1. Anasayfa
  2. Anayasa Mahkemesi
Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesi

  • Ali Kıdık Başvurusu / Süresiz Erişim Engelleme Tedbirinin Ölçülü Olarak Değerlendirilemeyeceği

    Demokratik bir hukuk devletinde -güdülen amaç ne olursa olsun- sınırlamalar özgürlüğün kullanılmasını ölçüsüz biçimde ortadan kaldıracak düzeyde olamaz. Somut olayda başvuruya konu haber ve yazılar belirsiz bir süre için engellenmiş görünmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu kısıtlamanın belirli bazı yazılara ilişkin olduğu ve sınırlı etkileri olduğu iddia edilse bile müdahalenin önemi azalmamaktadır. Bir soruşturma veya dava sonuçlanıncaya kadar kişilik haklarına yapılan müdahalenin geçici olarak durdurulması amacıyla bir internet yayınına erişimin engellenmesi kabul edilebilse bile somut olayın koşullarında ilgili ve yeterli gerekçe olmadan tedbir mahiyetinde alınan bir kararın süresiz olarak etki göstermesi ölçülü olarak da nitelendirilemez. 
  • Abdülkadir Aslan vd. Başvurusu

    Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 12 yıl 8 aydır devam eden yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
  • İLETİŞİMİN TESPİTİ KARARI KAPSAMINDA ELDE EDİLEN DELİLLERİN BASINA SIZDIRILMASI – SORUŞTURMA AŞAMASINDA İFŞA EDİLEN TELEFON GÖRÜŞMELERİNE İLİŞKİN YETERLİ ARAŞTIRMA YAPILMASI GEREKTİĞİ – HABERLEŞME HÜRRİYETİNİN İHLALİ

    Özet: Kamuoyunda "Ergenekon soruşturması" adıyla anılan soruşturma kapsamında iletişimin tespitine karar verilen başvurucunun telefon görüşmelerinin soruşturma tamamlanmadan basına sızdırılması sonucu, bu görüşmelerin bazı ulusal gazetelerde ve televizyon kanallarında yayınlanması ve iddialara ilişkin haberler yapılması; ifşa edilmemeye yönelik gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle haberleşme hürriyetinin maddi boyutunu ve basına sızan telefon görüşmeleri ile ilgili yeterli ve etkili araştırmanın yapılmamış olması nedeniyle usule ilişkin boyutunu ihlal etmektedir.
  • İlker Başer Bireysel Başvurusu

    Davanın etkili yürütülmemesi, yaşam ve maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiği.
  • İDARİ DAVA YARGILAMASININ UZUN SÜRESİ – MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKKININ İHLALİ – MANEVİ TAZMİNAT

    Özet: Başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğunun tespit edilmediği, başvuruya konu uyuşmazlığın idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olduğu, 2577 sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sonuç olarak 19 yıl 10 ayı bulan yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır. Başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden başvurucuya 28.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
  • Ayşe Yıldırım Başvurusu / Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali

    Derece mahkemelerinin, uyuşmazlığın dayanağını teşkil eden olgunun öğrenildiği tarih ile ilgili her somut olay özelinde bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapma yolunu tercih etmeleri mahkemeye erişim hakkının korunmasına yönelik en uygun yaklaşım tarzı olacaktır. Aksi düşüncenin kabulü ile sadece uyuşmazlığın konusuna ya da davanın türüne göre genel ve ilkesel bir yaklaşım benimsenerek varsayımdan hareketle olgunun öğrenildiği, dolayısıyla dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi ve bu yoruma göre geçen süreden sonra öğrenilmiş bir olguya dayalı olarak dava açılamayacağının kabul edilmesi, dava açılmasını aşırı derecede zorlaştıracak ve hatta imkânsız hâle getirebilecektir.
  • Gülseven Yaşer Başvurusu / Makul Sürede Yargılanma Hakının İhlali

    Başvuruya konu davada dört ayrı davanın birleştirildiği  ve seksen dört sanığın yargılandığı, bu nedenle davanın karmaşık nitelikte olduğu; başvurucunun yargılama süresinin önemli bir kısmında yurt dışında bulunması sebebiyle yargılama sürecinin uzamasında kusurunun bulunduğu ileri sürülebilirse de başvurucunun  kurgusal nitelikte olan, soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kişilerce oluşturulmuş sahte delillere dayanılan bir dava sürecine muhatap kılındığı anlaşılmaktadır. Davada verilen beraat kararı sıradan bir beraat kararı değildir. Bu dava, gerekçeli kararda da belirtildiği gibi delillerin kanuna aykırı bir şekilde elde edildiği, el konulan deliller üzerinde sahteciliğin yapıldığı, benzer tüm dava dosyalarında özel olarak belirlenmiş aynı kişilerin tüm soruşturma aşamalarında görev aldığı,  maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için sanıklar ve müdafiileri tarafından yapılan pek çok talebin kanuna uygun gerekçe gösterilmeden reddedildiği,  soruşturma ve kovuşturma makamında görev alanların belli bir grup ya da yapı adına hareket ettiklerine dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu bir davadır. Başvurucunun yargılama sürecinin uzamasında kusurunun bulunduğu kabul edilebilir olmakla birlikte soruşturma ve kovuşturma makamlarının kusurunun başvurucunun kusurunun ötesine geçtiği anlaşılmaktadır. Yargılama sürecinin uzunluğu, büyük oranda soruşturma ve kovuşturma makamlarının eylemlerinden kaynaklanmaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda 6 yıl 7 aylık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
  • Roche Diagnostic Turkey A.Ş. Başvurusu

    "Bir alacağın; mahkeme hükmü, hakem kararı veya idari bir kararla yeterli derecede icra edilebilir kılındığının ortaya konulması hâlinde mülk olarak kabul edilmesi gerekir. Bu kapsamda kamu kurum ve kuruluşlarının borç ikrarı içeren alacakları ödememesi, mülkiyetten barışçıl yararlanma ve mülkiyete saygı ilkesinin ihlali anlamında gelecektir."
  • Kazım Pirinççioğlu Başvurusu

    Özet: Anılan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda başvurucu aleyhine 24/5/1988 ve 26/9/1988 tarihlerinde açılan davalarda sırasıyla 28 yıl 7 ay ve 28 yıl 3 aydır devam eden yargılama sürelerinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.