, mal, kıymetli evrak ve diğer değerlerin zaptına, hak ve alacaklar üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda diğer başvurucuların taşınmazları yanında başvurucu Şirketin Mardin ili Kızıltepe ilçesi Cumhuriyet Mahallesi’nde bulunan 532 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına da 18/8/2013 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi konulmuştur.
12. Cumhuriyet Başsavcılığının 15/3/2004 tarihli iddianamesi ile başvurucuların resmî belgede sahtecilik, kara paranın aklanması, kaçakçılık ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarından cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucuların 1998 yılında Irak’a çok az miktarda göstermelik mal gönderip gerçekte ihraç etmedikleri mallar için ihracat yapmış gibi sahte gümrük çıkış beyannameleri düzenledikleri ileri sürülmüştür. İddianame ile ayrıca başvurucuların hayalî ihracata konu mallar için vergi iadesi aldıkları, ihracata konu malların bedeli olarak gösterilen ve yurda sokulan paranın kaynağının ise belli olmadığı belirtilmiştir.
13. Yargılama sırasında Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) yapılan 4/6/2004 tarihli oturumda, duruşmaya katılan başvurucular Abdulkadir Karaboğa ve Şükrü Karaboğa’nın savunma ve sorguları tespit edilmiştir. Mahkeme, çağrı kâğıdı tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya katılmayan Mehmet Karaboğa, Bedrettin Karaboğa, Abdulmecit Karaboğa, Halit Karaboğa ve Suut Karaboğa hakkında ise zorla getirme kararı vermiştir. Öte yandan 17/5/2007 tarihinde Halit Karaboğa, 24/7/2008 tarihinde de Suut Karaboğa, Mehmet Karaboğa ve Bedrettin Karaboğa için yakalama emirleri çıkarılmış; 9/9/2008 tarihinde bu yakalama kararları yerine getirilmiştir. Mahkeme 27/10/2009 tarihli oturumda Adli Tıp Kurumundan imza karşılaştırması raporu alınmasına karar vermiş, 23/3/2012 tarihli oturumda rapor sürecinin tamamlandığı belirtilmiştir.
14. Mahkeme 26/9/2012 tarihinde, kaçakçılık, kara paranın aklanması ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarından açılan davaların zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı düşürülmesine karar vermiştir. Mahkeme, resmî belgede sahtecilik suçundan ise 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204 maddesinin (2) numaralı fıkrası, 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve 62. maddesinin uygulanarak gerçek kişi başvurucuların ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca adli emanette kayıtlı eşyaların delil olarak saklanmasına, başvuruculara ait taşınmazlar üzerine konulan tedbirlerin ise karar kesinleştiğinde kaldırılmasına karar vermiştir.
15. Başvurucular 5/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. Başvuru Tarihinden Sonra Yaşanan Gelişmeler
16. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19/11/2015 tarihli ilamıyla kara paranın aklanması ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturma suçlarından davanın düşürülmesine ilişkin hükümler onanmıştır. Daire, kaçakçılık suçundan davanın düşürülmesine ilişkin hükmü ise hüküm tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin geçmediğini belirterek bozmuş ancak temyiz inceleme gününe kadar zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle davanın düşürülmesine karar vermiştir. Daire, resmî belgede sahtecilik suçundan da temyiz inceleme gününe kadar zamanaşımının gerçekleşmiş olması nedeniyle davanın düşürülmesine karar vermiştir.
17. Mahkeme 10/12/2015 tarihinde de Bedrettin Karaboğa adına kayıtlı Mardin ili Kızıltepe ilçesi Cumhuriyet Mahallesi’nde bulunan 51 ada 4 ve 5 parsel ile 61 ada 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki tedbirlerin kaldırılması için bildirimde bulunmuştur. Mahkeme ayrıca 24/12/2015 tarihinde, başvuruculardan Şükrü Karaboğa adına kayıtlı Mardin ili Kızıltepe ilçesi Koçhisar Mahallesi’nde bulunan 538 ada 6 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılması hususunda Kızıltepe Tapu Müdürlüğüne yazı göndermiştir.  Ayrıca başvurucu Şirkete ait 532 ada 1 parsel sayılı taşınmaz da 27/8/2013 tarihinde H.K.’ya satılarak tapuya tescil edilmiştir. Mahkemece 13/1/2016 tarihinde ise Mersin Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünden başvurucular dışındaki sanıklardan biri olan M.D. adına kayıtlı 33 B 4695 plaka sayılı araç üzerindeki tedbirin kaldırılması istenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Eşya veya kazancın muhafaza altına alınması ve bunlara el konulması” kenar başlıklı 123. maddesi şöyledir:
“(1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınır.
(2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya el konulabilir.”
19. 5271 sayılı Kanun’un “El koyma kararını verme yetkisi” kenar başlıklı 127. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, el koyma işlemini gerçekleştirebilir.”
20. 5271 sayılı Kanun’un “Taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma” kenar başlıklı 128. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;
a) Taşınmazlara,
b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,
c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba,
d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara,
e) Kıymetli evraka,
f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına,
g) Kiralık kasa mevcutlarına,
h) Diğer malvarlığı değerlerine,
el konulabilir. Somut olarak belirlenen Bu taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, el koyma işlemi yapılabilir. …”
21. 5271 sayılı Kanun’un “Tazminat istemi” kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
 j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”
22. 5271 sayılı Kanun’un “Tazminat isteminin koşulları” kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”
B. Uluslararası Hukuk
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mülk sahibinin cezai takibatın doğrudan bir tarafı olmadığı hâllerde dahi bu yargılama sırasında mülk ile ilgili olarak bir tedbirin uygulanması durumunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin medeni hak ve yükümlülükler yönünden uygulanabilir olduğunu değerlendirmiş (Ali Esen/Türkiye, B. No: 74522/01, 24/7/2007, § 22; Yıldırım/İtalya (k.k.), B. No: 38602/02, 10/4/2003; Rummi/Estonya, B. No: 63362/09, 15/1/2015, § 64; C.M./Fransa (k.k.), B. No: 28078/95, 26/6/2001); Ali Esen/Türkiye kararında yargılamanın sonucunun başvurucu üzerinde mülkiyet hakkı yönünden bir etkisinin mevcut olduğuna değinmiştir (Ali Esen/Türkiye, § 22). AİHM buna göre, şikâyet edilen yargılamanın başvurucunun mülkiyet hakkını etkilediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde, devam eden yargılamada geçen süreyi dikkate alarak başvurucunun makul sürede yargılama hakkının ihlaline karar vermiştir (Ali Esen/Türkiye, §§ 24-26). Rummi/Estonya kararında da AİHM, başvurucunun kocasının mirasçısı olması nedeniyle kocasına ait değerli madenlere el konulmasından ve müsaderesinden etkilendiğini vurgulamıştır. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının söz konusu fıkra anlamında bir medeni hak olan mülkiyet hakkı nedeniyle uygulanabilir olduğunu ifade eden AİHM, başvurucunun bu medeni hakkına ilişkin uyuşmazlığın bir mahkeme tarafından karara bağlanması hakkına sahip olduğunu ifade etmiş (Rummi/Estonya, § 64) ve Hükûmetin itirazını reddederek başvuruyu adil yargılanma hakkı yönünden de incelemiştir. Aynı başvuruda AİHM, toplam 8 yıl 2 ay 14 gün süren yargılama nedeniyle başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Rummi/Estonya, §§ 115-121).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları
25. Başvurucular suç isnadı kapsamında kamu makamlarınca mal varlığı, hak ve alacakları üzerine konulan tedbirler nedeniyle diledikleri gibi tasarrufta bulunma imkânından yoksun bırakıldıklarını belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca, bu tedbir 10 yılı aşkın bir süredir devam ettiği için ticari faaliyetlerinin önemli ölçüde zarar gördüğünden yakınmışlardır. Başvurucular bu sebeplerle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).
27. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir hukuk yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle derece mahkemelerinde ve olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması çerçevesinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 16-20).
28. Başvurucular öncelikle yargılama sırasında bütün mal varlıkları üzerine tedbir konulduğundan yakınmışlardır. Gerçekten de soruşturma sırasında Sulh Ceza Mahkemesinde başvurucuların bütün mal varlığı üzerine tedbir konulmasına karar verildiği görülmektedir. Bununla birlikte başvuru formu ve eklerinde başvurucuların hangi mal, hak ve alacakları yönünden fiilen veya kayden tedbir konulduğu yönünde herhangi bir açıklamada bulunulmamış; buna ilişkin hiçbir bilgi veya belge de ibraz edilmemiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden dava dosyası incelendiğinde ise yalnızca başvurucuların taşınmazlarının tapu kaydına tedbir şerhi konulduğu görülmüştür (bkz. § 11). Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/9/2012 tarihli kararında da başvurucuların taşınmazları üzerine konulan tedbirin kaldırılmasına karar verilmiş (bkz. § 14), karar kesinleştikten sonra da başvurucular Bedrettin Karaboğa ve Şükrü Karaboğa adına kayıtlı taşınmazlar üzerindeki tedbir şerhleri kaldırılmıştır. Hâlbuki başvurucuların bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddia ve şikâyetlerini somut bilgi, belge ve delillerle temellendirmesi gerekmektedir (Bu konudaki genel ilkeler için bkz. S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20). Buna göre, Anayasa Mahkemesinin başvurucuların yerine geçerek sunulmayan olgu ve vakıalardan hareketle birtakım çıkarımlar yapması veya kendiliğinden bilgi, belge ve delil toplaması mümkün değildir.
29. Başvuru konusu olayda ise başvurucular, sonradan üzerinden tedbirin de kaldırıldığı anlaşılan taşınmazların dışında başkaca bir mal varlıkları, hak veya alacakları üzerinde fiilen bir tedbir uygulandığını veya böyle bir tedbirin uygulanmaya devam ettiğini ortaya koyamamışlardır. Bu durumda başvuru konusu olayda başvurucuların şikâyetlerinin taşınmazları üzerine hukuka aykırı ve ölçüsüz olarak tedbir uygulanması ve tedbirlerin uygulanmasının makul süreyi aşması nedeniyle zarara uğradıkları iddiasıyla sınırlı olduğu değerlendirilmektedir.
30. 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendinde, eşyasına veya diğer mal varlığı değerlerine koşulları oluşmadığı hâlde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer mal varlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen kişiler için tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.
31. Görüldüğü üzere kimi durumlarda, devam eden yargılamalarda da tazminata hükmedilebildiği gözetildiğinde 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde düzenlenen yol bir yandan başvurucunun maruz kaldığı el koyma işleminin hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı ile 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435, K.2013/21106 sayılı kararları). Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunun bu şikâyetler açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunduğu belirtilerek bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle bu yolun tüketilmesi gerektiği kabul edilmiştir (Konu ile ilgili çok sayıda karar arasından bkz. Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429, 30/3/2016, § 28; Yıldıray Soysal, B. No: 2014/14887, 17/11/2016, §§ 47-50; Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016; §§ 66-69).
32. Somut olayda başvuru tarihinden önce Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/9/2012 tarihli kararı ile başvurucuların taşınmazları üzerindeki tedbir şerhlerinin kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir. Karar kesinleştiğinde de Mahkemece 10/12/2015 ve 24/12/2015 tarihlerinde taşınmazlar üzerindeki tedbir şerhleri kaldırılmıştır. Başvurucuların başkaca bir mal varlıkları ile ilgili konulmuş veya devam eden bir tedbir olduğu da bireysel başvuru kapsamında saptanamamıştır. Başvurucuların koruma tedbirleri nedeniyle mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürdükleri zararların giderilmesi yönündeki şikâyetlerine ilişkin olarak ise zararlarının tazmini bakımından etkin bir yol olan 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunma imkânlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak başvurucular somut olayda bu hukuk yoluna müracaat etmemişlerdir. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu ileri sürülen iddialara ilişkin olarak başvuru yollarının usulünce tüketilmediği anlaşılmaktadır.
33. Açıklanan gerekçeyle mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Karaboğa Gıda Tarım Hayvancılık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin Şikâyeti Yönünden
34. Başvurucu Şirket, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
35. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
36. Anayasa’nın 36. maddesinde korunan adil yargılanma hakkının kapsamı bu maddede düzenlenmemekle birlikte bu hakkın kapsam ve içeriği, Anayasa’nın yargılamaya ilişkin diğer maddeleri ve Sözleşme’nin 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (Latif Hacıbekiroğlu, B. No: 2014/6011, 22/9/2016, § 31).
37. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar”ın ve bir “suç isnadı”nın esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla bir uyuşmazlığın adil yargılanma hakkı kapsamında incelenebilmesi için ya bir suç isnadına ilişkin bulunması ya da medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili olması gerekmektedir.
38. Somut olayda başvurucu Şirket, başvuruya konu ceza yargılamasının tarafı değildir. Bu itibarla başvurucu yönünden somut olaydaki uyuşmazlığın suç isnadına ilişkin olduğu söylenemez. Bununla birlikte, el koyma veya müsadere kararı malikin mülkiyet hakkını etkilemektedir. Mülkiyet hakkının bir medeni hak olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Dolayısıyla ceza mahkemesi tarafından yürütülse bile el koyma ve müsadereye ilişkin yargısal sürecin medeni hak ve yükümlülükler kapsamında bir uyuşmazlık olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin adil yargılanma güvencelerinin başvurucunun taşınmazlarına tedbir konulmak suretiyle el konulmasına ilişkin yargısal süreç yönünden de uygulanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır (Musa Doğan ve Abdulhalik Ay, B. No: 2014/13154, 16/2/2017, § 44).
39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
40. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 50, 52).
41. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
42. El koyma kararının başvurucunun mülkü üzerindeki etkisi dikkate alındığında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının başvurucu Şirketin mal varlığına ihtiyati tedbir konulduğu 18/8/2003 tarihi ile el koymaya ilişkin sürecin kesinleştiği Yargıtay 7. Ceza Dairesinin kısmen onama ve kısmen ise düşmeye ilişkin ilamın verildiği 19/11/2015 tarihi esas alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alınarak başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde başvurucu yönünden yaklaşık 12 yıl 3 ay sürdüğü anlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
2. Diğer Başvurucuların Şikâyetleri Yönünden
44. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
46. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34)
47. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (B.E., § 29).
48. Somut olayda başvuruculardan Abdulmecit Karaboğa’nın zorla getirme kararı yoluyla savunmasının alınabildiği, başvurucular Suut Karaboğa, Mehmet Karaboğa, Bedrettin Karaboğa ve Halit Karaboğa’nın ise haklarında yakalama emri çıkarılmak durumunda kaldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla yargılamanın uzaması bakımından bu başvurucuların da kusurları söz konusudur. Ancak dava dosyası incelendiğinde başvurucular dışındaki sanıklar hakkında da zorla getirme ve yakalama kararları verildiği görülmektedir. Ayrıca yaklaşık üç yıl boyunca Adli Tıp Kurumundan rapor düzenlenmesinin beklendiği, bazı duruşmaların çeşitli kurumlardan bilgi ve belge toplanması için talik edildiği, Cumhuriyet savcısına esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere iki ayrı oturumda süre verildiği ve heyet değişikliği nedeniyle duruşmanın talik edildiği de görülmektedir. Ayrıca zamanaşımı nedeniyle düşürülen davada temyiz süreci de 3 yıl 2 ay sürmüştür. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 12 yıl 4 ay sürdüğü anlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
50. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…”
51. Başvurucular, ayrı ayrı manevi ve maddi tazminat taleplerinde bulunmuşlardır.
52. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
53. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında -şikâyet konusu davadaki taraf sayısı da dikkate alındığında- başvurucular Karaboğa Gıda Tarım Hayvancılık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., Abdulkadir Karaboğa, Kenan Budak ve Şükrü Karaboğa’ya ayrı ayrı net 12.600 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Diğer başvuruculardan Abdulmecit Karaboğa, Suut Karaboğa, Mehmet Karaboğa, Bedrettin Karaboğa ve Halit Karaboğa’ya ise yargılamanın uzamasında kısmen de olsa bu başvuruculara atfedilebilecek gecikme dönemleri söz konusu olduğundan ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında şikâyet konusu davadaki taraf sayısı da gözetilerek ayrı ayrı net 8.800 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
54. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucular Karaboğa Gıda Tarım Hayvancılık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., Abdulkadir Karaboğa, Kenan Budak ve Şükrü Karaboğa’ya ayrı ayrı net 12.600 TL, başvurucular Abdulmecit Karaboğa, Suut Karaboğa, Mehmet Karaboğa, Bedrettin Karaboğa ve Halit Karaboğa’ya ayrı ayrı net 8.800 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2004/97, K.2012/141) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2017  tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Bu karar yardımcı oldu mu?

Related Articles

Leave a Comment

Haftalık bültenimize kaydol!

Haftalık bültenimize kaydol!

Her Cuma sabahı, bizden haberler ve haftanın öne çıkan içtihat özetleri e-posta adresine gelsin.

Bültene kaydolduğun için teşekkürler :)